'KCK, tek taraflı devam eden süreci fiilen bitirdi'

Dr. Mustafa Peköz / Sendika.Org

Geçen hafta ‘Öcalan, pratik-politik değeri olmayan görüşmelerden çekilmeli’ başlığı adlında yazdığım makaleye yönelik farklı tepkiler geldi. Hiç şüphesiz ki, herkes kendi durduğu politik pencereden sorunu analiz ediyor. Kendi perspektifleri çerçevesinde bir kısım değerlendirmeler yapıyor. Olması gereken de budur. Sürecin nasıl ilerlediğini ve nereye geldiğini objektif olarak analiz ettiğimizde, şişirme ve gerçeği yansıtmayan ‘büyük’ kazanımların olmadığını çok daha net görebiliriz.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat, 17 Ekim’de Sterk TV’de şöyle konuştu:

“Gelinen aşamada süreç zaten bir tıkanmayı yaşıyor. Bu da AKP’nin, devletin tutumundan kaynaklı bir durumdur. Sürece yaklaşımı AKP’nin baştan beri hep pragmatik oldu, taktiksel bir yaklaşımı esas aldı, çözüme dönük hiçbir samimi yaklaşımı gelişmedi. Süreci biz geliştirirken diğer taraftan hükümet, devlet ciddi bir tasfiye planı içerisinde oldu. Barajların yapımı bir askeri plandır. Karakolların yapımı, koruculuk sistemi, KCK tutuklularıdır. Şu anda KCK adı altında BDP çalışanlarından 10 bini aşkın tutuklu var. Yıllardır bu insanlar içerde çürütülüyor. Buna yönelik hiçbir gelişme olmadı. Önderliğimizin koşullarında hiçbir değişiklik olmadı. Tecrit olduğu biçimiyle devam etti. Dışarıyla teması yok. Avukatlarıyla görüşmesi yok. Avukatları dahi tutuklu. Yani kısacası hiçbir biçimde devlet ve AKP tarafından sürecin ilerlemesi, demokratik çözümün gerçekten yani, hani sorunun çözümüne dönük bir ortamın, bir atmosferin oluşturulması, bu anlamda yasal bir prosedüre kavuşturulması için herhangi bir adım olmadı. Süreç diyalog üzerinden, tartışma üzerinden hep gitti.”

Sürecin Kürtlere ciddi ve stratejik kazanımlar getirmediğine ilişkin en iyi özet bu olsa gerek. Devlet adına hareket eden AKP’nin oluşturduğu Kürt politikasının arka ve ön planı artık bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış durumda: Kürtleri önce politik olarak tasfiye etmek, eğer bu tutmazsa toplumsal olarak etkisizleştirmek, bu da olmazsa bu kez böldürmek. Bütün bunların başarılması için sistemin bütün ideolojik, politik ve örgütsel aygıtları kullanılıyor. Erdoğan’ın akıl hocası olmakla övünen Yalçın Akdoğan ile AKP’nin basındaki temsilcilerinden Abdulkadir Selvi’nin bir kaç haftadır, Kürt Özgürlük Hareketi’nin yöneticilerine yönelik yürüttükleri psikolojik savaş, aynı zamanda sürecin nereye doğru evirileceğine dair önemli ipuçları veriyor.

Biliyoruz ki, Kürtlere yönelik stratejiyi Milli Güvenlik Kurulu (MGK) belirliyor, AKP hükümet olarak pratikleştiriyor. Devletin Kürt politikası, ‘Misak-ı Milli’ sınırları içerisinde ‘tek devlet, tek bayrak, tek vatan ve tek millet’ çizgisinde yürüyor. Bu bakımdan anayasanın ilk dört maddesinde devlet partileri uzlaşmış durumda. Bugün AKP, Ortadoğu’nun en stratejik meselesi haline gelen Kürtlerin politik geleceğine dair biçimsel bazı adımlar atarak, süreci devlet lehine kullanmaya çalışıyor.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin çözüm politikası ise, esasen Kürtlerin siyasal ve toplumsal taleplerinin kabul edildiği ‘demokratik çözüm’ üzerinde şekilleniyor. Sekiz ay önce başlayan sürecin sağlıklı yürümesi ve sonuç alınabilmesi için, çözüm süreci esasen üç temel madde ile sınırladı. Peki süreç nasıl işledi veya işliyor? “Anadilde eğitim, eşit vatandaşlık ilkesi ve demokratik özerklik” taleplerinin kabulüne dair en ufak bir değişiklik olmadı. Çünkü MGK Genel Sekreterliği’nin ve MİT Müsteşarlığı’nın birlikte uygulamaya koyduğu politikalarda Kürtlerin stratejik talepleri bulunmuyor.

