‘Radikal islam güçlendikçe Esad’a destek artacaktır’

Dünya’nın birçok savaş bölgesi’nde çektiği fotoğraflarıyla ünlenen ABD asıllı Alman foto-muhabiri Benjamin Hiller ile Suriye’deki Kürt bölgesinde yaşanan gelişmeleri, halkın taleplerini, Kandil’de PKK ve militanlarıyla ilgili edindiği izlenimlerini ve deprem sonrası Van’daki gözlemlerini konuştuk.

 


Devrim Akçadağ / Demokrat Haber Berlin

 

‘KÜRT KÜLTÜRÜ BENİ ÇOK ETKİLEDİ’

- Foto-muhabiri olarak sizi Kürt bölgelerine götüren nedir?

Benim kişisel görüşüme göre Kürt sorunu, dünyada bir sorun olmakla beraber, medyanın yeterince işlemediği ve kamuoyunu yeterince bilgilendirmediği bir sorun. Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi; 1984'de patlak veren silahlı savaşımın uzun vadeli olarak inişli-çıkışlı devam etmesi, ikincisi ise sorunun, Türkiye, Irak, İran ve Suriye'de yayılması ve bugün karmaşık bir hal alması.

 

Beni açıkçası Kürt kültürü çok etkiledi. Özellikle etnik yapısı ve zengin bir geçmişe sahip olması bana birçok şeyler kazandırdı. Ayrıca Kürt toplumunda kadının rolü, duruşu ve mücadelesi beni etkileyen diğer etkenler.

 

- İlk olarak Kürdistan coğrafyasını ne zaman ziyaret ettiniz?

Kürdistan'ı ilk olarak 2009 yılında ziyaret ettim. Bu tarihten sonra gidişlerimi yoğunlaştırdım. Her yıl farklı ülkelerde aylarca kalmaktayım.

 

‘KANDİL’DEKİ GÜNDELİK HAYATI MERAK ETTİM’

- 2012’nin Nisan ayında Kandil’deki PKK’lileri ziyaret ettiniz. Öncelikle Kandil’e gitme fikri nasıl oluştu?

Gazetecilik veya basın ile ilgili çalışan her kimsenin, bu konuda kendi düşüncelerini, görüşünü oluşturması gerektiğine inanıyorum. Kandil'deki gündelik hayatın nasıl geçtiğini çok merak ediyordum. Çünkü Kandil'de PKK, sivil halk ile iç içe yaşıyor. Bu etkileşimi daha iyi ve yakından görmek için gidişimi Newroz etkinliklerin yapıldığı tarihte seçtim.

 

‘DAĞDA YAŞAMAK BİR TERCİH MESELESİ’

- Dağdaki günlük hayatın çok zor olduğu söylenir. Uzun yürüyüşler, konaklama, güvenlik, sert hava koşulları, operasyon, çatışma vs... Siz ne tür zorluklar yaşadınız?

Dünyanın neresinde olursa olsun, gerilla güçlerinin bulunduğu her alanda yaşamın çok zor koşullarda yürütüldüğünü biliyor, tahmin ediyorum. Ve bunu açıkçası 'doğal' da karşılıyorum. Çünkü bu sonuçta bir insanın tercih meselesidir.

 

Fakat ilginç ve etkileyici olan, PKK’lilerin bölgede mevcut olan yoksulluğa karşı, baraj yoluyla elektrik hizmeti sunarak mücadele etmesi. Onu bir nevi parçalaması. Yine PKK, bunun yanı sıra bölgedeki köylere farklı hizmetler de sunmakta.

 

Şüphesiz Kandil bir savaş bölgesi. Orada yaşayan halk da bunun bilincinde. Dolayısıyla Türkiye'nin ve İran'ın hava saldırıları sonrasında ilk mağdurlar onlar. Özellikle her saldırı sonrasında köyler boşaltılmak zorunda bırakılıyor ve hayvancılık, tarım gibi temel yaşam araçları da ciddi anlamda zarar görüyor.

