“İş Kürt gazetecilere gelince durum daha da vahimleşiyor”: DİHA’nın 10 muhabiri tutuklu
Evrensel yazarı Esra Arsan, Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) 10 muhabirinin tutuklanmasına ilişkin “Bu ülkede hakikati ortaya koymaya çalışan hiçbir gazeteciye yaşam hakkı tanımamaya ant içmiş bir iktidarla karşı karşıya olduğumuz aşikar; ama iş Kürt gazetecilere gelince durum daha da vahimleşiyor” dedi.

Esra Arsan’ın Evrensel’de “DİHA muhabirleri hakikati yazdıkları için tutuklanıyor” başlıklı yazısı şöyle:

Gaziantep’teki bombalı saldırı yerine ilk giden ve haber yapmaya çalışan Muhabir Mehmet Hakkı Yılmaz, önce gözaltına alındı, ardından çıkartıldığı mahkeme tarafından “örgüt üyeliği”suçlamasıyla tutuklandı.

Mehmet Hakkı Yılmaz ocak ayından beri haber peşinde koşarken tutuklanan onuncu DİHA muhabiri. Tutuklanan diğer DİHA muhabirleri şunlar: 

Nedim Oruç 6 Ocak’ta, 
Nuri Akman 2 Şubat’ta, 
Nazım Daştan 11 Şubat’ta, 
Feyyaz İmrak 15 Şubat’ta, 
Mazlum Dolan 23 Şubat’ta, 
Ziya Ataman 11 Nisan’da, 
Meltem Oktay 12 Nisan’da, 
Muhammed Doğru 20 Nisan’da tutuklandılar.

DİHA, adından da anlaşılacağı gibi Kürt gazeteciler tarafından kurulmuş ve bölgeden “ötekinin gözüyle” haber yapmaya çalışan bir haber ajansı. İstanbul medya dukalığının ırkçı, ayrımcı ve ötekileştirici yayıncılığı karşısında, bölgede olan biteni bir de Kürt bakışıyla anlatmaya gayret eden bir gazetecilik yapmaya çalışıyor DİHA. İstanbul medyasının yalan ve propagandayla dolu içeriği karşısında, hakikatin bir de öteki boyutunu ortaya serdikleri için de muktedir tarafından sevilmiyorlar haliyle. Nitekim DİHA muhabirleri için tutukluluk, aylarca cezaevlerinde kalmak gibi şeyler yeni değil. Kurulduğundan beri DİHA, AKP iktidarı tarafından terör ve terörizmle suçlanan ve mütemadiyen gazetecilik yapması engellenen bir ajans. O derece ki, mesela ben gazetecilik akademisyeni olarak DİHA’ya bilimsel demeç verdiğimde bile AKP’gil basın tarafından “terör örgütünün medyasına” yardım ve yataklık yapmakla itham ediliyorum. Aynı demeci Anadolu Ajansına versem çok büyük akademisyen olacağım ama…Türkiye’de yaşamak artık gerçekten bir karabasan gibi.

Bu ülkede hakikati ortaya koymaya çalışan hiçbir gazeteciye yaşam hakkı tanımamaya ant içmiş bir iktidarla karşı karşıya olduğumuz aşikar; ama iş Kürt gazetecilere gelince durum daha da vahimleşiyor. Kürt gazetecilerin gözaltına alınması, tutuklanması ve uzun süre cezaevlerinde tutulması büyük medyada çalışanlara kıyasla daha kolay. Çünkü cahil ve gerçeklere sırtını dönmüş olan ırkçı ve milliyetçi toplum nüvesi bu fenalığa rıza veriyor, tutuklanan gazeteci Kürt medyasından olduğu sürece hukuksuzluğa itiraz etmiyor. 

Bizim millet hakikati öğrenmektense, hakikati ona taşıyan elçiyi öldürmeye razı. Bu nedenle hep bulanık suda geziyor, bilgi kirlenmesi içine hapsolmayı, Kürt realitesini kabullenmeye tercih ediyor. “Kürt gazeteciler terörizm suçlamasıyla hapse girmiş, vardır devletin bir bildiği” mantığıyla masum insanların hayatlarından gün çalmayı zerre umursamıyor. 

Oysa ocak ayından bu yana sırayla tutuklanan 10 DİHA muhabiri sadece bölgelerinde olan biteni kamuya aktarmak için canla başla çalışan gazeteciler. Suçları terörist olmak değil, suçları Kürt olmak... Ötekinin gözüyle gazetecilik yapmak.

İstanbul medya dukalığından bir gazeteci haksız yere hapse düştüğünde dünyayı birbirine katan, adliye koridorlarında demokrasi ve insan hakları gösterileri sergileyen meslektaşları da Kürt gazetecilere yeterince sahip çıkmıyor kanımca. Bu zavallı durum, demokrasi ve insan hakları konusunda daha uzun süre sınıfta kalacağımız konusunda karamsarlık yaratıyor bende.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.