Devlet adına AKP, süreci bütünlüklü olarak kontrol ediyor ve kendisinin belirlediği politikayla tek taraflı işletiyor. Sürecin hiç bir aşamasında Kürt tarafını muhatap almadığını ve almayacağını da sık sık vurguluyor. Öyle ki süreci kontrol etmek için İmralı’ya gidecek heyeti de kendisi belirliyor. Örneğin, Ahmet Türk’e, Altan Tan’a ve Sırrı Süreyya Önder’e ambargo uyguladı. Geçen hafta da BDP eş başkanı Selahattin Demirtaş’ı ambargoya dahil etti. Erdoğan, açıktan tehdit ediyor: ‘AKP’yi eleştirirseniz, süreci bitiririm.’

Devlet adına süreci yönettiği iddia edilen MİT’in, KCK’nin Öcalan’a gönderdiği 2 tane mektubu teslim etmediği ortaya çıktı. Pervin Buldan:“Bir önceki görüşmeden sonra Kandil’e girmiştik. Kandil’in Sayın Öcalan’a iletilmek üzere verdiği mektupları biz Adalet Bakanlığı aracılığıyla İmralı’ya iletilmesini istemiştik. Zaten mektuplar bu yolla iletiliyor. Fakat bu görüşmede öğrendik ki Kandil’in mektupları hala Sayın Öcalan’a verilmemiş…” Bütün bunlarla yapılmak istenen, sürecin bütünlüklü olarak devletin belirlediği politik projeye göre yönetildiğini, Kürt tarafının bu sürecin sadece bir yardımcı unsuru olduğunu vurgulamaktır.

8 aylık süreç ele alındığında, Kürtlerin ne tür stratejik bir kazanımı var? KCK’nin ve Öcalan’ın başında beri belirttiği ve ayrıca devlet heyetiyle yapılan sözlü anlaşmaların hangisi yaşama geçirildi? Bir tek örnek bulunmuyor. Bazen Kürt Hareketine pozitif görünmek için zorlamalara dayanarak yapılan değerlendirmeler, sadece AKP’nin politikalarına meşuriyet kazandırır. Bu bakımdan Kürtlerin çok sayıda kazanımları olduğu gibi zorlamaya dayanan biçimsel yorum ve analizler işin gerçeğini değiştirmiyor. Ayrıca ‘AKP bu işi altı ayda çözer, çözecek’ gibi hayal dünyasında yaşamaya gerek yok.

Kürt Hareketi, devletin politik hilelerini görüyor ve sürecin olumsuz olduğunun farkındadır. KCK Yürüme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu şöyle diyor: “…Biz bu süreci kabul etmeyeceğiz. AKP bu süreci öyle götüreceğini düşünüyorsa aldanıyor… AKP sanmasın, biz kendisine seçim kazandırmak için bu çatışmasızlığı sürdürmeyiz. Biz aptal değiliz, süreci çözüm olsun diye yaptık. Önderliğimiz ile oturup müzakere yapsınlar diye yaptık. AKP ciddi olmalıdır.” Demek ki, AKP’nin amacı, KCK şahsında Kürtleri tasfiye etmektir. Sanıldığı gibi amaçlarının, Kürt sorununu çözmek, ya da demokratik bir süreci başlatmak olmadığı anlaşılıyor.

AKP’nin BDP’ye yönelik ambargosunu da değerlendiren Karasu: “Bence heyetin oraya gitmemesi lazımdı. Demirtaş çıkarılınca heyet gitmemeliydi. Ciddi tutum alınmalıydı. Kürt sorunu gibi ciddi bir sorun var, 100 yıllık bir sorun var. BDP önemli bir parti, onun eş başkanı var. Eleştiri yapmış diye onu götürmüyor. PKK ve BDP’ye sürekli küfür ediyorsun ama sana küçük bir eleştiri yapıldığı zaman her şeyi yapıyorsun…” BDP, politik iradesini ve kararlığını göstermesi gerekiyor. AKP’nin belirlediği politikalara göre hareket ederse, edilgen kalır, rölünü oynayamaz. Bu bakımdan gerektiğinde politik inisiyatifi koyabilmelidir.

