Karlıdağ: Kadın futbolu için bir Özgecan yasasına ihtiyaç var

Röportaj: Arat Saadetyan / Andaç Akman – vivabesiktas.net

Neden Aslıhan Karlıdağ: Onu “Hayatım Futbol” , “Sportmence”, “Bianet” gibi internet sitelerinden Kadın Futbol’u üzerine yazıları ve röportajları ile tanıyoruz. Futbola merakını  “Taçspor vardı ve bizim eve çok yakın bir yerde idman yaparlardı. Ben de gidip onları seyrederdim hayran hayran ama  yeteneksiz olduğum için mahalle arasında oynamanın ötesine geçemedim ” diyerek anlatıyor…  O gün bugündür futbolu takip ediyor, yurt dışında maçlara gidiyor,  futbol üzerine yazıyor.  Aslıhan Karlıdağ’ın hayatını kazandığı meslek ise Uçak Mühendisliği.  Yazıları ile Futboldaki erkek egemenliğini kırmaya çalışırken,  mühendislik sahasında da iş hayatındaki erkek egemenliği ile mücadele veriyor.

Futbol erkek egemen bir dünya ve bu dünyada “kadınlar futboldan anlamaz”  gibi bir klişe hakim, öyle mi?

Anlamaz”, çok doğru bir kelime değil. Çünkü futbol dünyanın en basit oyunu. Bir kale bir top. Çok basit. “Kadınlar futbolla ilgilenmez”, “Kadınlar futbolu sevmez” derseniz, bu anlaşılabilir ama “kadınlar futboldan anlamaz” derseniz insan zekasına hakaret etmiş olursunuz ama şunu söyleyebiliriz: kadınların, belki de algıda seçicilik, bir kısmı futbolla ilgilenmiyor. Erkeklerin de bir kısmı futbolla ilgilenmiyor. Ben uçak mühendisiyim, çok erkekle iç içe çalışıyorum. Süleyman Seba’yı cadde ismi zanneden insanlarla karşılaşıyorum. Drogba Galatasaray’a transfer olduğunda konuşuyor arkadaşlar bir havayolu şirketinde. İsim vermeyeceğim, iki erkek arkadaş. Biri diğerine “Çin’den mi Kore’den mi ne Drogba diye bir adam almışız.” Bunu bir kadın yapsa “a işte kadın anlamıyor” deriz ama erkek yapınca genellemiyoruz. Bunu söyleyen erkek futbolla ilgilenmiyor diyoruz, erkekler futboldan anlamıyor demiyoruz. Kadınlar futboldan anlamaz klişesi de böyle.

Siz nasıl ilgilenmeye başladınız?

Başlangıcını bilmiyorum. Kendimi bildim bileli ilgileniyorum. 1980’liyim ama 1985 yılında oynanan oyunları az çok hatırlıyorum. Bir Eskişehir maçı vardı o maçı hatırlıyorum mesela.

Oynuyor musunuz?

Çok yeteneksizim. Kadınlar Futbol Ligi ilk kurulduğu zaman Taçspor vardı ve bizim eve çok yakın bir yerde idman yaparlardı. Ben gidip onları seyrederdim hayran hayran ama kendim yeteneksiz olduğum için mahalle arasında oynamanın ötesine geçemedim maalesef.

Kadınlar futbolla erkekler yüzünden mi ilgilenmiyor acaba?

Ailelerden kaynaklı olabilir. Ben şunu kendi adıma çok hissediyordum: “Ergenlikte işte biraz heves ediyor sonra nasıl olsa bırakır” diye bekleniyordum, “ne işin var, top peşinde koşuyorsun, sen kız çocuğusun” yaklaşımından kaynaklı bir ilgisizlik olabilir.

İlişkilerde de sorun oluyor galiba?

Benim lise yıllığıma çok yakın bir arkadaşım, çok sevdiğim bir arkadaşım şöyle bir şey yazmıştı: “Futbolla ilgilenen kızlar bana çok itici gelir. Aslında öyle değilmiş”. “Benden daha iyi futbol bilen bır kadınla çıkmam” diyen erkek de var. Evet, çok var etrafta.