 

Tüm bunlara rağmen halk bölgeyi terk etmiyor. Bunun tabii ki birçok nedenleri var. Birincisi; PKK'yle olan dayanışmasından, ikincisi ise yaşam alışkanlıklarını değiştirmek istememelerinden. Kandil’deki resim kısaca bu.

 

‘PKK’YE KARŞI HİÇBİR ZAMAN ÖNYARGILI OLMADIM’

-PKK ve savaşçılarıyla ilgili ilk izlenimleriniz ne oldu? ABD asıllı olarak bir ön yargıya sahip miydiniz?

Daha iyi anlaşılması acısından, benim Babam Amerikalı, annem ise Almandır. Ben ise Alman vatandaşıyım. Fakat kendimi kozmopolit olarak değerlendiriyorum. Yani kendimi bir devlete karşı bağımlı veya sorumlu hissetmiyorum. Bu açıdan da PKK'ye karşı hiçbir zaman ön yargılı olmadım. Daha doğrusu düşüncelerimle değişik açılara uzanmam gerektiğine inanıyor, bu konuda özen gösteriyorum.

 

PKK konusuna gelince, uzun yıllardır örgüt saflarında bulunan Enternasyonalistlerin kaleme aldığı kitapları, raporları, araştırmaları ve gözlemlerini okudum. Ayrıca PKK hakkında detaylı bir araştırma da yürüttüm. Dolayısıyla beni bölgede nelerin beklediğini az çok tahmin edebiliyordum. Sonuçta bölgeye ulaştığımda kafamda tasarladığım, düşündüğüm PKK ile karşılaştım.

 

Tabii ki kaldığım süre içinde örgütle ilgili önemli izlenimler de edindim. Öncelikle Marksist-Leninist bir profilden ortaya çıkan PKK, son yıllarda gerçekleştirdiği dönüşüm itibariyle, hala güçlü bir kadro partisi olarak karşımıza çıkıyor. Yine yetki ve sorumluluklar yukarıdan aşağıya doğru açık, kesin ve zincirleme bir şekilde yürütülüyor. Yani alt kademesi ile en üst kademesi arasında tam bir uyumluluk var. Gerçi böylesi bir işleyiş uzun vadeli savaş halinde olan örgütler için olmazsa olmazdır.

 

Yine her PKK’li birbirinden çok farklı karakterlere sahip. Yaş olarak olgun olan savaşçıların, gençlere nazaran daha tecrübeli, açık ve rahat olduklarını gözlemledim. Örneğin orta yaşlılar kendi geçmişleri ve aileleri ile ilgili konularda çok açık konuşabiliyor. Gençlerde ise bu açık görüşlülüğü daha çok kadınlarda gördüm. Genç erkekler kapalı kutu gibiydi. Daha dikkatli konuşur, hatta bazıları birçok önyargıya sahipti.

 

Bana göre PKK, kadının tekrar toplumda önemli bir yer edinmesi için, hareket içinde kendi çizgisi doğrultusunda ciddi bir sosyalleşme ve değişim sürecini hayata geçiriyor.

 

‘KÜRT BÖLGELERİNDE İSYAN ATMOSFERİ HAKİM’

- Peki Suriye Kürdistanına geldiğinizde ilk izleniminiz ne oldu? Medya'da takip ettiğimiz gibi bir kaos durumuyla karşılaştınız mı?

Suriye'deki Kürt bölgelerini, Homs, İdlib ve Halep ile karşılaştırmak çok zor. Ülkede bir isyan atmosferi hakimdi. Her yanı adeta patlamaya hazırdı. Özellikle Kürt illerinde örgütlenen Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve TEV-DEM'in Esad'dan, yani Baas rejiminden yönetimleri ele geçirdiği süreçte şehirlerde bir kaos durumu vardı. Derik'te çatışmalar yaşandı. Halk, Suriye ordusuna ait birçok askeri karargaha saldırdı ve yağmaladı. Ancak YPG kısa bir süre içinde bölgedeki sükuneti sağlamayı başardı. Bu açıdan genel olarak Kürt bölgesinde yaşanan gelişmeleri, Arap bölgelerinde yaşanan olayları birbiriyle karşılaştıramayız.

