AK Parti’den Musa Anter’in oğluna vekillik teklifi

Şenay YILDIZ / Akşam

 

Satır arası...
Türkiye'nin karanlık süreçlerinin aydınlatılmaya çalışıldığı bir dönemde Musa Anter cinayetinin de tozlu raflarından inmesine az kaldı. Musa Anter'in oğlu Anter Anter sonbaharda konuyu mahkemeye taşıyacak. Anter Anter kısa bir süre önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını alarak, yıllar sonra vatanına girme hürriyetine kavuştu. Her ne kadar cebinde 9 gün taşıdıktan sonra Fenerbahçe-Galatasaray derbisi sırasında kimliğini çaldırmış olsa da, o artık ülkesine rahatça gelebiliyor. Anter Anter'i Ekopolitik'in Köln'de yaptığı toplantıya katılacak isimler listesinde gördüm ve söyleşi yapmak için aradım. Fakat işlerinin yoğunluğu nedeniyle hala yerleşik olduğu İsveç'ten gelemeyeceğini öğrenince, telefon röportajı gerçekleştirdik. Kürt Sorunu'nu babasından kendine kaldığını düşündüğü misyon ekseninde değerlendiren Anter Anter'den hem nalına hem mıhına vuran açıklamalar var.

 

Kısa bir süre önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına yeniden kavuşan Musa Anter'in oğlu Anter Anter yıllar sonra Türkiye'de yaşadıklarını ve Kürt Sorunu'na bakışını AKŞAM'a anlattı:

 

- Daha önce verdiğiniz röportajlardan birinde 'misyonum var'demişsiniz. Nedir misyonunuz?
Ben babamın misyonunu götürüyorum.  Bu misyon nedir? Kardeşliktir. Beraber yaşamak için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

 

ASKERLERE ÜZÜLÜYORUM
- Kürtler içinde beraber yaşamaktan yana olmayan bir kitle de var. Bu duruşunuz nedeniyle onlardan tepki alıyor musunuz?
Hayır, emin olun hiç tepki almadım. Birkaç kişi aradı ama 'Anter Abi, haklısın'  dediler. Herkesin bu taşın altına elini sokması lazım. Yaşım 67. Bu saatten sonra taviz verecek değilim ama ben ayrılıkçı olmak istemiyorum. Ailemden 15 kişiyi kaybetmişim, kan davası mı güdeyim? Her iki taraftan da hangi aile kalmış ki ölüsü olmayan? Ben o askerleri izleyince çok üzülüyor, televizyonun karşısında ağlıyorum. Yazık günah değil mi? 18-19 yaşındaki çocuklar gidiyorlar... Van'da, Mardin'de, Diyarbakır'da da şehit aileleri var. Bu çocuklar Kürt değil mi? Kürt Kürt'ü, Kürt Türk'ü, Türk Kürt'ü vuruyor. Yeter artık, yeter! Kardeşim, oturalım, konuşalım.  Ama bir Kürt'e 'silahını bırak da konuşalım' deyince olmaz. Bunun bir güvencesi olması lazım. 

 

ANLAŞARAK GELDİLER
- Silah bırakmaları için nasıl bir güvence lazım?
Bakın, Habur'a gelmeden evvel 5-5.5 ay bir tek silah atılmadı. Demek ki, Hükümet ve Kandil anlaşmıştı. Bizim haberimiz yoktu, sonradan öğrendik Oslo görüşmelerini. O gelen 35 kişi özgür düşünceleriyle mi geldiler? Hayır, anlaşmayla geldiler. Çocuk değiliz artık. Ama o gelenlerin 24-25'i içeride. Yani bu açılımı beceremedik. Habur yüzümüze gözümüze bulaştı. Bir güvence olmadan olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde de böyle bir şey olmamış. Bir garantilerinin olması, BM'den araya girenler falan olması lazım ki bunlar aşağı insinler. İnmezler diye bir olay yok. Kim dağa çıkmak ister?


- Sizin kafanızda nasıl bir çözüm var?
Benim kafamda çok basit bir proje var. Ben diyorum ki, diyalogla heyetler seçilsin. Garantili bir yerde buluşulsun. Anlaşılacak, güvence verilecek, garanti verilecek. Amerikalılar gelebilir, Avrupa gelebilir, ortada garantiler olursa ve emin olun bir hafta sürmez.


- Peki, Kürt tarafı için çözüm aynı şeyi mi ifade ediyor?
Çözümü yalnız Kürt tarafı yapamaz. Şu anda Kürt tarafında ortak bir algı yok ama olur. Türkiye'nin kuvvetli bir devlet olarak, bir babalık vazifesi yapması lazım. Bir baba gibi oğluna öğüt verecek.