‘KADINLARIN KENDİ BAŞLARINA STADYUMA GİTME ÖZGÜRLÜĞÜ YOK BU ÜLKEDE’

Maçlara geliyor muydunuz?

Babam beni hiç maça götürmedi çünkü Ali Sami Yen yıkıldığında babam o maçtaymış ve ölüm tehlikesi atlatmış. Kesinlikle stadyuma adımını atmıyordu. Ben çok yalvardım, yakardım, “beni maça götür” diye. Bir kere “Oğuz jübile yapsın, seni Oğuz’un jübilesine götüreceğim” dedi, Oğuz jübile yapmadı. Benim ilk maçım eşimle beraber 2000’de Trabzonspor Fenerbahçe maçıydı, o 5-2’lik maça gitmiştim. Ondan sonra maçlara gitmeye başladım. Buradan şunu çıkartabiliriz: Kadınların kendi başlarına stadyuma gitme özgürlüğü yok bu ülkede.  Ben de yanımda eşim olmadan stadyuma girmedim Türkiye’de.

Genellikle turist amaçlı gittiğim her ülkede futbol havasını koklayabilmek için maça gitmeye çalışıyorum.

Tribündeki kadın profili nasıldı? Kadın küfretmez derlerdi mesela?

Kadınlar küfreder. Ben cinsiyetçi küfürler etmemeye çalışıyorum ama kadınlar da küfür eder. Maçta küfür edilmeli mi? derseniz orada  küfür eden kadın bir kadın profili var diyebilirim.  Tribündeki kadınların bir kısmının futbol bilgisinin çok iyi olduğunu söyleyebilirim. Sadece eğlence olsun diye maça gelen kadınlar da var. Fenerbahçe Stadyumu eğlence olsun diye gidilebilen bir stad. Girişi dert değil, çıkışı dert değil, ulaşımı kolay. O ortamı yaşamak için gelen çok kadın var. Geçtiğimiz yıllarda erkek seyircilerin yasaklı olduğu maçlarda,  hayatında ilk kez maça gelip çok eğlenen kadınlar vardı.  Erkeklerle karışınca etkileşim oluyor, karma tribünlerde kadınlar küfür ediyor.  Öyle kabul görülüyor.

ERKEKLERİN DÜNYASINDA VAR OLABİLMEK İÇİN KADINLAR ERKEKLEŞMEYE BAŞLIYOR

Kadın tribünde böyle mi var oluyor?

Erkeklerin dünyasında kadınların var olabilmesi için kadınlar erkekleşmeye zorlanıyor. Tribünde de aynı şekilde, futbolcu kadınlarda da aynı şekilde. Erkekleşmeye itiliyor. Erkek profili çiziyorlar diyebilirim. Normal hayatında hiçbir zaman ayağa kalkıp birine bağırmayan bir kadın tribünde bağırabiliyor.

SEYİRCİSİZ MAÇ CEZASI YERİNE TRİBÜNDE KADINLARIN OLMASINI TERCİH EDERİM

Sadece kadın ve çocukların maç izlediği dönem yaşadık. Bu ceza olarak görüldü. Maç fikstüründe seyircisiz yazılıyordu. Sonra kaldırdılar ama bir anlayışı temsil ediyordu. Yönetimsel anlamda da.  Spor yorumcularına da yansımıştı.

Orada ceza erkeklere gelen ceza idi. O maçlar aslında “erkek seyircisiz” maçlardı. Tanımı. “Erkek seyircisiz” maç olmalıydı. Kadınlar seyirci değilmiş gibi algı olmuştu. Hollanda’da teklif edildi, kadın erkek eşitliğine aykırı olduğu gerekçesi ile kabul görmedi. Kadınların tek başlarına, yanlarında erkek olmadan maça gitme özgürlüğü olmadığı bir ülkede bence kadınların maça gidiyor olması güzeldi. O yüzden ben bu uygulamayı sevdim. Ortam güzeldi, anne çocuk, arkadaş, teyze toplanmış kadınlar hep birlikte ortak bir gaye uğruna, takım uğruna orada bulunabildiler. Yasağa karşıydım ama seyircisiz maç cezası yerine tribünde kadın olmasını tercih ederim.

