Michael Hardt’la 'Devrim ve Aşk' üzerine konuşmadan önce
Antonio Negri ile birlikte kaleme aldıkları 'İmparatorluk' kitapları yok satmış Michael Hardt Ayrıntı Yayınları'nın davetiyle bugün kitap fuarında. Öncesinde verilen yemekte, rakısını yudumlarken filozof, sohbetteyiz

Michael Hardt ve Antonio Negri’nin ‘İmparatorluk’la başlayıp ‘Çokluk’la devam eden üçlemesinin son kitabı ‘Ortak Zenginlik’i bu sene yayımlayan Ayrıntı, yazarını TÜYAP’a davet etti. Hardt bugün saat 15.45’te TÜYAP’ta “Devrim ve Aşk” üzerine konuşacak. Perşembe günü Cezayir’de yazarların, yayıncıların ve gazetecilerin davetli olduğu yemekte, filozofun yanındaki sandalyeye kurulmak suretiyle gerçekleşen sohbetin merkezinde elbette ki Tahrir’den Wall Street’e meydanlara çıkan direnişçiler vardı. Hardt’ın “Türkiye’de böyle bir ‘isyan’ başlar mı, ortasınıfın durumu nedir?” sorularına cevabım “Bizim meydanlarda genelde Kürtleri görürsünüz” olunca, Türkiye’deki Kürtlere dair çok fazla bilgisi olmadığını ama özerklik durumuyla ilgilendiğini söyledi.
Yemek boyunca sohbetin üzerine konuşulan en mühim ismi, ‘Ortak Zenginlik’ kitabının en büyük zenginliği filozof Spinoza’ydı. “Spinoza’nın ömrü son kitabı ‘Politik İnceleme Tractatus Politicus’un demokrasi bölümünü tamamlamaya yetseydi neler değişirdi?” soruma, mayıs ayında İspanya’da gözleme imkânı bulduğu demokrasi ayaklanmasının “Gerçek demokrasi hemen şimdi!” sloganıyla cevap verdi ve bu sloganın fazlasıyla Spinozian olduğunun altını çizdi. İspanya, Amerika gibi halihazırda demokrasinin olduğu ülkelerde gerçek demokrasinin talep edilmesi “Demokrasi nasıl olmalıdır?” sorusuna aranan cevaptı. Ve bu keşif yolculuğu Spinoza’nın da bahsettiği keşifti. Tahrir’den Wall Street’e insanların talep ettiği gerçek demokrasi, hepimizin takip etmesi gereken politik hareketin yönünü gösteriyordu. Yapılması gereken, hep birlikte demokrasinin yeni formlarını araştırmaktı. Son günlerde felsefe dünyasında Spinoza’nın neden bu kadar popüler olduğunu sorduğumda, felsefeyle uğraşanların çok küçük bir grup olduğunu hatırlattıktan sonra Spinoza’nın kendisinden sonra gelen filozofların getirdiği geleneksel tanımlarla karşılaştırıldığında demokrasi adına çok daha radikal düşünmesinin etkilerini anlattı önce, sonra Spinoza’nın yazdığı dönemle kapitalist modernitenin sona doğru yaklaştığı dönemimizin benzerliklerini.