 

‘SURİYE-KÜRDİSTAN’DA PKK’YE CİDDİ BİR SEMPATİ VAR’

- Türk medyasında Suriye’deki Kürt bölgelerinin yönetimlerinin PKK tarafından ele geçirildiğine dair iddialar var...

Bu konuda kısaca kendi gözlemlerimi aktarabilirim. Silahlı güçlerin %90'ını bölgede yaşayan Kürtler oluşturuyor. Bu insanlar bölgede aileleriyle birlikte yaşayan, işe giden, dükkan sahibi olan, üniversitede eğitim gören insanlar. Diğer %10'unu hareket içinde Suriye backgroundunu taşıyan ve halk ayaklanmasına destek veren PKK'liler oluşturuyor. Bununla birlikte Irak'taki Federe Kürdistan’dan  gelen Peşmerge güçleri de var.

 

Şüphesiz Suriye’de yaşanan gelişmeleri PKK başından beri izliyordu. Ancak buna rağmen bir baş aktör olarak kendisini ön plana koyacağını düşünmüyorum. Zaten Suriye’de yaşayan Kürt toplumu içerisinde PKK’ye ciddi bir destek ve sempati var. Ayrıca birçok ailenin çocuğu PKK saflarında bulunuyor.

 

Yakın zamanda bölgedeki Kürtlerin öncülüğünde başlayan yeni demokrasi hareketinin ortaya çıkmasıyla birlikte, PKK'nin geçmişte dolaylı olarak Esad rejimi ile irtibata geçmesi bazı kesimler tarafından ciddi eleştirilere neden olmuştu. Ancak bugün bölgede demokratik hareketin örgüt gücünü oluşturan TEV-DEM, diğer bölgedeki halkları, hatta dinsel grupları da yanına alarak, yeni bir sivil yapılanma inşaa ediyor. Dolayısıyla bölgenin veya yönetimlerin PKK tarafından ele geçirildiği, hatta temel güç konumunda olduğunu söyleyemem.

 

Şüphesiz PKK, Suriye'de bir özerkliğin ortaya çıkmasını ve Türkiye'nin buna müdahale etmemesini bekliyor. Eğer söz konusu bir müdahale olursa, PKK'nin de tüm gücünü bu alana kaydıracağı ve mücadele edeceği kaçınılmazdır. Ancak bunları konuşmak için daha çok erken.

 

‘KÜRTLER ESAD’TAN KOPUP ÖZGÜRLEŞİYOR’

-Newroz, Kandil, Suriye derken, sizi Kürdistan coğrafyasında en çok ne etkiledi?

Halkın kararlı duruşu ve Kürt kadını ekseninde toplumun bir değişim-dönüşüm sürecinden geçmesi beni çok etkiledi. Yine halkın bağrında geniş bir isyan duygusu yayılıp, büyümekte. Ve Kürtler, ilk defa kendi özgücüyle Esad yönetiminden kopup, özgürleşmekte.

 

Yukarda da belirttiğim gibi, beni en çok etkileyen Kürt kadının duruşu ve mücadelesi olmuştur. Çünkü kadınların kaybedeceği kadar, kazanacağı çok şeylerin de var olduğuna inanıyorum. Bugün kadınlar bölgede hakim olan erkek egemenliğini ve Araplaştırılmış sistemi parçalamakta. Size bir örnek vereyim, Kobani'nin sokaklarında geçmişte bir kadın görünmezken, bugün sokaklarda isyan dalgasının öncülüğünü yapmaktadırlar. Bu değişim artık çok net görülüyor…

 

‘SURİYE KUZEY IRAK GİBİ HOMOJEN BİR YAPIYA SAHİP DEĞİL’

- Başta Türk medyası olmak üzere uluslararası medya, Suriye'nin Kuzeyi'nde küçük bir Kürdistan'ın kurulacağını belirtiyor. Siz de aynı düşünceyi paylaşıyor musunuz? Bölgede ikinci bir “Kuzey Irak”tan bahsedebilir miyiz?

