Kürt sorununda müzakere sürecine kapı mı aralanıyor?

İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Yeğen, ‘buzdolabına kaldırılan’ müzakere sürecine dönmenin mümkün olup olmadığına dair bir değerlendirme yazısı kaleme aldı.

Yeğen, Al Jazeera Türk’te yer alan yazısında, PKK ve devlet tarafının açıklamalarına dikkati çekerek, şunları ifade etti:  

TARAFLARIN AÇIKLAMALARI

“PKK cenahı müzakerelere dönmeye hazır olduğunu bildiriyor bildirmesine, lakin müzakerelere devletin tepe mevkilerinin kabul edecek gibi görünmediği bir yerden, Dolmabahçe mutabakatı üzerinden dönebileceğini söylüyor. Devletin tepe mevkii, Cumhurbaşkanlığı ise, ‘ne müzakeresi, ne mutabakatı, son terörist teslim oluncaya ya da imha edilinceye kadar’ pozisyonunda.”

Bu açıklamaların ‘müzakerelere kapı aralanıyor mu” sorusuna evet demeyi zor kıldığını belirten Yeğen, bununla beraber bu açıklamalarla uyumlu olmayan gelişmeler ve işaretler olduğuna da dikkati çekti. Yeğen, ‘işaretler’i ise özetle şöyle açıkladı:

“İşaretlerden ilki yine PKK cenahından. PKK cenahı bir zamandır işlerin beklentilerinden farklı bir biçimde geliştiğini, hendek savaşı stratejisinden çekilmeye hazır olduğunu ve üçüncü bir göz nezaretinde müzakerelere hazır olduğunu bildiriyor.

“Ancak bu cenahtaki daha kararlı açıklamalar HDP’den gelmiş görünüyor. HDP, 24 Temmuz’la başlayan sürecin hemen başında aldığı, ancak uzun müddet sürdüremediği çatışma karşıtı pozisyona yeniden kuvvetli bir dönüş yapmış durumda ve istikrarlı bir biçimde müzakerelere dönülmesi çağrısı yapıyor.

“Bu durum, HDP’nin silahsız siyasetin çözüm işinde etkin bir enstrüman olabileceğine dair bir özgüveni yeniden edinmiş olduğunu ve bu pozisyonunun PKK tarafından da kabul edileceğine kani olduğunu gösteriyor.

“Üçüncü bir işaret de devlet cenahından. Davutoğlu’nun “2013 Mayıs’ına dönülürse ...” açıklaması, devletin tepesinde müzakerelere geri dönülmesi için neyin gerektiğine dair “PKK’nin ülke dışına çekilmesi” ve “PKK’nin teslim olması” türünden bir farklılığın olduğunu gösterdi.

“Dördüncü ve hiç de hafifsenemeyecek bir işaret de ABD’den geldi. ABD’nin Ankara Büyükelçisi, bildiğim kadarıyla ilk kez bu kadar net bir açıklama yaparak PKK’yi silah bırakmaya çağırdı ve bu itibarla da hem Kürt meselesinin Türkiye kısmının da ABD’nin ilgi alanında olduğunu bildirdi, hem de doğrudan bir çağrıda bulunmuş olarak PKK’yi muhatap aldığını gösterdi.

“Bu kadarıyla bu işaretlerin öyle aman aman kuvvetli işaretler olduğunu düşünmek mümkün değil. Lakin bu işaretler öyle durup dururken verilmiş işaretlere de benzemiyor. Aksine, muhtemelen Kürt meselesini ve devletle PKK arasında yürüyen çatışma durumunu çevreleyen şartların değişmesiyle ilgili işaretler bunlar. Yine muhtemelen, tarafların müzakerelere dönüp dönmemek kararını giderek daha kuvvetli bir biçimde etkileyecek değişikliklerle ilgili işaretler.”

DEĞİŞEN ŞARTLAR

Yazısında devamla, müzakerelere dönme ya da dönmeme kararını tarafların saf iradesine (keyfine) bağlı olmaktan çıkarabilecek bazı değişiklikleri de sıralayan Mesut Yeğen, bunları da şöyle sıraladı:

“İlk değişiklik daha ziyade şehir ya da hendek savaşlarının gidişatıyla ilgili ve hem PKK’nin, hem HDP’nin, hem de devletin kararlarını etkileyecek türden bir değişiklik, daha doğrusu bir sonuç. Belli ki, hendek savaşları PKK’nin beklediği türden bir sonuç üretmedi. Bir kere aylardır yürüyen şehir savaşlarına Kürt kitleleri itibar göstermedi bu belli; ama bunun kadar önemlisi Kürtler şehir savaşları boyunca büyük bir fiziki ve insani yıkım yaşadı ve sıradan Kürtlerin nazarında bu yıkımın faili devlet olmakla beraber yol vereni PKK oldu.

“Bu hal PKK açısından yeni kararlar almayı teşvik eden bir yeni durum demek çünkü PKK şehir savaşları öncesinde Kürtler nezdinde sahip olduğu moral üstünlüğe artık sahip değil.

“Aynı durum HDP açısından da bir karar aralığı durumu oluşturuyor; çünkü HDP’nin 24 Temmuz sonrasında ısrar ettiği siyasi mücadele çizgisinin o kadar hafifsenmemesi gerektiği başta PKK, çoklarınca anlaşılmış bulunuyor.

