04 Kasım 2017 Cumartesi 22:41
Suriyeli Kürtler Türk-Rus ilişkilerinde yeni pürüz mü?

Türkiye, en yakın askeri müttefik ülke olarak gördüğü ABD’nin uzun süredir PYD-YPG’ye destek vermesi nedeniyle tepkiliydi.

Uzmanlar, ABD’nin Rakka’yı IŞİD’den temizlemesi için PYD’ye silah yardımı yapması gibi askeri desteklerine sert tepki gösteren Türkiye’nin, şimdi de Rusya ile Kürtler nedeniyle gerilim yaşama noktasında olduğunu öne sürüyor.

Türkiye, Rusya’nın PYD ile yürüttüğü diplomasi trafiğinin yanı sıra 10 Şubat 2016’de resmen açılan Moskova Temsilciliği nedeniyle de gelişmelerden rahatsızdı. Türkiye; Rusya ve İran ile ortaklaşa yürüttüğü ve 23 Ocak’ta ilk kez yapılan Astana görüşmeleri sürecinde PYD’yi veto ederek dışarıda bırakmıştı.

Kazakistan’ın başkenti Astana’da 1 Kasım günü yedinci tur görüşmeler başladı.

Ancak Rusya’nın, siyasi çözüm için Kürtleri de masaya getirmek üzere Soçi’de başka toplantı düzenleyeceği netleşti. Moskova’nın, 18 Kasım’daki Soçi toplantısına PYD heyetini davet etmesi Türkiye’de sıkıntı yarattı.

Soçi’de PYD’nin yanı sıra Suriye Kürdistan Demokrat Partisi ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nden de temsilciler olacağı da duyuruldu. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın da toplantıya katılacağı kaydedildi.

Şimdi gözler Rusya’nın, PYD ile Esad arasında uzlaşma sağlayıp-sağlamayacağı ve Kürtler’e özerklik tanınması gibi anayasal değişikliklerin kapısını açıp-açmayacağına çevrildi.

Ayrıca Suriye’nin geleceği konusunda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, 1 Kasım günü Tahran’ı ziyaret etmesiyle İran ile yakın temasını koruyor olduğu da görüldü.

‘RUSYA’NIN PYD’YE YAKLAŞMASI SÜRPRİZ DEĞİL’

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ve Prof. Dr. Celalettin Yavuz’a göre; Rusya’nın PYD ile yakınlaşması sürpriz değil. Uzmanlar, bölgesel gelişmelerde Rusya ve İran’ın birlikte oynayacağı role de dikkat çekiyor.

İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celalettin Yavuz, “Rusya’nın hiçbir zaman PYD-YPG ile ilişkisi kopuk değildi. Moskova’da resmi ofis de açmışlardı. Ancak Türkiye’de kamuoyunu yanıltmaya çalışanlarca, Rusya ile ilişkiler düzeldiğinde sanki PYD-YPG’ye dirsek gösterecek, dikkate almayacak gibi yanlış ve yönlendirici bilgiler paylaşıldı. Oysa Rusya’nın bunu yapması için neden yoktu” görüşünü aktardı.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı da, “Türkiye ile Rusya arasında uçak krizi sonrası gerginlikten yumuşamaya doğru giderken yeniden ilişkilerde değişim yaşanıyor. Astana görüşmeleriyle birlikte yumuşama söz konusuyken; Rusya’nın şimdi PYD’ye karşı takındığı tavır aslında bir sürpriz değil. Rusya, DEAŞ’a karşı mücadele yürüten PYD-YPG’li Kürt grubunu epeyce destekledi… Rusya’da zaten resmi temsilciliği var. Rusya, Kürt konusuna uzun zamandır kayıtsız kalmayan ülkelerden birisi. Bu coğrafyada Rusya, dış politikasına Kürt faktörünü de yeni yeni eklemlemeye başladı ve böyle de devam edecek” dedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) kurmay albay olarak emekliye ayrılan Celalettin Yavuz, sahadaki askeri gelişmelerini de yakından izliyor. Yavuz, ABD’nin, PYD-YPG ile iyi ilişkisi olduğu gibi Rusya’nın da bu grupla askeri yönden yakın ilişki sürdürdüğünü vurguladı.

Yavuz, “Hatta Türkiye’nin Afrin’e askeri operasyon düzenlememesi için Rusya, hemen Kilis-Hatay illerimize sınırı olan küçük Afrin bölgesine kendi askerlerini gönderdi. Türkiye, Afrin’e aslında çoktan girebilirdi ama Rus askeri varlığı orada olduğu için veya Rusya ile bu konu çözülemediği için o yerleşim yerine girmiyor. Bunu unutmamak lazım. Bu çok önemli” dedi.

ŞAM YÖNETİMİ VE KÜRTLER UZLAŞMA YOLUNDA MI?

Bağcı ve Yavuz, sadece Rusya’nın değil Şam’ın da Kürtler’le uzlaşma eğilimi içinde olduğuna dikkat çekiyor.