Suriye'deki Kürt hareketinin, “Kuzey Irak”takine benzer özerk statüyü kazanmak için çaba göstereceğine inanıyorum. Şüphesiz bölgenin özgün durumları ve büyük farklılıkları var. Örneğin Suriye’deki Kürt bölgeleri, Kuzey Irak’taki gibi homojen bir yapıya sahip değil. Bölgede, Kürt nüfusu dışında Hristiyan ve Arap nüfusu da mevcut. Burada önemli olan çeşitli azınlıkların ortak yaşam koşullarını kendi özgüvenleriyle yaratması. Sonuçta, Kürtlerin federal devlet sistemi içerisinde, özerk bir statüye kavuşacaklarına inanıyorum. Tabii ki Suriye ve Arap cephesinde buna dönük ciddi eleştiriler de var. Onlar, bu kaostan kurtulup, güçlü bir Şam hükümetini yeniden yaratmayı amaçlıyorlar. Fakat süreç neyi gösterir hep beraber bekleyip göreceğiz...

 

RADİKAL İSLAM GÜÇLENDİKÇE ESAD’A DESTEK ARTACAKTIR’

- Peki Suriye'deki çatışmalar ve Kürt bölgelerinde yaşanan gelişmeleri nasıl bir gelecek bekliyor? Bu konuda tahminleriniz var mıdır?

Açıkçası bu konuda çok kötümser olmak istemiyorum ancak çatışmaların Kürt bölgelerini de etkileyeceğini düşünüyorum. Şam yönetimi, özellikle Esad, muhaliflere karşı savaşı sürdürmesi için bölgedeki petrol kaynaklarına ihtiyaç duyacaktır. Ayrıca, her şey bir hükümet değişikliği olmadan gerçekleşmesi çok daha kanlı olacak. Şüphesiz ülke içinde Esad'ı destekleyen birçok kesim var. Ve Özgür Suriye Ordusu'na bağlı gruplar kendilerini İslama adadıkça, diğer azınlıklar da Esad'ı güçlü bir şekilde desteklemeye devam edecektir. Zaten ana tehdit olarak da bu gelişmeyi görüyorum. Çünkü Esad rejiminin yıkılmasından sonra Libya'da da yaşandığı gibi, kendi iktidar ve etkinliğini sürdürmek için çeşitli aşiret, kabile, milis ve etnik gruplar arasında çatışmalar yaşanabilir. Yani diğer ülkelerde yaşandığı gibi "başarısız devlet" diye tabir ettiğimiz ülke yönetimi Suriye'de de ortaya çıkabilir. Bu durumda radikal İslamcı güçlerin, devlet yapılanmalarına hakim olması, başta kadınlar olmak üzere, bütün toplumlar için geriye doğru bir adım olacağı kesindir.

 

‘HALK ÇADIRLARA MAHKUM EDİLDİ’

- Depremden sonra Van'ı ziyaret ettiniz... Bize kısaca Van'daki izlenimlerinizi aktarabilir misiniz? Nasıl bir manzara ile karşılaştınız?

Gündelik hayat yok gibiydi… Herkes yaşam mücadelesi veriyordu. Van dışında akrabası, ailesi olmayan ve kaçış fırsatını bulamayan on binlerce insan en zor koşullarda, sıfır derecenin altında çadırlarda yaşamaya mahkûm edildiler.

Çok ciddi gıda sıkıntısı vardı. Ayrıca altyapıda da ciddi eksiklikler mevcuttu. BDP'nin ağırlıklı olduğu semtlerde özellikle insanlara yardım ulaştırmak için çok yoğun bir çalışma yürütüldü.

 

‘ULUSLARARASI YARDIMLARIN REDDEDİLMESİ DAHA ÇOK ÖLÜMLERE YOL AÇTI’

- Hükümetin deprem bölgesine yönelik ciddi çalışmalar yürüttüğü düşünüyor musunuz? Bu konuda birçok kesimden farklı eleştiriler gelmişti. Sizce hükümet yaraları sarmayı başardı mı?

