'Oğlumu işkencede öldürüp yaktılar'

Gazeteci İsmail Saymaz’ın 12 Eylül’ün insanlık suçlarına eğilen “Oğlumu Öldürdünüz Arz Ederim” isimli dördüncü kitabı çıktı. Saymaz, Cemil Kırbayır’ın 8 Ekim 1980’de kaybedilmesinden sonra babası İsmail Kırbayır’ın 1981 yılında yazdığı ve bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış dilekçeye kitabında yer verdi. Baba Kırbayır, sekiz ayrı makama gönderdiği dilekçesinde, oğlu Cemil’in üç polis ve bir MİT görevlisi tarafından Kars Eğitim Enstitüsü’nde işkence yapıldığını, öldürülüp cesedinin yakıldığını ileri sürüyor. Baba Kırbayır, dilekçede, kendisine, “Oğlun kaçtı” denildiğini belirterek, “Ben oğlumu bilmez miyim? Fizana kaçsa idi perişanlığımı düşünerek yine de yolunu bulur, “iyiyim” diye haber gönderirdi. Peki, kaçtıysa, elinden kaçanlar hakkında ne gibi işlem yapıldı? Eli bağlı, gözü bağlı, dört polis arasında işkence odasına giren ve odaya girdiği deliller ile resmi belgeler ile sabit olan şahıslar kaçabilir mi? Hiç birisi yapılmadı. Çünkü biliniyor ki bu şahıs kaçmadı. İşkencede öldürüldü ve ölüsü yakıldı” diyor. Baba Kırbayır, 1991 yılında, oğluna kavuşamadan öldü.

 

TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nca geçen yıl hazırlanan Cemil Kırbayır Raporu’nun ek belgeleri arasında yer alan dilekçe, 31 Temmuz 1981 tarihini taşıyor. İçişleri Bakanlığı’nın arşivinden çıkarıp TBMM’ye gönderdiği dilekçede; Baba Kırbayır, kendisini “İşkence ile öldürülen Cemil Kırbayır’ın babası” diye tanıtıyor.

 

SADECE KINAMIŞLAR

Rapor eklerindeki belgelere göre İçişleri Bakanlığı, baba Kırbayır’ın dilekçesinden sonra, 18 Ocak 1982’de, idari soruşturma açıp dönemin polis yetkililerinin ifadesini aldı ve kimi tanıkları dinledi. Polisler kendilerine iftira atıldığını ileri sürdü.

 

Muhakkik R. Erkul Şenyüz, 6 Mayıs 1983’te Kars İl Jandarma Komutanlığı ve Emniyet Müdürlüğü’ne, Cemil Kırbayır’ın kaybedildiği 8 Ekim 1980’de Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’nün çevre emniyetini kimlerin aldığını sordu. Jandarma, “Çevre emniyetini alan jandarma erlerinin, jandarma eri olup olmadıklarının kesin olarak bilinemediği, konu ile ilgili herhangi bir tutanağa rastlanılmadığı” şeklinde akıl almaz bir yanıt verdi. Kars Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şubesi de, “Dış çevre korumasındaki görevlilerin kimler olduğunun tespiti mümkün olmadığı gibi, buna dair herhangi bir nöbet listesinin de mevcut olmadığı anlaşılmıştır” dedi.

 

Muhakkik Şenyüz’ün yaptığı inceleme, 7 Haziran 1984’te bitti. Şenyüz, hazırladığı raporda, Kırbayır’ın kaybedilmesi sonrasında yalnızca üç polise, ‘kınama’ cezası verildiğine, oysa emniyet tüzüğüne göre, şüphelinin kaçması veya kaçırılması halinde 24 ay kıdem durdurma ile meslekten ihraca varan cezaların öngörüldüğüne dikkat çekerek, “Neden bu şekilde ceza verildiği anlaşılamamıştır” dedi. Rapora göre üç polise re’sen kınama cezası verildiği için herhangi bir cezalandırmaya da gidilemedi ve dosya kapandı.

 

O DİLEKÇE

İşte, 1991 yılında 74 yaşındayken hayatını kaybeden İsmail Kırbayır’ın kayıp dilekçesi: “Oğlum Cemil Kırbayır, 8 Ekim 1980 günü Kars Gözetim Evi’nden alınmış ve Şube 1 polislerince Eğitim Enstitüsü’ne götürülmüştür. Oğlum burada yapılan işkence sırasında öldürülmüş ve ölüsü yakılmak suretiyle ortadan kaldırılmıştır. Bu bilgileri nerden aldığım ve suçluların kimler olduğu aşağıda ayrıntılı olarak belirtilmiştir.

 

1- Olay sırasında Şube 1. görevli bulunan bir bekçi durumu bana anlatmış ve bu anlatım sırasında birkaç kişi de yanımızda bulunmuştur. Bu bekçinin şu sırada ismini bildirmeyi mahzurlu görmekteyim. Çünkü bu şahıs şu günlerde gözaltına alınan (bu durumdan da şüpheleniyorum. Çünkü bu işi, yani Cemil’in işini ortaya çıkaracağım. Canım pahasına da olsa yapacağım) diyordu. Tam bu çalışmalar sırasında bu bekçi gözaltına alındı.

