20 Haziran 2017 Salı 10:27
'KCK' davasında karar: Siyasi parti faaliyeti suç sayılamaz

KCK Van Ana Davası”ndan tutuklanıp daha sonra serbest bırakılan aralarında Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya’nın da bulunduğu 13 kişiye verilen 150 yıl cezayı bozan Yargıtay, suç olarak görülen PKK’lilerin cenazelerine katılma, Newroz, 8 Mart gibi eylemlerde yapılan konuşmaların "siyasi parti faaliyeti" olduğuna hükmetti. 

dihaber'de yer alan haber şöyle:

Van’da 2012 yılında “KCK Van Ana Davası” adı altında yürütülen operasyonda tutuklanan ve daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya’nın da aralarında yargılandığı 13 Kürt siyasetçi hakkında verilen hapis cezası, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nce bozulmuştu. Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “Silahlı örgüte üye olmak” iddiasıyla 13 kişiye verilen toplam 150 yıl hapis cezasını temyiz eden Yargıtay, temyiz ilamında emsal karar verdi. 

SİYASİ PARTİ FAALİYETİ SAYILDI

Davada yargılanan 13 kişinin avukatları, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma vermeyerek, savunma hakkının ihlal edildiği, sanıklar müdafilerine son söz hakkı verilmediği, hükmün gizli tanık ifadesine dayandırıldığı, iletişim kaynaklarının tercüme edilmesi için tarafsız bilirkişi görevlendirilmemiş olduğu, savunma tanıklarının dinlenilmediği, sanıklar Bekir Kaya ve Avukat Cüneyt Caniş hakkında yapılan arama ve el koyma işlemlerinin hukuka aykırı olduğu, anayasaya aykırılık, sanıklarının fiillerinin yüklenen suçu oluşturmadığı, siyasi faaliyet olduğu ve hükümlerin gerekçesiz oluşu ve cezaların belirlenmesinde isabetsizlik bulunduğu gerekçeleriyle temyiz başvurusunda bulunmuştu. Söz konusu başvuruyu değerlendiren Yargıtay, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma şansı verilmeyerek savunma hakkının ihlal edildiği, sanıklara verilen cezanın üst sınırdan verildiği ve neredeyse dosyanın tamamını oluşturan eylem ve etkinliklerinin birçoğunun siyasi parti faaliyeti olduğunu vurgulayarak, dosyayı yerel mahkemeye geri gönderdi. 

TUTUKLANMA GEREKÇELERİ SUÇ OLARAK GÖRÜLMEDİ

Yargıtay’ın bozma gerekçeleri arasında 2012 yılında başlatılan “KCK” operasyonları ve son süreçte tutuklanan Kürt siyasetçilerinin tutuklanma gerekçelerine emsal niteliği taşıyor. Yargıtay, Kürt siyasetçilerinin tutuklanmasına gerekçe gösterilen PKK’lilerin cenaze töreni ya da taziyelerine katılmanın, Newroz, 8 Mart, Anadil Günü, miting gibi etkinlerde yapılan konuşmaların, suç unsuru olamayacağını, siyasi parti faaliyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmetti. 

‘SUÇ DEĞİL SİYASİ PARTİ FAALİYETİ’

Yargıtay’ın bozma ilamında yapılan açıklamada, “Terör örgütü yöneticilerinin talimatı veya KCK sözleşmesi çerçevesinde gerçekleştirilen eylem ve faaliyetlerin siyasi parti çalışması olarak kabulü mümkün değil ise de; bir kısım il ve ilçelerde belediye başkanı ve BDP yöneticisi olan sanıkların siyasi parti faaliyeti olarak değerlendirilebilecek basın açıklamaları, anayasa referandumunu boykot amacıyla miting düzenleme, BDP tarafından organize edilen iki dilli yaşam yürüyüşü ve basın açıklaması, Nevruz bayramı kutlamaları, Kürt dil bayramı, dünya kadınlar günü mitingi, BDP aday tanıtım mitingi, dünya barış günü vesilesiyle miting, terör örgütü propagandasına dönüştürülmeyen insani mülahazalarla gerçekleştirilen taziye ziyaretleri, Van festivali adıyla yapılan etkinlik gibi eylemlerin silahlı terör örgütü faaliyeti kapsamında kabul edilerek eylemlerin örgüt üyeliği suçundan suçun unsurları ve cezanın belirlenmesinde hükme esas alınması” değerlendirmesi ile söz konusu eylem etkinliklerin suç sayılarak ceza verilmesinin kanuna aykırı olduğu vurgulandı. 

