Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk röportajı

Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk röportajını Al Jazeera’ye verdi.

Erdoğan, ilgili söyleşide "Yeni Türkiye", Kürt sorununa çözüm süreci, Cemaat'e karşı başlatılan operasyonlar ve Suriye, Mısır ve Irak'la ilgili konularda konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Davutoğlu'nun bir dönem üniversiteye dönmek istediğini, 'Bundan sonra sizi çok daha farklı görevler bekleyecek' diyerek buna engel olduğunu anlattı; ayrıca Abdullah Gül'le olan ilişkisine dair soruyu da cevapladı. Erdoğan iç ve dış siyasetin gündemindeki konuları ve nasıl bir Cumhurbaşkanı olacağını anlattı. Erdoğan, IŞİD'in elindeki rehineler hakkında da konuştu.

AKP kongresinin hemen öncesinde, 26 Ağustos'ta Al Jazeera Arapça’dan Hatice Bengana’nin sorularını yanıtlayan Erdoğan'ın verdiği söyleşinin bazı kısımları şöyle:

'DAVUTOĞLU'YLA EN UFAK BİR AYRILIĞIMIZ SÖZ KONUSU DEĞİL'

Neden Ahmet Davutoğlu?

Şimdi tabii şunu özellikle ortaya koymak lazım. Görevlendirme noktasında yaptığım tüm istişarelerde çok geniş kapsamlı bir istişare yaptım ve bugüne kadar yani bir başbakan olarak bir genel başkan olarak hayatımı hep istişareler üzerine bina etmişim. Çünkü gerek bizim biliyorsunuz medeniyet perspektifimiz içerisinde istişarenin yeri çok farklıdır. İnancımızda da istişarenin yeri çok farklıdır. Ve Türkiye’de hiçbir siyasi parti bu denli geniş kapsamlı bir istişareye dayalı olarak adayını tespit etmez, biz adaylarımızı da böyle tespit ederiz. Başbakan adayımızı da tespit ederken Türkiye genelinde partimizin özellikle tabanında bu işte söyleyecek sözü olan bütün arkadaşlarımızı en üst kuruldan en alt kurula kadar dinledik. Oradan aldığım kanaatler neticesinde başbakan adayı olarak aynı zamanda partimizin genel başkanı adayı olarak Ahmet Davutoğlu Beyi bizler inşallah yarın partimizde genel başkan adayı olarak teklif ediyoruz ardından da cumhurbaşkanı olarak devir teslim töreninden sonra cumhurbaşkanı adayı olarak karşımıza gelecek ismi başbakan olarak görevlendireceğiz ve hükümeti kurma işlevini sürdürecek. Burada bir hassasiyet var. Tabii ben göreve geldiğimde danışman olarak Ahmet Bey' yanımda göreve başladı ama ben Ahmet Bey'i o gün tanımadım. Ahmet Bey'i daha geçmişten tanıyorum ve daha sonra da tabii kendisinin üniversiteye dönme arzusu falan da oldu. Biz dedik ki artık bak buraya kadar danışman olarak geldin, Abdullah Bey’in yanında çalıştın şimdi bizim yanımızda çalıştın bundan sonra sizi çok daha farklı görevler bekleyecek. Siz bugüne kadar teorisyendiniz. Şimdi bundan sonra bu işin pratiğini de yapmak suretiyle teoriyle pratiği bir araya getirecek ve ülkemize, milletimize bu şekilde çok daha faydalı olacaksınız. Ve zaten değerler noktasında fikri planda en ufak bir ayrılığımız söz konusu değil. Ve çalışkan bir kardeşimiz, arkadaşım. Buna inanıyorum, buna güveniyorum. Burada çalışmak çok önemli. Yani bu biraz böyle keyfilik kabul etmez, çok koşturmayı ister. Dışişleri Bakanlığı'nda bu noktada başarılı bir performans Sayın Davutoğlu ortaya koydu şimdi de inşallah gerek ülke içi gerek ülke dışı beraberce koşturacağız. Bakanlarımızla beraber inşallah ülkemizi çok daha farklı bir yere taşıyacağız.

ABDULLAH GÜL'LE OLAN İLİŞKİLERİ

Görev süresi dolan Sayın Abdullah Gül ile ilişkiniz nasıl?