 

2- Oğlum ile birlikte gözaltında bulunduğu sırada yanında bizzat giden dört kişi halen sağdır. Ve dışarıdadırlar. Bunlardan ikisi Kars’ta avukattır. Abdurrahman Alaca ile Av. Murat Özdamak, Cemil’in öldürüldüğünü kesin olarak bilmiyorlar. Ama ifadeleri alınsa söylerler mi, söylemezler mi, bilmem. Yine oğlum ile birlikte işkence odasına kadar giden üç kişinin ismi Kars Gözetim Evi’nin kayıtlarından tespit edilebilir. Bunlar da muhtelif yer ve zamanda Cemil’in öldürüldüğünü söylemişler durumdadır. Ben isimlerini belirtmek istemiyorum. Başlarına bir iş gelirse vicdan azabı duyarım. Fakat istiyorum ki devlet bu isimleri tespit etsin, çağırsın, dinlesin ve suç işleyenler cezasını çeksin. Benim oğlum suçlu idiyse İDAM edildiyse vay demezdim.

 

3- Araştırmaların sonunda oğlumun ölümünden mesul olan şahısları tek tek tespit ettim. Birisi çıksa da senin oğlunu ben öldürdüm dese ben baksam ki bu şahıs aşağıda belirttiğim kişilerden değil, katiyen kabul etmem. Oğlumu öldüren ve ölüsünden mesul bulunan şahıslar şunlardır.

Mehmet Aytan 1. Şubede görevli idi

Selçuk Ayyıldız 1. Şubede görevli idi

Mehmet Ali Akın (Köse lakaplı) 1 Şubede görevli idi

Taner isimli (Japon lakaplı) MİT mensubu sorgulamacı

 

Devletin imkânları ile bu şahıslar birer saat sorgulansa oğlumun nasıl öldürüldüğü ve ölüsü nasıl yakıldığı, ortadan kayıp edildiği ortaya çıkacaktır. Oğlumu teröristler öldürse idi hiç değilse cesedini alırdım. İdam olsaydı hiç değilse yine cesedini alırdım. Fakat bu adamlar oğlumu resmen ortadan kaldırdılar,

 

4- Ben dilekçe veriyorum. Cevap geliyor ki “oğlum kaçmış.” Ben oğlumu bilmez miyim? Fizana kaçsa idi perişanlığımı düşünerek yine de bir yolunu bulur, “iyiyim” diye haber gönderirdi. Peki, kaçtıysa, elinden kaçanlar hakkında ne gibi işlem yapıldı? Eli bağlı, gözü bağlı, dört polis arasında işkence odasına giren ve odaya girdiği deliller ile resmi belgeler ile sabit olan şahıslar kaçabilir mi? Tekrar diyorum, kaçtı ise kaçmasına meydan veren şahıslar hakkında ne gibi işlem yapıldı? Hiç birisi yapılmadı. Çünkü biliniyor ki bu şahıs kaçmadı. İşkencede öldürüldü ve ölüsü yakıldı. Ölüsü yakılmasa idi Oruç Korkmaz’ınki gibi mesuliyet doğuracaktı.

 

Ben o görevinde namuslu bekçiyi tanıdıktan sonra oğlumun suç(lu)larının er geç adalet önüne çıkarılacağına inanıyorum. Fakat devlet yetkililerinin böyle ciddi işlere ciddi bakmalarını talep ediyorum. Üç beş polis mesuliyetten kurtulsun diye benim çocuğumun ölüsünün dahi kaybolmasına göz yummaya hiçbir görevlinin hakkı yoktur. Mutlaka bu cinayet aydınlanmalı ve bu yönetim kanunsuzluklara karşı mücadele ederken kendi kadrosundaki kanunsuzlukları da cezalandırmalı. Adalet önüne çıkarmalı ki, herkesin sevgisi ve saygısı artsın. Ben çocuğumu Kıbrıs’a gitmiş de vatan için ölmüş sayabilirdim. Veya memleket için muhsir bir şahıs olsa idi idam edildi diye de düşünebilirdim. Yine böyle düşünmeye de hazırım. Devlet de kendi kadrosuna sızmış bulunan katilleri adalet önüne çıkarsın. Hiç değilse mahkeme etmesini saygılarımla arz ederim.”

 

BABADAN OĞULA RESİM
Cemil Kırbayır, 12 Eylül’den kısa bir süre önce bir başka soruşturma nedeniyle tutuklanmış, Erzurum Karskapı Askeri Cezaevi’ne konmuştu. Babası İsmail Kırbayır, 31 Nisan 1980’de resim çektirip oğluna gönderdi. Resmin arkasında, “Bu fotoğrafı yeni çektirdim. Buna baktıkça beni hatırlarsın. Baban...” diye yazdı, postaladı. Mektup, 9 Mayıs 1980’de Cemil Kırbayır’ın eline geçti. Cemil Kırbayır, resmin arkasına kendi el yazısıyla şunları yazdı: “G.T. 9 Mayıs 1980. Cuma, Saat 20.30. Sık. Yön. As. Cezaevi. Karskapı. (?) Koğuşu. 9 cu ranza.” (radikal)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.