 

ÇOĞU ARKADAŞIM TÜRK
- Dinlerler mi peki?
Tabi, garanti ve güvence olduğu zaman neden dinlemesin? Şimdi beyaz bir sayfa açalım. Oturup konuşulması lazım. 67 yaşında bir insan herhalde küçük ve tecrübesiz sayılmaz. Hayatımın 42 senesini memleketimden ayrı, özlemle yaşadım ve bütün suçum 'Kürtçü olmak, Kürt olmak.' Emin olun İsveç'teki, Avrupa'daki arkadaşlarımın çoğu Kürt değil Türk. Onlar beni ismimle çağırmazlar, 'Kürt ne haber, nasılsın?' derler. Gençliğimizden beri biz böyle kardeşçe büyüdük. Ermeni, Türk, Laz dostlarım çoktur.


- İlginç bir şeye işaret ettiniz. Gençliğinizde her şey bu kadar iyi gidiyorduysa, PKK nasıl ortaya çıktı?
Yalnız PKK sebep olmadı buna... Buna 'PKK sebep oldu' diyemezsiniz, bu hiçbir zaman tek taraftan olmaz. Bir karı koca arasında ayrılık olsa bile, elli-ellidir suçlar. Yani hiçbir zaman tek taraflı suç işlenmez. 60'tan sonra zaten bozulduk. 70-80'lerden zaten bahsetmek istemiyorum. Öyle bozulduk, inkarlarla bozulduk. Bu şimdi bunu yamamaya, dikmeye çalışıyoruz.


- Kırılma noktası ne oldu?
Menfaatler, büyük menfaatler oldu. Mesut Yılmaz, benim Suadiye'den mahalle arkadaşım, tuzu kuru. Bakın, çıkarı olan kimse hiçbir zaman bu işlere girmiyor. Halkların düşmanı bunlar. Her zaman, dünyanın her yerinde böyledir bu. Sizi tanımaz, varoşlara girmez. İstanbul'da yaşayıp da varoşlara girmeyen belki milyonlarca insan var. Tuzu kuru olan insanlar bunlar... Siz Güneydoğu diyorsunuz... Orada kimse yatırım yapmıyor. Bizim orada 300 dönümlük bir arazimiz var. Şimdi 'Bir tavuk çiftliği açalım, 30-40 kişi ekmek yesin' diye düşünüyorum. Ben bir şey beklemiyorum. Herkesin bir başlangıç yapması lazım.

 

ULUDERE AYDINLATILMAZSA BU HÜKÜMET İFLAS ETMİŞTİR
- Uludere'de 34 sivilin ölümüyle sonuçlanan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
İçişleri Bakanı'nın (İdris Naim Şahin) demeçleri çok yanlış, çok talihsiz. Başbakan'ın eşi gayet güzel bir şekilde oraya gitti. Bunlar yapılmalı. Böyle 'Al sana para, sus, kapa çeneni' olmaz. Hak parayla işlemiyor. Olayın aydınlanması lazım. Kimler neler yapmış, nereden haber almışlar, vur emri nereden gelmiş... Beş ay oldu, açıkla kardeşim. Sen devletsin ya! Ben devletin başında olsam, her işi bırakırım, bunu temizlerim. Bu kan, bu bir katliam. Onlar suç işlemişler, tamam. Kaçakçılık zaten onların geçim kaynağı. 20'si 17 yaşın altında çocuklar. Bunlar 25-30 lira kazanıp, okula devam etmek için oraya gidiyorlar, anne-babalarının bilgisinde. Bir taraftan düzeltiyoruz, bir taraftan çok ters işler yapıyoruz.


- Uludere'de ne olduğu netleşmezse ne olur?
Ben sorumluların cezalandırılacağını bekliyorum. Güveniyorum, olacak. Eğer olmazsa zaten bu hükümet iflas etmiş demektir. Başbakan'ın hanımı gitmişti Uludere'ye. Bence Başbakan Erdoğan'ın da Uludere'ye gitmesi ve ne olup bittiğini anlatması lazım.  Sorumlular cezalandırılmazsa infialler daha büyük olur. Karşıdan korkunç bir tepki gelir, olmaz. Çünkü onlar hala acı içindeler, ben biliyorum. Muhakkak onlar yargılanacak ve cezasını da çekecek. Yoksa kimse tatmin olmaz. Yoksa sonumuz hiç iyi olmaz.


- Gidişata bakınca Kürt meselesinde yakın dönemde çözüm sürecine girileceğini düşünüyor musunuz?
Ümit ediyorum, öyle olması lazım. Ama artık tarafların da susması lazım. Eskiden şu şöyle yapılmıştı, işte PKK bunu yapmıştı, o kadar insanı öldürmüştü, işte Türk hükümeti böyle baskınlar yapmıştı...
Artık bunlar fasa fiso. Her iki tarafın da diyalogu kuvvetlendirip, oturup anlaşması lazım.