Bağcı, Suriye’nin yeniden yapılanmasında Kürtler’in Şam yönetimiyle anlaşmaktan başka çaresi olmadığı görüşünde.

Bağcı, “Suriye’de bağımsız Kürt devleti kurulması mümkün değil. Nasıl bir özerklik politikası olacak, göreceğiz, federal yapıya mı dönüşür, göreceğiz. Beşar Esad rejimi ile Rusya arasında zımni anlaşma var --ki Kürtler’in bu coğrafyada koruma altına alınması konusunda görüş birliği var. Kürt tarafı, iç politikada yanlış yaptıklarını ve DEAŞ’a karşı ortak mücadele etmeleri gerektiği konusunda Esad yönetimini inandırmış durumda. Son dönemde Kürtler cephesinden de Esad yönetimine yönelik suçlamalar söz konusu değil” diye konuştu.

Yavuz da, “Rusya gibi Esad rejimi de, hiçbir şekilde PYD-YPG ile ilişkisini kesmiş değil. Son olarak ABD’nin desteğiyle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak Rakka geri aldıktan sonra Esad rejimi Dışişleri Bakanı Muallim, ‘Biz YPG ile müzakerelere hazırız’ demişti” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE AÇISINDAN DURUM NASIL GÖRÜNÜYOR?

Prof. Dr. Celalettin Yavuz, sadece Türkiye’nin, PYD-YPG’nin olmayacağı bir Suriye denkleminde ısrarcı konumda kaldığı görüşünde.

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı da Türkiye’nin Kürtler konusunda yalnız kaldığı düşüncesinde. Her iki uzman da Türkiye – Rusya ilişkilerinde Kürt konusu nedeniyle gerilimli günler yaşanabileceğini de işaret ediyor.

Yavuz, “Astana görüşmeleri başladığında Rusya’nın planında PYD’nin de buna katılması vardı. O günlerde Türkiye’nin girişimleriyle önlendi. Ama aslında PYD’ye ne Rusya ne de İran karşı çıkıyor. Bunu çözebilirse yine Rusya nezdinde çözümü mümkündü. Ama Rusya ise, PYD-YPG üzerinde hakimiyetiyle ABD’nin bölgeye daha fazla yerleşmesini istemiyor. Rusya, şimdilik Suriye’deki saflarını güçlü tutmaya çalışıyor ve bu nedenle PYD-YPG’yi de ABD’ye kaptırmak istemiyor” dedi.

Bağcı da, “Türkiye ile ilişkilerde bunun kriz doğuracağı gerçeğini göz ardı etmemek gerekiyor. Ama Rusya, Türkiye olan ilişkilerinde ekonomik ve siyasi anlamda şu anda güçlü taraf konumunda. Uçak krizi sonrasında ilişkilerde yeniden güven ortamı oluşturmaya çalışan taraf Türkiye. Şimdi Rusya, Türkiye’nin bu durumunu iyi bir satranç oyuncusu gibi kullanmaya başladı. Türkiye ile Rusya arasında bir Kürt sorunu filizlenmeye başlayacak. Türkiye’nin tepkisi tabii büyük olacak. Türkiye’nin ifade ettiği üzere PKK ile PYD’nin bağlantısı aslında taraflarca biliniyor. Rusya şimdi PYD’nin hamisi rolüne doğru ilerliyor” diye konuştu.

Tüm bölgeye bakıldığında Türkiye’nin durumunu “sıkıntılı” olarak yorumlayan Hüseyin Bağcı, “Türkiye, biraz deyim yerindeyse sıkışmış, mengeneye alınmış görünüyor. Bunu da önceki yanlış politikalar sonucu olarak değerlendirmek gerekiyor. Arap Baharı ile birlikte Türkiye’nin stratejik açıdan kendi gücünü fazla abartmasının sonucu olarak ortaya çıkan sonuçlar gibi değerlendirmek mümkün” görüşünde.

Türkiye’nin tepkisi olsa da Rusya’nın tavır değişikliği olmayabileceğini değerlendiren Celalettin Yavuz da, “Ne yazık ki Türkiye, evvelce ekmiş olduğu yanlış politikaların ürünlerini biçiyor” düşüncesinde.

İRAN’IN ROLÜYLE BİRLİKTE ORTADOĞU’DAKİ TABLO NASIL?

Uzmanlar, konuyu sadece Suriye ile değil Irak’taki gelişmelerle birlikte okumak gerektiği görüşünü paylaşıyor. Bağcı ve Yavuz, Rusya’nın özellikle ABD’nin bölgedeki varlığına karşı politikalar geliştirdiğini düşünüyor. ABD’nin yerine Rusya ve İran’ın bölgesel güçlü oyuncular olarak sahaya indiğini de vurguluyorlar.