Hozat, “Paket çözüme dönük bir şey ortaya çıkarmadı. Paketin içerisinde aslında AKP zihniyeti çıktı. Erdoğan’ın kendisi çıktı. Demokratik çözüme yönelik hiçbir şey çıkmadı pakette. Bu da şunu ortaya koydu. AKP oyalama, aldatma, çürütme siyasetini devam ettirecek. Bunun da ifadesi oldu aslında. AKP bu paketle bunu deklare etti. Ben şimdiye kadar yürüttüğüm siyaseti, inkarı, tasfiye siyasetini, aldatma siyasetini devam ettireceğimin ifadesi oldu.”

AKP’nin politik yönelimlerinin bu düzeyde berrak bir tarzda ortaya konulması ve sürecin fiilen bitmiş olduğunun ilan edilmesi, gelecekteki politik kararları ve yönelimleri nasıl etkileyecek? Bu sorunun yanıtı aynı zamanda çözüm sürecinin anahtarını verecektir. Devletin belirlediği sürecin peşine takılmadan, Kürtlerin kendi politik kararlarını yaşama geçirmek için alacağı kararlar sadece Kuzeydeki Kürtler için değil, aynı zamanda hem bütün Kürt coğrafyasındaki, hem de Ortadoğu’daki değişimleri etkilemek bakımından da son derece önemlidir.

Karasu “Süreci fiili olarak AKP bitirmiştir. Kürtleri ve önderliği muhatap almayarak süreci bitirmiştir…” Hozat da: “Sürecin kendisi önderliksiz gitmez yani. Kürt sorunu da önderliksiz çözülmez. Bunu devletin kendisi de biliyor. Önderliğin süreçten çekilmesi demek, sürecin büsbütün ortadan kalkması ve büyük bir mücadele ve savaş sürecinin başlaması demektir…” Ayrıca AKP, Kürtleri ve Öcalan’ı muhatap almıyorsa, amaçları Kürtleri yok etmekse, BDP’yi tehdit ediyorsa, aslında olmayan ‘süreç’ fiilen değil tamamen bitmiştir. Devlet’in uyguladığı planın içerisinde BDP, KCK ve Öcalan’ın olmadığı gerçeğini kabul etmek gerek. Devlet, Öcalan’ı sürecin temel aktörü olarak işlevli kılmak istemiyor.

KCK Yöneticileri, devletin kendisine göre belirleyip uyguladığı sürecin bittiğini vurguladılar. Geriye şöyle bir sorun gündeme geliyor. Eğer süreç bitmişse, görüşmeler içerisinde Öcalan’ın bundan sonraki rolü ne olacak? Bu sorunun yanıtını sürecin nereye doğru evirileceğini ortaya koyacaktır.

Devlet, Öcalan ile görüşmeler yapılıyormuş havası vererek, süreci böylelikle sürdürmeyi planlıyor. Ayrıca Öcalan ile KCK Yöneticileri arasında çelişki yaratmaya çok özel bir önem veriyor. Öyle ki, Yalçın Akdoğan, KCK karşısında Öcalan’ı savunuyormuş havasına giriyor. Bu yöntem aslında Öcalan’ı itibarsızlaştırma stratejisinin çok ince taktikleridir. Sanki Öcalan, devletin her istediğini yapıyor, Kandil/KCK bunu engelliyor veya boşa çıkarıyor. Pozitif olarak yansıtılan bu yönelimin arka planında Öcalan’a karşı güvensizlik geliştirmek, politik itibarını düşürmektir.

40 yıldır Ortadoğu’nun karmaşık güç ilişkilerinde mücadele eden Kürt Hareketi, böyle kurnazca yürütülen basit, politik değerden yoksun oyunlara itibar etmeyeceğini sistemin uzmanları biliyor. Ancak mesele bunun dışında olup devletin politik yönelimini görmek ve bilince çıkartmak bakımından bu gerçeklere dikkat çekmekten yarar var.

Süreci kendi lehine devam ettirmek için her türlü oyunu devam ettiren devlet, politik hilelerini 31 Mart 2014 tarihine kadar sürdürmeye çalışacak. Bu süreci istediği gibi yönetirse, özellikle 2014 Newroz’unda yeni oyalama taktiklerini devreye sokarak 2015 seçimlerine hazırlanacaktır. AKP’nin politik arka planı budur, kimse başka bir şey beklemesin.