 

CANIMI YAKIYOR
- 'PKK ile mücadele, BDP ile müzakere' yürütülebilir, gerçekçi bir strateji mi?
BDP ile müzakere evet; ama PKK ile mücadele biraz canımı yakıyor. Her iki taraf için canımı yakıyor. Çünkü o mücadeleden hiçbir zaman hiçbir taraf kazançlı çıkmayacak. Müzakereden kazançlı çıkılabilir ama mücadeleden, kardeş savaşından kimse karlı çıkmaz.
Yeter ki BDP ile AK Parti otursun, müzakerelere başlasın. PKK yüzde yüz durur. Bana da vazife veriliyorsa, gidip görüşmeler yapar, konuşurum.

 

- Uludere'de 34 sivilin ölümüyle sonuçlanan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
İçişleri Bakanı'nın (İdris Naim Şahin) demeçleri çok yanlış, çok talihsiz. Başbakan'ın eşi gayet güzel bir şekilde oraya gitti. Bunlar yapılmalı. Böyle 'Al sana para, sus, kapa çeneni' olmaz. Hak parayla işlemiyor. Olayın aydınlanması lazım. Kimler neler yapmış, nereden haber almışlar, vur emri nereden gelmiş... Beş ay oldu, açıkla kardeşim. Sen devletsin ya! Ben devletin başında olsam, her işi bırakırım, bunu temizlerim. Bu kan, bu bir katliam. Onlar suç işlemişler, tamam. Kaçakçılık zaten onların geçim kaynağı. 20'si 17 yaşın altında çocuklar. Bunlar 25-30 lira kazanıp, okula devam etmek için oraya gidiyorlar, anne-babalarının bilgisinde. Bir taraftan düzeltiyoruz, bir taraftan çok ters işler yapıyoruz.


- Uludere'de ne olduğu netleşmezse ne olur?
Ben sorumluların cezalandırılacağını bekliyorum. Güveniyorum, olacak. Eğer olmazsa zaten bu hükümet iflas etmiş demektir. Başbakan'ın hanımı gitmişti Uludere'ye. Bence Başbakan Erdoğan'ın da Uludere'ye gitmesi ve ne olup bittiğini anlatması lazım.  Sorumlular cezalandırılmazsa infialler daha büyük olur. Karşıdan korkunç bir tepki gelir, olmaz. Çünkü onlar hala acı içindeler, ben biliyorum. Muhakkak onlar yargılanacak ve cezasını da çekecek. Yoksa kimse tatmin olmaz. Yoksa sonumuz hiç iyi olmaz.


- Gidişata bakınca Kürt meselesinde yakın dönemde çözüm sürecine girileceğini düşünüyor musunuz?
Ümit ediyorum, öyle olması lazım. Ama artık tarafların da susması lazım. Eskiden şu şöyle yapılmıştı, işte PKK bunu yapmıştı, o kadar insanı öldürmüştü, işte Türk hükümeti böyle baskınlar yapmıştı...
Artık bunlar fasa fiso. Her iki tarafın da diyalogu kuvvetlendirip, oturup anlaşması lazım.

 

MİLLETVEKİLLİĞİ TEKLİFİ ALDIM
- Uzun bir aradan sonra vatandaşlığınıza kavuşup, bir süre Türkiye'de kaldınız. Bu süre içinde size karşı tavırlar nasıldı?
Sadece tek taraftan değil, her taraftan saygı görüyorum ve zevkten uçuyorum. Milletvekilliği teklifleri falan da geliyor ama benim için çok erken.


- Türkiye'deyken hükümetten kimseyle görüştünüz mü?
Hüseyin Çelik Bey ile görüştüm.


- Milletvekilliği teklifi de Çelik'ten mi geldi?
Her taraftan geliyor.


- BDP'den geliyor mu peki?
Hayır, onlar beni aramadı sadece AK Parti'den geldi. Teklif gelmesi hoşuma gitmiyor değil ama benim milletvekili olmam şu ortamda olacak iş değil.


- Neden?
Çünkü ben her tarafla görüşen, her yere girip çıkabilen bir insanım. 67 yaşından sonra bir emrivakiye gelemem. Türkiye'de hala o düşünceye saygı göremiyorum. Sen fikrini söyleyince, sana düşman gibi bakıyorlar.