Tribün performanslarını nasıl buldunuz?

Tribünler kadınlarla çok güzeldi ve artık kadınlar tribün kültürüne alışmaya başlamıştı. Erkek maçlarındaki tezahürat organizasyonunu beklememek gerekirdi. Fenerbahçe maçlarında oturmuş bir tribün kültürü var dolayısı ile tezahürat yaptıran amigosu var. Kadınlarda böyle bir organizasyon yok. İlk defa hayatında maça gitmiş binlerce kadın. Organize olmamış, tribünün hiç kadın amigosu olmamış. Kadınlardan bir anda tezahürata başlamasını beklemiyordum. Son maçlarda bir kadın amigoluğu üstlenmişti. Biraz daha devam etse erkeklerin cezalı olduğu maçlarda çok organize ve bilinmedik tezahüratlar duyabilecektik belki de. Maçtan önce erkekler ile karşılıklı tezahürat yapılmaya çalışıyordu ama kadınların tezahürat bilgisi o kadar fazla olmadığı için biraz yarım kalıyordu. Aslında Bayern Münih kombine sahiplerine bakıldığında yüzde 45 kadın, yüzde 55 erkek.  Ortam sağlandığı zaman kadınlar futbola ilgi duyuyor ve tribünde oluyor. Ertuğrul Sağlam demişti zannedersem, “erkek taraftarımızın gücünden mahrum kalıyoruz sadece kadınlara oynandığı zaman” diye. İşte aslında kadın taraftarın da gücü de ortaya çıkmış olacaktı belki de.

Kadın seyirciden sürekli bir ofsayt açıklaması beklentisi var, adete uyalım mı?

Çocukken benim kız kardeşim sormuştu, bu ofsayt nedir neden var diye . Dedim “Git kalenin ağzına iki tane uzun boylu oyuncu dik, onun kafasına sürekli top vur, ofsayt olmaz ise bu olur.” Ofsayt konusu geçmeyen bir sohbet olmuyor.

FUTBOL GÜCÜN VE İKTİDARIN SEMBOLÜ

Erkek dünyası futbolu paylaşmak istemiyor olabilir mi?

Aslına bakarsanız futbol iktidarın ve gücün sembolü. Erkekler bu gücü paylaşmak istemiyor. Futbol taraftarı kendini stadyumda güçlü hissediyor, takımı şampiyon olduğunda güçlü hissediyor, futbolcu da aynı şekilde, yönetici de aynı şekilde. Ali Koç’u düşünelim,  baktığımızda her şeye sahip bir insan. Ama Fenerbahçe Spor Kulübü’ne başkan olmak istiyor. O başka bir güç, daha fazla hükmetmek demek. Erkekler sahip oldukları bu alandaki gücü kadınlarla paylaşmak istemiyor.

Orta sınıf için söylüyorum erkeklerin kaçma yeri tribünlerdir ya acaba kadınları ondan istemiyor olabilir mi?

Sadece erkeklere özgü bir alan olsun diye diyorsan, erkeklere özgü bir dolu alan var. Futbol yok ki. Kıraathane de erkeklere özgü bir alan. Türkiye’de kadınlar için çizilmiş bir alan ve bir kalıp var. Kadınların bu alanın dışına çıkması ve bu kalıpların dışında hareket etmesi istenmiyor. Kadınlara çizilen alanın dışındaki tüm alanlar da bir bahaneyle – bu bahane senin söylediğim tribüN erkeklerin kaçma yeridir de olabiliyor – erkeklere ait kılınıyor.

Bu sayede erkekler tribünlerde içlerindeki canavarı daha “rahat” ortaya çıkarabiliyorlar. İçimizdeki bu canavarı tribünde öldürmemiz gerekiyor. Bu kadın bakış açısı tabi. Erkekler böyle bakmadığı için dediğiniz noktaya geliyor mevzu. Futbol bir oyun ve biz bu oyundan niye keyif almıyoruz.  Çünkü bu oyun güzel bir oyun, güzel futbolcu ile güzel, güzel tribünle güzel. Tribünün o  “savaşmaya geldik, ölmeye geldik, burası benim alanım” anlayışını biraz fazla abartıyoruz.  Futbolun tadını çıkarmıyoruz. Erkeklere böyle bir eleştiri yapabilirim

Biz futbolu sevmiyoruz aslında, öyle mi dersin?