Bağcı, “ABD’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) bağımsızlık referandumuna karşı takındığı tavırla Kürtler üzerinde hayal kırıklığı yarattığını göz ardı etmemek gerekiyor. Kürtler açısından bu güven boşluğunu, Rusya yönetimi doldurmaya başlayacak. Putin’in politikası itibariyle Rusya’nın bu coğrafyada daha da kalıcı hale gelmesini sağlayacak bir gelişme” dedi.

Bu noktada Bağcı’ya göre; İran ile Rusya arasında Kürtler konusunda anlaşma sağlanmış durumda.

Bağcı, “Türkiye, iki kazançlı ülke yani Rusya ve İran’a karşı yalnız kalmış görünüyor. Türkiye, hangi politikalar nedeniyle yalnız kaldı? Türkiye, Rusya’nın yanı sıra İran ile de Kürtler söz konusu olduğunda gerginlik, ayrışma politikası yaşayacak. Şu anda İran ile Rusya gayet iyi anlaşıyor görünüyor. Ortadoğu’daki yeni yapılanmaları belirleyen güçlü ülkeler olarak karşımıza çıkıyorlar. O nedenle Türkiye, son gelişmelerin kaybedeni konumunda” diye konuştu.

Türkiye’nin Irak merkezi hükümetine de yaklaşımında ciddi değişiklikler olduğunu da anımsatan Bağcı, “Oysa Irak’ta yine Başbakan İbadi ve Türkiye’de Cumhurbaşkanı yine Recep Tayyip Erdoğan. Ama 1 yıl içerisinde sert söylemlerden yumuşak söylemlere geçiş çabası içerisindeki ülke Türkiye. Bu durum esneme diye yorumlanabilir ama bölge ülkeleri açısından Türkiye’ye duyulan güven azalıyor” diyor.

Prof. Dr. Yavuz da, İran’ın Rusya ile uzun yıllara dayalı iyi ilişkilere sahip olduğunu hatırlatıyor. Yavuz, bağımsızlık referandumu nedeniyle Iraklı Kürtler konusunda kısmen tavır farklılığı olsa da İran’ın da Suriye’deki PYD-YPG’ye olumsuz çıkışı olmadığını ifade etti.

Yavuz, “PKK’nin İran kolu PEJAK ile mücadele etmesine rağmen Tahran yönetimi, iki yıl önce bu grubu iyice sindirdi. İran ile Türkiye, Irak’ta Mesud Barzani’nin bağımsızlık referandumuna karşı bir araya geldi. Rusya’nın Barzani’nin bağımsızlık referandumuna karşı sadece resmi açıklaması ‘Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayız’ oldu. İran, Barzani konusunda PEJAK değil ama kendi ülkesindeki diğer grupları ayartabileceği düşüncesiyle karşı çıktı. Barzani konusunda uzlaşma gösteren Türkiye ve İran, PYD konusunda da belirli bir uzlaşma noktasına gelebilir mi? Henüz bilmiyoruz. Ancak Rusya’nın yanı sıra Beşar Esad rejimi de, PYD’nin görüşmelerde olmasını istiyorsa İran’ın buna karşı çıkacağını zannetmiyorum” dedi.

TÜRKİYE NE YAPACAK?

Yavuz, Türkiye’nin Rusya’nın Kürtleri görüşmelere davet etmesini sert şekilde protesto etmesi gerektiği görüşünde. Rusya’nın “Astana ruhuna aykırı” davrandığını ve ayrıca Türkiye’nin bölgesel çıkarlarına tamamen aykırı bir gelişme olacağını da belirten Yavuz’a göre; İran’ın belki Türkiye’nin yanında yer almasına gayret edilmesi ve Rusya’nın yaklaşımından vazgeçirilmesi gerekiyor.

Bağcı ise, Rusya’nın geri adım atmayacağını ve tam tersine bölgede kalıcı olmak için adımlarını daha sert, daha etkin şekilde yeni düzen yaratılması amacıyla atacağı düşüncesinde.

Bağcı, “Türkiye’nin bu noktadan sonra Beşar Esad rejimiyle dolaylı değil doğrudan ilişkiye girmesi zamanı da geldi görünüyor. Çünkü Astana görüşmelerindeki garantör ülkeler konumundaki Türkiye, Rusya ve İran’ın birbirinden farklı politikalar uygulamasıyla Türkiye’nin aleyhine gelişmeler ortaya çıkacaktır. Türkiye kendi başına bir güç değil. Türkiye bölgede lokomotif değil vagon durumuna dönüştü. Türkiye’nin bölge ülkeleriyle güven tazelemesi gerekiyor ama bunu yapması için Kürt konusu bir diken gibi orada duruyor. Çalılığa takılmış bir insan gibi Türkiye. Elbisesi çalılığa takıldı ve kurtulmaya çalıştığı zaman öyle ya da böyle elbisesi bir yerlerden parçalanacak. Bu nedenle olduğu yerde kalıp, diğer ülkelerdeki pozisyonları izlemesi gerekiyor” sözlerini aktardı.

(Kaynak: Amerika’nın Sesi)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.