- Türkiye'ye geldiğinizde öyle bir şey hissettiniz mi?
Hayır, ben şu ana kadar görmedim ama görüşmemelerinden, beni aramamalarından hissediyorum. Türkiye'de AK Parti neyse BDP de benim için aynı. Ben intikam almak için gelmedim oraya. Babamın katilleriyle, onu vuranla uğraşmıyorum; ona emir verenle uğraşıyorum. Bugün görüyorsunuz Kenan Evren, Mehmet Ağar yargılanıyor, Süleyman Demirel de, Tansu Çiller de, Ünal Erkan da yargılanacak. Ergenekon nasıl yargılanıyorsa şimdi, o zaman yapılanlar da yargılanacak.


- Musa Anter cinayetinin aydınlatılması için dava hazırlığı yapıyor musunuz?
Eylül'den sonra dava sürecini başlatmak istiyorum. Şu an belge toplama aşamasındayım. Babamın öldürülmesinin Türkiye'ye ne kadar acı verdiğini herkes biliyor. Musa Anter sadece benim değil; Türklerin 'Musa Amca'sı, Kürtlerin 'Ape Musa'sı, barışçı bir insandı.

 

O DEVİRLER GEÇTİ
- İşadamlarına sorsanız, PKK nedeniyle gidemediklerini söylüyorlar...
Bugün bir çok işadamı çiftlikler açıyor. PKK gelip basıyor mu, yok. PKK açısından söylüyorum yapmaz, yapamaz. Çünkü halktan tepki görür, o devirler bitti. Bakın uzun süredir hiç böyle şeyler olmuyor. Hepimizin el birliğiyle bir şey yapmamız lazım. Artık bunun Türk'ü Kürt'ü kalmadı. Beraber yaşayacaksak, yaşayacağız. Yoksa şansımız yok, bizi bölerler. Dünyanın hiçbir ülkesi bu kadar dayanamazdı. Bakın, Yugoslavya nasıl dağıldı. Bizi Cumhuriyet'in kuruluşundan beri ayırmak istiyorlar. Ayrılmadık, ayrılmayacağız. Ama ben de lisanımı konuşayım, kendi dilimi öğreneyim, kendi yazımı yazayım. Ermeni okulları, Rum okulları, Alman okulları yok mu? Var, senin halkının okulu yok.


-  Bugünkü Türkiye'deki Kürt sorununun temel çıkış noktasını dış güçler olarak mı görüyorsunuz?
 Biz menfaatler dünyasına uyduk. Bu menfaat dünyasının işi. Hepimiz zarar ettik, onlar kazandı. Türkiye üzerinde yapılan hesaplara bakın. Dünyayı alın, odak noktasını bulun, Türkiye çıkar. Biz dünyanın en zengin ülkesiyiz, en verimli topraklarda yaşıyoruz. Biz oralara sahibiz ve beraber yaşayacağız.

 

KÜRTLERİ KİMSE GERİ GÖTÜREMEZ
-  Ankara ile Erbil arasındaki yakınlaşma sürecinin Türkiye'nin Kürt meselesine nasıl bir etkisi olmasını bekliyorsunuz?
Ankara ile Erbil arasındaki bu dayanışma çok olumlu etkileyecek. Şimdi problem Kandil. Ben hepsiyle görüşüyorum, artık onlara da anlatıyorum derdimi. Problemi biz kendimiz yaratıyoruz. Dik kafalılığımızdan... 'Yok, ben kabul etmiyorum, silah bırak gel.'Ya kardeşim, oturun, konuşun bir yerde. Nasıl Oslo'da konuştuysanız, gidin Amerika'da konuşun ve bir yerde bunu halledin. Her geçtiğimiz gün zarar ediyoruz, her geçtiğimiz gün nefretler doğuyor. Hadi 'ayrıldık' diyelim... Ben İstanbul'u, İzmir'i, Bodrum'u Antalya'yı bırakacağım; Ağrı'da, Hakkari'de yaşayacağım... Olacak iş mi? Kim bırakır gider? Orası bizim vatanımız. Ben Suadiye'de doğdum, Suadiyeliyim, İstanbulluyum.  Musa Anter'in oğlu Anter Anter olarak bazı kesimler beni tenkit edebilir, canları sağ olsun ama benim görüşüm bu.


- Amerika bu işin neresinde duruyor sizce?
Amerikasız biz yokuz, her şey Amerika. Nefes alsak Amerika, yemek yesek Amerika, su içsek Amerika, petrol aramaya gitsek Amerika. Amerika'nın menfaati olmasa bizimle uğraşır mı? Biliyorsunuz, onlar Kürdistan (Kuzey Irak) bölgesine sahipler. Onların desteği olmasa, bugün Kürdistan Şiilerle Sünnilerle beraber yaşayabilir mi, imkansız. Amerika'nın sayesinde orası var ve bu 15 senedir yapılan lobilerle oldu. Amerika bugün elini çekse orda harp çıkar. Amerikalılar Türklerle Kürtlerin anlaşmasını istiyorlar. Bizim iyi olmamız herkesin menfaatine.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.