‘EMSAL BİR KARARDIR’

Söz konusu kararı birçok davada emsal olarak sunacaklarını belirten Avukat Mesut Beştaş, “Evet emsal bir karardır ama eksik bir karardır. Aslında siyasi bir amaçla gerçekleştirilmiş kimi eylem ve etkinliklerin suç olarak değerlendirilmesi vakası, genel olarak bölgede görülen bir şey. Fakat bunun en somut örneği KCK dosyalarıyla başladı. KCK dosyalarında yine parti faaliyetleri, seçim çalışmaları, aday belirleme, miting çalışmaları, Newroz ve kadınlar gününün kutlanması gibi çalışmalarını KCK faaliyeti olarak değerlendirilip, neticede cezalandırmaya gerekçe olarak gösterildi” dedi. 

‘EMSAL KARARLAR VAR AMA HUKUKTA SONUÇ GÖREMİYORUZ’

Siyasi parti faaliyetlerinin suç olarak görülmesinin “KCK” davaları ile başladığını belirten Beştaş, “Siyasi faaliyetlerin suç olarak görülmesine ilişkin geçmişte anayasa mahkemesinin de vermiş olduğu emsal bir karar var. KCK dosyalarından birinde yargılanan bir yurttaş, dönemin BDP’sinin siyaset akademisindeydi ve bunun KCK faaliyeti olduğu iddiası ile yargılanıyordu. Anayasa Mahkemesi’ne başvuruldu. Orada Anayasa Mahkemesi, bir parti faaliyeti olduğunu ve KCK faaliyeti olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermişti. Bu nasıl bir sonuç doğurdu derseniz, henüz Türk hukuk sisteminde bir sonuç görmüş değiliz” dedi. 

“Hukukta ya da suçların takibinde, eğer amaç gerçekten toplumsal barışı sağlamak ve toplumsal yapıyı korumak ise suç fillerini ortaya çıkarıp cezalandırmak ise farklı bir mecrada yürürsünüz” değerlendirmesinde bulunan Beştaş, “Ama eğer amacınız siyasi bir sonuç doğurmaya yönelik olup siyasi partiyi çökertmeye yönelik ise, siz su içmeye bile örgüt mensuplarının yaptığı bir faaliyet diyebilirsiniz. Maalesef o kadar basit diyebileceğimiz birçok husus KCK faaliyeti olarak bugüne kadar değerlendirile geldi” ifadelerini kullandı. 

‘YARGI KULLANILARAK MUHALEFET SİNDİRİLİYOR’

Kürt siyasetçilerin tutuklanmasında hukukun bir muhalif kanadın ya da siyasi partinin faaliyetlerini sınırlandırma yoluna gitmeye çalıştığına vurgu yapan Beştaş, “Bugüne kadar ne yazık ki özellikle bölgemizde böyle hususlar ile karşılaşıyoruz. Birçok seçilmiş müvekkilimiz sadece yaptıkları konuşmalar nedeniyle örgüt üyeliğinden, bu yeterli görülmeyip örgüt yöneticiliği hatta bazen örgüt adına suç işlemek yani ağırlaştırılmış müebbet ile yargılanabiliniyor. Aslında bunların açık siyasi parti faaliyeti olduğu tartışmasız görülmesine rağmen iktidarın biraz da yargıyı kullanarak muhalefeti sindirme politikası çerçevesinde ne yazık ki halen birçok siyasetçi tutuklu” değerlendirmesi yaptı. 

Söz konusu kararın gerçekten hukuku gerçekleştirmek, hukukun yaşam bulmasını isteyen davalarda iyi bir emsal olduğunu belirten Beştaş, “İdris Baluken’in dosyasında konuşmalar dışında hiçbir fiiliyatı yok. Zaten grup başkanvekili ve bu konuşmaların çoğunluğu da Meclis çatısında ifade edilmiş. Neticede yasama dokunulmazlığı sabit ama buna rağmen tahliye edilmiyorsa emsalin ne değeri var. Yasanın ya da anayasanın 83/1 maddesinin değeri yok ki. Bunların değeri yoksa emsali nasıl değerlendireceğiz?” diye sordu. 

Söz konusu davada Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce şu an tutuklu bulunan Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Bekir Kaya, Cüneyt Caniş ile Veli Avcı'ya 15'er yıl, Nezahat Ergüneş, Halis Çakır ve Metin Adugit'e 13’er yıl 6'şar ay, Mehmet Şirin Yıldız, Mihriban Şah ve Murat Durmaz'a 12'şer yıl, İhsan Güler, Abdulkerim Sayan ve Derviş Polat'a 9'ar yıl, Hecer Sarıhan'a da 7 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti.
 

Son Güncelleme: 20.06.2017 19:34
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.