Abdullah Gül’le aynen Dışişleri Bakanı olduğu zaman kendisini Cumhurbaşkanlığına aday gösterdiğimizde aramızdaki hukuk ne kadar sıcaksa şu anda da bu hukuk aynı şekilde sıcaktır. Tabii partimizin içerisine fitne sokmak isteyenler tefrika sokmak isteyenler bu tür şeyleri 7 yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde zaman zaman Abdullah Bey’le benim aramda zaman zaman hanımlarımız arasında bu tür ayrılıkların olduğunu net işlemişlerdir bundan sonra da işleyebilirler. Ama onların hiçbir zaman bu attıkları adımlar tutmamıştır bundan sonra da tutmayacaktır. Çünkü biz sıradan bir parti değiliz. Bu bir davadır ve bu davaya gönül verenler artık inanıyorum ki kıyamete dek bu anlayış içerisinde o kardeşlik duygusu içerisinde bu hizmeti sürdüreceklerdir.

'IRAK'IN BÖLÜNMESİNİ ASLA ARZU ETMEYİZ'

Türkiye’nin içerisinde Kürt sorunun çözümü nedir? Hemen sınırlarınızın dışında komşu bölgelerde Irak Kürdistan bölgesinde bağımsızlık ilanı için çalışmalar yapılıyor. Kendi kaderlerini belirleme referandum çalışması var. Yani komşularınızda bağımsızlık konusuna bir ilgi var. Türkiye Kürtleri açısından durum nedir?

Şimdi şunu çok açık net söylemek durumundayım. Bir defa Türkiye’de benim Kürt vatandaşlarımın sorunu noktasında benim ne kadar sorunum varsa Kürt vatandaşlarımın da o kadar sorunu vardır. Yani böyle bir ayrımcılık falan söz konusu değildir. Ama Türkiye’de maalesef bunu farklı bir perspektif içerisine oturtup Kürt Sorunu veya Kürt Meselesi diye ifade etmişlerdir. Yani buna Kürt Meselesi dediğiniz zaman bunun karşısına Türk Meselesi de çıkar, Laz Meselesi de çıkar, Arnavut Meselesi de çıkar, Arap Meselesi de çıkar, Boşnak Meselesi de çıkar bunların hepsi çıkar. Ama tüm ülkemizdeki etnik unsurların kendilerine has sorunları vardır ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu sorunları minimize eden AK Parti iktidarından başka bir iktidar olmamıştır, bunu biz başardık. Ve şu anda bu bölgelerin hepsinde madden ve manen altyapıdan üstyapıya varıncaya kadar birçok hizmetleri eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, enerjide, tarımda bütün bunlarda bu hizmetleri vermiş bir iktidar olarak biz yolumuza devam ediyoruz. Şunu özellikle söylüyorum; Biz 780 bin km. kare üzerinde bir ülkeyiz. Ülkemizde bir defa en ufak bir operasyona müsaade etmeyiz. 36 etnik unsur vardır bizim ülkemizde. Hepsi de bizim açımızdan birdir, aynıdır ve benim için Türk neyse Kürt de odur, Arap da odur, Boşnak da odur, Arnavut da odur. Hepsini yaradılanı severiz yaradandan ötürü anlayışıyla seviyorum, seviyoruz. Kuzey Irak’taki gelişmelere bakınca Kuzey Irak’taki gelişmelerde biz bir defa Irak’ın genelinde toprak bütünlüğünün korunmasından yanayız. Bölünmesini asla arzu etmeyiz. Son gelişmeler bizi ciddi manada üzmüştür. Yani biz orada ne mezhepsel bir ayrışmayı ne etnik bir ayrışmayı arzu etmiyoruz. Dün nasıl onlar bir ve beraber ise istiyoruz ki bugünde öyle olsunlar yarın da öyle olsunlar. Fakat tabii ki bu son gelişmelerin Suriye’deki gelişmelerde bağlantılı olarak bu şekilde gelişmesi hepimizi yaralamış, bölgeyi yaralamış tabii ister istemez burada birçok tavırları almak zorunda kaldık, kalıyoruz. Bunun bir an önce aşılması tabii bizimde en önemli sorunumuz. Fakat sevindiğimiz bir şey var o da geçmişte Maliki ile olan süreç maalesef hiç iyi gitmedi. Bizim onlarla ilişkilerimiz çok çok ileriydi ve kendilerine her alanda her türlü desteği verebileceğimizi söylememize rağmen bu tür uyarıları yapmamıza rağmen dinlemediler ve şu anda onun bedeli ödeniyor. Fakat Meclis’te başkanın seçilmiş olması ardından cumhurbaşkanının seçilmiş olması ardından da başbakanın seçilmiş olması şimdi artık kabinenin bir milli mutabakat hükümeti olarak gerçekleşecek olması umutlarımızı yeşertiyor. Şimdi onun beklentisi içerisindeyiz inşallah Irak birlik beraberlik içerisinde yeniden ayağa kalkar diye dua ediyorum.