Ancak belirleyici olan Kürt Hareketinin politik-pratik tutumdur. Özellikle politik, askeri, toplumsal boyutları bakımından alacağı kararlar süreci belirleyecektir. Devletin tasfiye politikası kesintisizce devam ediyorsa, Rojava’da El Nusra’yı Kürtlerin üzerine saldırtıyorsa, Kürtlerin politik temsilcilerini muhatap almıyorsa, tersine baskılarını arttırıyorsa, süreci tek başına belirliyorsa, ve süreç esasen bitmişse, Kürtler politikalarını ve pratik yönelimlerini yeniden netleştirmelidirler. Bu bakımdan Öcalan’ın süreci devam ettirmesinin politik bakımdan bir önemi kalmadı. MİT temsilcileri Öcalan ile görüşmelerine rağmen, Öcalan’ın doğrudan ‘yok hükmünden’ sayılarak sürecin dışında tutulmasına karşı Öcalan’ın alacağı pratik tutum önemlidir. Öcalan’ın Pervin Buldan’a “Umarım görüşürüz. Umarım devlet ve hükümet böyle bir tarihi hata yapmaz” biçimindeki uyarısı, devletin Öcalan’a yaklaşımına dair bir ip ucu veriyor. Dahası, sürecin bittiğine dair KCK’ye bir mesaj veriyor. Öcalan’ın KCK’nin politik değerlendirmelerine uygun karar alması, Kürt Hareketinin devlet karşısındaki politik iradesi ve kararlılığı çok daha güçlü ve etkili kılacaktır..

Bir başka önemli bir nokta KCK Yürütme Konseyi üyesi Sabri Ok tarafından dile getirildi: “AKP’nin 10 yıllık iktidarında hiçbir iktidara göstermediğimiz şansı sunduk. Bunun 6 yılı ateşkes ile geçti. Artık kararını vermelidir.” AKP’nin bugünkü politik ve örgütsel güce ulaşmasında Kürt Hareketi’nin kritik dönemlerde almış olduğu kararların önemli bir etkisi var. 6 yıl ateşkes ile geçti ama karşılığında stratejik hiç bir açılım olmadı. “Kürt’ü, Önderliği muhatap almıyor. Sen bir toplumsun demiyor. Ben seni bir toplum olarak görmem, ben seni bir toplumun öncüsü olarak muhatap almam demek sömürgeci, egemenlikçi zihniyettir.” Devletin, AKP’nin ve Erdoğan’ın politik bakış açısı budur. Bu gerçeği bilerek hareket etmek önemlidir. Kürt Hareketi artık objektif olmalıdır. AKP’ye verilen kredinin sıfırlandığını açıklaması ve tek taraflı yürütülen sürecin tamamen bittiğinin ilan edilmesi, Kürtlerin kendi geleceğini belirlemesi bakımından da önemlidir.

Karasu, “Kendi sistemimizi kuracağız. AKP’ye karşı da direneceğiz…” Sisteme karşı direnişi örgütlemek önemlidir. Önemli olan bunun nasıl sağlanacağıdır. Biliniyor ki, Kürtlerin toplumsal taleplerinin kazanımı, sadece Kürtler için değil, Anadolu’da yaşayan bütün halklar için stratejik öneme sahiptir. Kürt Özgürlük Hareketi bu sürecin motor gücüdür. Bu bakımdan alacağı politik karar devlet kadar, toplumsal güçleri de etkileyecektir.

Bu bakımdan geçen hafta belirttiğim gibi, “müzakere somut bir plana bağlanmadan, resmi politik heyet görüşmelerine geçilmeden, heyetlerde kimlerin yer alacağı kamuoyuna önceden deklare edilmeden, Kürtlerin stratejik talepleri kamuoyuna deklare edilmeden, Öcalan, fiilen bitmiş olan sürecin dışında kalacağını ve çekileceğini deklare etmelidir.”

Böylelikle KCK’nin alacağı her politik karar, Öcalan’ın politik gücünü ve devlet karşısındaki pozisyonunu çok daha fazla güçlendirecektir. Devleti adım atmaya zorlayacak olan Kürt Hareketinin politik iradesi, kararlığı ve toplumsal gücüdür.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.