“Şehir savaşlarının gidişatı devlet açısından da bir karar aralığına işaret ediyor çünkü her ne kadar devlet PKK’yi şehirlerde etkisizleştirmekte ve ‘PKK yenildi’ fikrini kamuoyuna kabul ettirmekte başarılı olmuş görünüyorsa da, işlerin o kadar yolunda gitmediği de ortada.

“Şundan: Bir kere şehir savaşları devletin beklediğinden uzun ve maliyetli olmuş görünüyor. İkincisi, yaşanan bütün eziyete rağmen Kürt kalabalıklarının devlete yanaştığına dair bir işaret yok. Üçüncüsü, bütün kayıplara karşın PKK’ye katılımların durmadığı anlaşılıyor. Dördüncüsü, Türkiye kamuoyunun önemlice bir kısmı giderek PKK’nin şehir savaşlarında etkisizleştirilmesiyle yetinmeyip daha fazlasını isteyen bir ruh haline kapılıyor.

“Son olarak, devlet PKK’yi şimdi yenmenin ne PKK’yi ne de Kürt meselesini bitirmek demek olmadığını iyi biliyor. Bütün bunlar, devlet açısından da, 24 Temmuz civarında alınan çatışmaya dönme kararını oluşturan şartlardan farklı şartların oluştuğunu, bu itibarla da yeni kararların alınmasını mümkün, hatta gerekli kılan bir karar aralığının oluştuğunu gösteriyor.

ROJAVA ETKENİ

“Kürt meselesini çevreleyen şartlardaki değişikliklerin ikincisi Suriye’yle, Rojava’yla ilgili. Çözüm sürecinin çökmesine dair analizlerde başlangıçta epey ihmal edilmişti ama 24 Temmuz civarında değişen bir başka şart da Türkiye’nin Suriye siyaseti olmuştu. Malum, 24 Temmuz civarında Türkiye, Suriye ve IŞİD siyasetinde müttefiki olduğu ABD çizgisine daha yakın bir siyaset takip etmeye koyulmuştu. Türkiye’nin bu siyaset değişikliğinden bugüne Suriye ve Rojava’da olanlar, PKK’nin endişe ettiğinin, Türkiye’ninse arzu ettiğinin çok altında sonuçlar üretti.

“Söz konusu değişiklik, ne PKK’nin endişe ettiği gibi PYD’ye Rojava’da mevzi kaybettirdi, ne de Türkiye’nin arzu ettiği gibi Türkiye’ye ve Suriye’deki müttefiklerine Suriye’de mevzi kazandırdı. Başka bir deyişle, geride kalan birkaç ay içerisinde, hem devlet hem de PKK Suriye ve Rojava’da işlerin akıbetini şekillendirmede Türkiye’nin rolünün sınırlı olacağını idrak etmiş oldu.

“Bu, hem PKK hem de devlet için kararlarını yenilemeyi teşvik eden bir yeni durum çünkü PKK açısından Rojava’nın akıbeti 24 Temmuz’a nazaran daha güvenli, devlet için de Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonu 24 Temmuz’a nazaran daha zayıf.

“Türkiye’nin ve PKK’nin Suriye ve Rojava’daki müstakbel rollerine dair bu zorunlu uzlaşma her iki taraf için de çatışma sürecinin akıbetine dair yeni kararlar almayı teşvik eden bir duruma işaret ediyor.

ABD SAHNE ALIYOR

“Kürt meselesini çevreleyen şartlardaki değişikliklerin sonuncusu ve bugün olmasa da yakın gelecekte daha önemli olabilecek olanı, ABD’nin hem Rojava hem de PKK meselesine angaje olmasıyla ilgili.

“Hem devlet, hem de PKK için şu belli: ABD, Kürt meselesinin Rojava ve Güney Kürdistan kısmıyla olduğu kadar kuvvetli bir biçimde olmasa da Türkiye ve dolayısıyla da PKK kısmıyla da ilgilenmeye hazırlanıyor ve çok muhtemelen de ne Türkiye’nin ne de PKK’nin beklentilerine uygun biçimde ilgilenmeye hazırlanıyor.

“Türkiye ile PKK arasındaki ihtilafta şimdiye kadar kararlı bir biçimde Türkiye’nin yanında yer almış olan ABD, gerek PKK-PYD’nin Rojava’da gösterdiği anti-IŞİD performansa, gerekse de Türkiye’nin Kürt meselesinin giderek Güney Kürdistan ve Rojava’yla içiçe girmesine bağlı olarak PKK’ye dair tutumunu revize etmenin işaretlerini veriyor. Söz konusu revizyon, kuvvetle muhtemel, Türkiye’yi küstürmeyecek bir revizyon olacaksa da halen önemli ve hem devlet hem de PKK açısından çatışma ve müzakere işlerine dair yeni kararlar almayı teşvik eden bir gelişme.

'MÜZAKERELERE KAPI MI ARALANIYOR?' SORUSU

Özetle, Kürt meselesinin 24 Temmuz’dan bugüne kadarki seyrinde yaşananlar çatışma ya da müzakere işlerine dair kararları giderek her iki taraftan kuvvetli figürlerin iki dudağından çıkacak iki kelama bağlı olmaktan çıkaran bir hal alıyor. “Müzakere sürecine kapı mı aralanıyor” sorusunun giderek daha sık sorulmasını mümkün kılan işaretler de bu halle ilgili olsa gerek..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
tije 8 ay önce

kürt sorunum muıtlak süretle olumlu plarak açıklığa kavuşturulsun istiyoruz.müzakerelere olumlu devam edilsin .