Fethullah Gülen’e Kürşat Bumin'den eleştiri

İlgili yazı şöyle;

Fettullah Gülen'in bazı tespitleri

Zaman gazetesi dünkü sayısında Fethullah Gülen'in bir sohbetini "Kürt meselesi hakkında önemli tespitlerde bulundu" başlığı altında haberleştirdi.

Söz konusu tespitler içinden bazıları özellikle dikkat çekici. Bunlardan birincisi Gülen'in Çukurca'ya yönelik son saldırıdan sonra Cumhurbaşkanı'nın telaffuz ettiği "intikam" sözcüğüne ilişkin.

Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanı saldırının ardından "İntikam misliyle alınacaktır. Bu saldırıların intikamı çok büyük olacaktır" açıklamasını yapmıştı. Cumhurbaşkanı'nın bugüne kadar benimsediği ılımlı (bunun bir "erdem" olduğunu unutmayalım) üslubuna hiç mi hiç uygun düşmeyen bu sözlerini yadırgayanlar ve onaylamayanlar arasında birçokları gibi ben de vardım.

"İntikam" merkezli bu açıklamayı alkışlayanlar da yok değildi tabii ki. Mesela Sabah gazetesinin nevzuhur köşe yazarı hızını alamayarak bu açıklamayı şu sözlerle destekliyordu: ""Tek kelimeyle ulusun hissiyatına tercüman oldu: 'İntikam!' Ve ilk kez 864 rakımlı tepeden yükseldi: 'İntikam!' Koca bir devlete kafa tutacağını sanan itlerin başına gelecekler Cumhurbaşkanı'nın söylediği tek kelimede saklıydı: 'İntikam!' hemen Türk Silahlı Kuvvetleri'ne emir verildi..."

Dolayısıyla karşımıza çıkan bu kötülük karşısında birçokları gibi ben de "Cumhurbaşkanı'nın bu açıklamayı yaparak bu kötülüklere fırsat vermesi büyük bir yanlıştı" diye düşündüm.

Dönelim tekrar Fethullah Gülen'in tespitlerine:

Gülen, sohbetinin iki yerinde "intikam-intikâmat"la ilgili olarak şu iki açıklamayı yapıyor:

"Bediüzzaman Hazretleri, maruz kaldığı zulümlere rağmen hiç kimseyi zerre kadar incitmemiş, 'intikamımı alın' dememiş;"

"Her köşesi, rengi, deseni, çeşidi ve şivesiyle ülkemizi seven herkesin çok dikkatli ve temkinli olması, kışkırtmalara gelmemesi ve hele 'mukabeli-i bilmisil' kaide-i zalimânesine girmemesi lazımdır. Bağırıp çağırmalarla, 'Şehitler ölmez, vatan bölünmez' sloganlarıyla problem çözülmez. (...) Meselenin üzerine bağırıp çağırarak, yakıp yıkarak ve öldürerek değil, akıl, feraset ve şefkatle gidilmelidir."

Görüyorsunuz; ülkemizin barındırdığı çeşitlilik sıralanırken araya "inanç" ve "görüş" gibi elamanlar da katılsa daha olgunlaşacak bu sözler bu haliyle bile işlerin sühûletle çözülmesini hatırlatması açısından değerli ve etkilidir.

Ancak "ılımlılık"ı esas alan bu sözlerin şu şekilde devam etmesi –doğrusu- şaşırtıcı olmuştur: " 'Hakkı kötek olanlar' istisna edilirse, o toplumun yüzde doksan beşi şefkatle ve re'fetle kucaklanmalı, onlara karşı mülayemetle haraket edilmelidir."

Ne dersiniz, nüfusun yüzde beşinin "Hakkı kötek olanlar"dan sayılması biraz önceki değerli "mülayim" faslın değerini ve etkisini azaltıcı nitelikte değil midir? Burada önemli bir diğer husus da, buraya kadar topluma seslenmekte olan Fethullah Gülen'in yüzünü hızla "devlet"e çevirmesidir. Yanlış mı düşünüyorum; "Hakkı kötek olanlar"a haklarını verecek olan "devlet" değil midir?

"Hakkı kötek olanlar" meselesi sohbetin bir başka yerinde yine karşımıza çıkıyor. Hem de bu sefer, yanlış olduğu vurgulanan "intikamât"ı çağrıştırır biçimde. Şu satırlar yani:

"Herkes bu meselenin halli için duanın gücüne de sığınmalı; her fırsatta gönüllerini Yüce Dergâh'a açıp 'Allah'ım, birliğimizi sağla, aramızı te'lif buyur, bizi vifak ve ittifaka muvaffak kıl. Hidayet ve ıslahını murat buyurduğun insanları ıslah eyle, kalb ve kafalarına salah ver. Şayet düşmanlık yapanlar arasında ıslahını murat buyurmadığın ve kendileri hesabına ıslah istemeyen kimseler varsa, onların altlarını üstlerine getir, birliklerini boz, evlerine ateş sal, köklerini kurut ve işlerini bitir' diye niyaz etmelidir."

Görüyorsunuz, bu satırlarda "ılımlılık" hepten terkedilmiş görünüyor. "...onların altlarını üstlerine getir, birliklerini boz, evlerine ateş sal, köklerini kurut ve işlerini bitir." Bu bed-duada sizin de dikkatinizi en çok "köklerini kurut" faslı çekmiştir herhalde...

Söz konusu duanın bed-dua faslının hiç mi hiç hoşuma gitmediğini söylemeliyim. Sevenleri-sayanları tarafından çok değerli bir mutasavvıf olarak bilinen birisinin ağzından "köklerini kurut" bed-duasını duymak hoş değil doğrusu.

Fethullah Gülen, söz konusu sohbetinde sözü TSK'ya da getiriyor: "Çoklarının dediği gibi, mensup olduğumuz Birleşmiş Milletler ve NATO içinde önemli güce, kuvvete ve mekanize birliklere sahip sayılı devletlerden biriyiz. Bir espriye bağlı ifade edersek, o güç, kuvvet, mekanize birliklerin neler yapabileceğini görmek istiyorsanız, 27 Mayıs ihtilaline bakabilirsiniz. O güç, gelip kendi milletinin başına binmiş ve 25-30 milyon insanı esir almıştır. Daha sonra da her on senede bir binlerce insanı ezmiş, zindanlara atmış, sürgünlere yollamıştır. Şimdi, sen orada kuvvetini sonuna kadar kullanmışsın, sokağa hükmetmişsin; fakat ayıptır bu, ârdır, otuz senedir dağdaki bir avuç şakînin hakkından gelemiyorsun."

İçinde çok yanlışlar barındıran sözler bunlar. Bir kere 27 Mayıs, yapanların ve destekleyenlerin söylediği gibi bir "ihtilal" değil bir askeri darbedir. İkinci olarak 27 Mayıs'ta TSK'nın karşısında ne olur ne olmaz diyerek evinde bulundurduğu dededen yadigâr çerkez kamasını bile toprağa gömen silahsız bir toplum vardır. Bu sözlerde karşımıza çıkan yanlışların en büyüğünden birisi de bu ülkede otuz yıldır duyduğumuz "bir avuç şakî" nitelemesinin tekrarıdır. Sohbetin bu kısmında sözün "mekanize birlikler"e gelmesini ise ancak tebessümle karşılayabiliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.