Şenlikli buluşmalara…
Hardt ve Negri ‘Ortak Zenginlik’ kitaplarında Spinoza’nın yolunda, pozitif karşılaşmalar organize etmenin vereceği güçten ve tam tersinin eksilteceği kudretten her fırsatta bahsediyorlar. Sohbetimizde de bu önemli “organizasyonu” es geçmiyoruz ve mutluluktan, Spinoza’nın ‘şenlikli buluşmalarından’ konuşuyoruz. 18.yy Fransız devrimcilerine de güç kazandıranın bu neşe ve mutluluk olduğunu söylüyor Hardt. Thomas Jefferson’dan örnek veriyor. Mutluluğu öğrenmemiz gerektiğini söylüyordu Jefferson, mutluluğun özel değil kamusal olması gerektiğinden bahsediyordu. Günümüzde de olması gereken, 18. yy’daki gibi mutluluğun politik bir kavram haline gelmesi. Neşenin ve mutluluğun bu coşkusunu Queer yürüyüşlerinde görebilirsiniz. Bu “neşeli ol ki güçlü olasın” durumuna karşı “Nietzsche’nin de bahsettiği gücümüzü azaltmaya, bizi kederlendirmeye çalışan despotlar ve rahipleri ne yapacağız?” deyince, “İşte onlara karşı savaşacağız. Nietzsche de bunu söylüyor” diyor Hardt ve hemen ardından dine o kadar da karanlık yaklaşmadığını ekliyor. İnsanları bir araya getiren iyi niyetli kurumların altını çiziyor. Şenlikli buluşmalardan Hardt’ın TÜYAP’ta yapacağı konuşmada buluşturacağı ‘devrim ve aşk’ ikilisine geliyoruz. Bu buluşmanın şarkısını Bob Marley’den “One Love” olarak belirliyorum. “Uygundur” diyor Hardt ve devrim ve aşk arasında kurduğu ilişkiyi anlatıyor. Aşk politik güçler için çok eskilerden beri her zaman politik bir konsept olmuştur diyor. Hıristiyanlıktan, Müslümanlıktan, Yahudilikten örnek veriyor. Kişisel bir inançtan oluşan toplumsal birlikteliği dinler çerçevesinde anlatıyor. Dinin ve aşkın dönüştürücü güçlerinden bahsediyor. Din de, aşk da insanı kendinden geçirir ve dönüştürür. Aynı şekilde devrim de. Aşk ve devrim ortaklığına dair bir başka nokta da ikisinin de beklenmedik ve birden oluşu ve yorumlamanın sonradan gelişi.
Devrim demişken ‘Arap Baharı’nın nasıl bir bahar olduğunu da konuşuyoruz. Mübarek’in devrilmiş olması, diktatörlerin düşürülmüş olması ilk etapta bir devrim olduğunu göstermez, sonraki adımda neler olacağı önemli“ diyor Hardt. Öte taraftan ‘Arap Baharı’nın gelecek on yıl içinde Latin Amerika sol hareketinin sahip olduğu işleve sahip olabileceğini, en önemlisinin de Tahrir isyanının İspanya’dan New York’a diğer isyanları ateşlediğini söylüyor. Ve geliyoruz bu ateşte payı olabilecek günümüz entelektüellerine. Marx’ın “Filozoflar uzundur dünyayı yorumluyorlar lakin değiştirmeleri lazım” tespiti üzerinden ‘Ortak Zenginlik’te Negri ve Hardt’ın entelektüellere biçtiği “Yeni kilise babaları” görevine geliyoruz. Entelektüel üretimin de sosyal hareketlerin bir parçası olduğunu, “Entelektüeller fikir üretir, sosyal hareketlerse politik aksiyon” ayrımını doğru bulmadığını söylüyor.

İşçi sınıfı değil yoksullara bakmak
‘Ortak Zenginlik’ten devam ediyoruz sohbete. Kitapta Hardt ve Negri’nin “ortak varoluş” için rolünü önemsedikleri kavramlardan biri sevgi ise diğeri de yoksulluk. “Sizce yoksulların bu derece önemli olduklarının farkında mı dünya?” soruma “Yoksullardan hepimizin öğreneceği çok şey var. Bu yüzden de Negri ve ben sınıf ilişkileri bugün ne durumda diye düşünürken klasik işçi sınıfı üzerinden değil yoksullar üzerinden gidiyoruz. Bu çok daha üretken ve verimli bir bakış” cevabını veriyor. Yoksullardan yoksullaştıranlara ‘yeni imparatorluk’lara geliyoruz. “Siz yeni imparatorluklar aramayalım diyorsunuz ama acaba Çin mi gibi sorular sorulmaya devam ediyor” deyince Türkiye’nin, Çin’in, Brezilya’nın, Amerika’nın ve Avrupa’nın oluşturduğu yeni formdan bahsediyor Hardt. Bu yeni ağın gücünü ne kadar iyi anlar, akademik olarak ne kadar iyi analiz edebilirsek bu hâkimiyetle nasıl savaşacağımıza dair de o kadar bilinçleniriz” diyor ve Negri’nin de altını çizdiği gibi bu yeni “savaş” ın 2011’deki isyanlarla başladığını söylüyor. Bu global zincir özgürlük adına yeni bir form, yeni bir güç. Son olarak özgürlük mücadelesi içerisinde şiddetin yerini soruyorum. “Annem içinde şiddet geçen bir soru soruluyorsa hele de bunu soran gazeteciyse dikkat et derdi” esprisini yaptıktan sonra artık silahlı kuvvetlerin çok da etkili olmadığını, bu çerçevede silahların ve bombaların da eskisi kadar etkili olmadığını söyleyip ekliyor: “Elbette ki bu pasif olalım anlamına gelmiyor. Sadece en güçlü olanı en iyi analiz etmemiz gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.