Sizin sözünü ettiğiniz durum Irak’ta federal yapılanmayı da gündeme getirdi. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, sizin bahsettiğiniz sorunlar ışığında Irak’ta çözümün Kürt, Sünni ve Şii federasyonlardan geçtiğini söyledi. Komşuların evinde federasyon sizin için ifade ediyor?

Tabii onların başından itibaren arzuları buydu. Yani Irak’ı bölmek ve bunların tabii haritalarını falan gördük. Ama bir bölünmüş Irak ne yapar bütün o gücü kaybettirir ve içerideki bu çatışmalar hiçbir zaman bitmez. Bu tabii çok çok tehlikeli bir süreç. Yine ben bütün bunlara rağmen Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasını savunuyorum. Böyle bir bölünme meydana geldiği zamanda burada tabii yapılacak artık herhangi bir şey de kalmayacaktır ama arzumuz toprak bütünlüğü savunmaktır. Irak’ın birliğini, beraberliğini savunmaktır. Çünkü ne kadar birlik beraberlik güçlü olursa o ülke o kadar güçlü olur.

IŞİD'İN ELİNDEKİ REHİNELER

Bildiğiniz gibi Irak bugün tehdit altında. Bugün herkes Irak Şam İslam Devleti ile savaşmak için hazırlanıyor. Sizin Irak Şam İslam Devletinin elinde onlarca rehineniz var. Musul'da esir bulunuyorlar. Irak Şam İslam Devleti yapılanması ile ilgili nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

Tabii bunun biliyorsunuz kaynağında Suriye yatıyor, kaynağında El Kaide yatıyor. Bütün bunlarla ilgili geçmişte yaptığımız açıklamalar var, düşüncelerimiz var. Ve Suriye’de başlayan bu hareketlenme özellikle örgütlerin sayısının artışının altında da ne yazık ki zalim Esed yatmaktadır. Esed’in Suriye’deki bu bölücülüğü Suriye’yi paramparça böyle bir hale getirmiş olması ne yapmıştır örgütleri doğurmuştur. Örgütler sağlıklı bir yönetimin olmadığı ülkelerde meydana gelir. Terör de oralarda meydana gelir terör de oralarda yaygınlaşır. Tabii bu gelişmeler neticesinde El Kaide biliyorsunuz IŞİD’i doğurmuştur. Şimdi IŞİD Suriye’den başlattığı hareketini maalesef Irak’a doğru devam ettirmiş ve Irak içerisinde de bu süreç devam ediyor. Yani temenni ederiz ki Irak Devleti yeni hükümetiyle beraber bu doğan kaosu ortadan kaldırır. Çünkü kaostan beslenen bu tür örgütlere de böyle bir fırsatı vermemiş olur diye düşünüyorum, temennim o. Bizim de biliyorsunuz 49 konsolosluk görevlimiz orada. Şimdi IŞİD bir taraftan biz Müslüman’ız diyor ama öbür taraftan Müslüman olan 49 insanı orada rehine olarak tutuyor. Şimdi bir Müslüman’ın bir Müslüman’a bundan daha büyük zulmü olabilir mi? Bunun olmaması lazım, bu insanların bırakılması lazım. Bunların evlatları var, bunların eşleri var ve bütün bunların hepsi, yani beyleri ne zaman gelecek? Orada iki tane çocuk var, üç tane bayan var. Bütün onlar orada şu anda bir esir durumunda. Bunlar tabii ki bizi ve halkımızı ciddi manada üzmektedir. Temenni ederim ki aklı selim hakim olur ve bu 49 tane rehinemiz de sağ salim ailelerinin yanına dönerler.

Onlarla sürekli görüşmeler yapılıyor mu, direk bağlantı var mı?

Tabii bu konularla ilgili olarak malum şu anda istihbarat örgütlerimiz çalışmalarını yürütüyorlar. Görüşme kanallarını çalıştırmaya gayret ediyorlar. Bu tür irtibatları kurmak suretiyle de tabii bunu en ideal hangi yolla çözeriz bunun gayreti içerisindeyiz. Bütün mesele oradan salimen herhangi bir bizler için aileleri için ülkemiz için üzüntü doğuracak netice olmaması.