Öncelikle Türk hükümeti, deprem sonrası birçok hayati hatalar işledi. Örneğin Erdoğan, uluslararası alandan gelen birçok yardım tekliflerini ukala bir şekilde geri çevirdi ve reddetti. Şovenist duygu olarak değerlendirdiğim bu yaklaşımından dolayı daha trajik ölümler ve büyük gecikmelere yol açtı. Kaldı ki insanları kurtarma çabaları her durumda yeterli değildi. Özellikle ülkenin batı yakasında daha önce meydana gelen depremler sonrası olaya müdahale eden iş makinelerinin izini Van'da görmek mümkün değildi. Böylesi bir doğal afet olayında dahi ayrımcılığın yapıldığını açıkça belirtebiliriz.

 

Yine asker ve polis tarafından çok ciddi suistimaller yapıldı. Bölgedeki mağdur insanlar için gönderilen birçok yardım eşyaları ya güvenlik güçleri tarafından ele geçirildi ya da kışlalara aktarıldı. Bunun yanı sıra bölgeye gönderilen ve kış koşullarına dayanıklı olan konteynerler halka değil, askerlere dağıtıldı. Ayrıca PKK’ye karşı askeri operasyonlar yürütmek için orduya birçok helikopter tahsis edilirken, acil yardıma ihtiyaç duyan birçok köyler için helikopterler devreye sokulmadı. Bu devlet için “imkansız” ve “zordu.” Kısacası deprem bölgesinde böylesi çelişkilerle dolu ayrımcı ve dışlayıcı bir politika sergilendi.

 

Bu gerçeklere sadece ben değil, bölgede çalışma yürüten birçok uluslararası Hükümet Dışı Kuruluşlar (NGO) ve Sivil Toplum Örgütleri de tanık oldu. Hatta devletin bölge halkına yaklaşımları ve yardımların Kürt halkına dağıtılmaması sonucu, birçok kuruluş ve örgüt Türkiye ile yaptığı ortak çalışmalarına son verdi. Ayrıca bölgeye yapılan milyon Avro değerindeki bağışlar da bugün kayıp. Bunların AKP'li belediyelere ve devlete yakın kurum-kuruluşlara aktarıldığını düşünüyoruz.

 

‘ÖLÜMDEN KIL PAYI KURTULDUM’

- Kürdistan, Afganistan ve Kosova gibi savaş bölgelerine gittiniz... Foto-muhabiri olarak vurulacağınıza dair hiç endişe ve korku yaşamadınız mı?

Korkuya nasıl davranacağınızı ve korkuyla nasıl yaşayacağınızı öğrenmek zorundasınız. Ayrıca şu mesleki bilinç her zaman olmalıdır; “bir fotoğraf için ölmeye değmez…” Güvenli ortam yaratma ve kendini sağlama almak her zaman bir zorunluluktur. Bazen geçmişte yaşadığım olayları hatırlayınca şu sözü hiç unutamıyorum: "bugün de ölümden kıl payı kurtuldum."

 

- Foto-muhabiri veya gazeteci olarak savaş bölgelerinde çalışma yürütmenin ne gibi zorlukları vardır?

Birçok konuda olduğu gibi, bu tür çalışmalardaki en önemli husus insanın kendisini iyi hazırlamasıdır. Ayrıca gideceğin bölgeyi önceden iyi araştırmak, bilgi toplamak, ağını oluşturmak ve güvenilir insanlarla ilişki kurmak kaçınılmazdır. Tüm bunları gerçekleştirdikten sonra, bölgede çalışma yürütebilirsiniz. Ancak siz de tahmin edersiniz ki, bu çalışmalar çok kolay yürütülmüyor. Fakat çatışma halindeki bölgelerde edindiğim tecrübe ve bölgede yapmış olduğum gözlem, yerel halkın yabancı gazetecilere sürekli yardımcı olması. Kısacası; tehlikesi de olsa, çalışmaları bir şekilde yürütmek zorundasınız…

 

- İleriki bir zamanda Kürdistan’da fotoğraflarınızın sergileyeceği bir sergi açmayı düşünüyor musunuz?

Eğer bu konuda maddi alt yapı hazırlanırsa, Kürdistan'da sergi açıp, fotoğraflarımı tanıtmayı çok isterim…

 

*Benjamin Hiller'in fotoğraflarına bakmak için:

http://benjaminhiller.photoshelter.com/gallery-list

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.