Bu bir gerçek. Başarıyı seviyoruz, rakibimizin de başarısızlığını seviyoruz. Önceden bu böyle değildi. Futbol endüstriyelleştikçe futbolda dönen paralar arttı. Kazanılan her puanın parasal bir karşılığı olmaya başladı. Bu yöneticilerin tavrına da futbolcunun tavrına ve tabi ki taraftarın tavrına da yansıdı.  Ondan dolayı da, kendi takımımızın başarısından çok rakibimizin başarısızlığı bizim için önemli. Ben Galatasaray’ın yenilme ihtimali olan maçları daha bir keyifle izliyorum açıkçası. Kendi özeleştirimi de yapayım.

Futbolcunun sakatlanmasını isteyenler var mesela.

Başarıya giden her yolun mübah olduğu bir iklimde yaşıyoruz. “Vur vur” diye tezahürat var. Melo’nun ayağı kır diye bağıranlar var tribünde. Mesela, “Drogba grip olsa”  diyordum, kötü bir şey olmasın ama maça çıkamasın.

KADIN FUTBOLUNUN DA HAYATTA KALMASI İÇİN BİR ÖZGECAN YASASINA İHTİYACI VAR

Türkiye’de kadın futbolunun durumu nedir?

Kadınlar futbol ligleri statüleri sürekli değişmekle beraber, kadınlarda 1. Lig, 2. Lig ve 3. Lig’de mücadele ediliyor. 3. Lig bölgesel lig şeklinde dizayn edilmiş. Örneğin Doğu’dan Van, Batman, Siirt gibi illerin kadın futbol takımları var. Burada Federasyon’un hakkını teslim etmek gerekir. Bu takımlar Federasyon’un teşviki ile kurulmuş takımlar.

Kadınlar 1. Futbol Ligi’ne baktığımızda, iki büyük futbol takımı var biri Konak Belediye Spor, diğeri Ataşehir Belediye Spor. İki takım da belediye başkanlarının kendi insiyatifleri ile belediye bütçesinden aktardıkları para ile güçlü takımlar kurdular. Futbol Federasyon’un bu konuda belirgin vizyonu, yol haritası ve yatırımı olmadığı için kadın futbol takımları ancak birilerinin kişisel çabalarıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Ve maalesef Konak Belediye başkanı değiştikten sonra Konak Belediyespor’a önceki dönemde verilen destek çekildi. Şampiyonlar Ligi’nde son 16’ya kalma başarısı göstermiş bir takım olan Konak Belediyespor’un kadrosu büyük ölçüde dağıldı, yabancı oyuncuların bazılar ülkesine geri döndü. Önemli oyuncularla sözleşme yenilenmedi.

Fatih Terim Milli Takımlar Teknik Direktörü olarak tekrar göreve başladığında büyük laflar etti.“Biz futbolu kadın erkek diye ayrı görmüyoruz”,  “Kadınlar da en az erkekler kadar önemli” dedi ama  lafta kaldı. Hala A Milli Kadın Futbol Takımımız maçlardan iki gün önce kampa giriyor. Hala çok sık teknik direktör değişiyor. Milli Takımlar bazında da durum pek iç açıcı görünmüyor.

Dolayısı Türkiye’nin kadınlar futbolunda başarılı olabilmesi için önünde daha uzun yıllar var. Nasıl Türkiye’de kadınların hayatta kalmak için bir  ‘Özgecan Yasası’na ihtiyaçları varsa, kadın futbolunun da hayatta kalması için bir ‘Özgecan Yasası’na ihtiyaç var. Bu yasa için Almanya örnek alınabilir. Almanya Bundesliga ve Bundesliga2’de bir takımın lisans alabilmesi için kadın futbol takımının olması zorunluluğu var. Türkiye’de böyle bir yasa çıkmadığı sürece kadınlar futbolu birilerinin kişisel çabası ile ayakta kalmaya çalışır veya sendeleyerek gidebildiği yere kadar gider.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.