Bu kriz ile ilgili bazıları Irak Şam İslam Devletinin rehineleri serbest bırakma karşılığında tırnak içinde, 'kendilerini meşru olarak tanımanızı' istediğini iddia ediyor. Bu doğru mu?

Şimdi Türkiye Cumhuriyet devletinin bir defa böyle bir örgütü kalkıp da medya dedikodularıyla değerlendirmesi mümkün değil. Örgüt örgüttür, devlet devlettir. Yani konu çok farklı bir konu ve medya birçok dedikodular üretiyor ve bu dedikoduları üretmesinin altında yatan sebep de Türkiye’deki AK Parti iktidarıdır. AK Parti iktidarı değerlerinden taviz vermez ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin de haysiyetine asla zarar getirmez.

Sayın Cumhurbaşkanı Irak’tan bahsettiniz. Irak bugün çok büyük bir kaos yaşıyor. Binlerce Iraklı göçe zorlanıyor. Dünyada birçok ülke göç eden binlerce Ezidi ve Hristiyan’la yardım ve dayanışma içinde. Bu arada göçe zorlanmış iki milyon civarında Sünni Arap var. Sizler yani Türkiye bölgedeki en büyük Sünni ülke olarak kabul ediliyor. Irak’taki Sünni Araplara destek için ne yapıyorsunuz?

Şu anda Irak’taki Sünni, Şii, Ezidi kim olursa olsun hiçbir ayrıma tabi tutmaksızın insani yardımlarımızı en ileri derecede devam ettiriyoruz. Kaldı ki bu dağları aşıp ülkemize gelen Ezidileri zaten şu anda misafir ediyoruz. Bunların bir kısmı okullarımızda bir kısmı çadırlarda vs. bütün gıdaları, ilaçları her şeyi verilmek suretiyle aynı zamanda dağlarda olanlara helikopterlerle insani yardımlar götürdük ve 150’ye yakın tır aynı şekilde gıda, ilaç yardımlarını oraya taşıdılar, götürdüler ve Kuzey Irak yerel yönetimiyle sıcak bir irtibat halinde onlara bu desteklerimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Sünnilere, Araplara, Türkmenlere aynı şekilde bu tür yardımlarımızı sürdürüyoruz ve bunu bir komşuluk görevi olarak gördüğümüz gibi insani İslami görev olarak da bunu görüyoruz ve bu görevi de yerine getirmek bizi mutlu ediyor. Tabii ki şu anda bu bir süreç bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürümesi de bizim için çok çok önemli. Özellikle şu anda sınır ilimizde Şırnak’ta bu tür bir yığılma söz konusu. Biliyorsunuz bir de Suriye’den gelen 1 milyon 250 bin şu anda sığınmacı var ülkemizde. Onları da aynı şekilde bizler bir ensar anlayışıyla kucakladık, onlara bakıyoruz. Bunların bir kısmı konteynır kentlerde, bir kısmı çadır kentlerde, bir kısmı da ülkemizin değişik vilayetlerinde kiraladıkları evlerde kalıyorlar. Bu süreçte de bizim şu ana kadar yaptığımız yardım yaklaşık 3,5 milyar doları aşmış vaziyette. Şimdi onlara yönelik tabii bir anlayış da geliştirdik. Yeni bir yasal düzenlemeyle Türkiye’de iş sahibi olabilmelerine yönelik yasal bir altyapı oluşturuyoruz ki bu bizim kardeşlik anlayışımızın gereği olarak bunlar da Türkiye’de çok çok zor durumlarda kalmasın istiyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı soruma tam cevap alamadım. Türkiye bölgenin en büyük Sünni ülkesi kabul ediliyor. İran ile yan yana koyduğumuzda, bazılarına göre İran daha aktif, daha hızlı hareket eden, her yerde bağlantıları ve kolları olan, Suriye, Irak, Lübnan, Yemen ve her yerde gücü var. Türkiye nerede?

Şimdi ben diliyorum ki La Sünni’ye, La Şii’ye illa İslamiye İslamiye. Biz Müslümanız. Allah bizleri en sevgili varlık olarak, insan olarak yarattı. Dolayısıyla eşrefi mahlukat olarak yaratılmış olan insana bizler değer vermemiz gerekir. Dolayısıyla bu değeri vermediğimiz takdirde bunun bedelini biz ama bu dünyada ama ölüm ötesinde çok ağır öderiz diye düşünüyorum böyle inanıyorum. Onun için de bizde Şii, Sünni ayrımı söz konusu değil. Şu anda biz sadece insan olarak bakıyoruz.

Röportajın tamamı için tıklayınız...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.