Fehim Taştekin: Türkiye’nin hamleleri, IŞİD’e dokunulmazlık kazandırdı

Gazeteci Fehim Taştekin, “ABD madem Esad gidici değil o halde Suriye’yi şekillendirecek bir pozisyona sahip olmalıyım diyor. Bu pozisyona Kürtlerin motor güç olduğu Suriye Demokratik Güçleri üzerinden ulaşmayı umuyor. Rojava ve IŞİD’den kurtarılan ya da kurtarılacak yeni bölgeler ABD’nin B planıyla doğrudan ilintili”  ifadelerini kullandı.

Fehim Taştekin, BirGün’den Yaşar Aydın’ın sorularını yanıtladı.

Suriye’de son bir ayda önemli gelişmeler yaşandı. Bu gelişmeleri tetikleyen temel dinamikler neler?

Birincisi, Esad’ın kaderi ile ilgili olarak Batı ile Rusya arasında bir uzlaşma söz konusu. ABD istemese bile sahanın dayatması karşısında Rusya’nın çizgisine geldi.

Esad giderse ortaya çıkacak kaos yönetilebilecek düzeyde değil. Esad sonrası senaryo herkesin boyunu aşıyor.

ABD sivil ve askeri alandaki örgütleme çalışmalarına rağmen Esad’a anlamlı ve öngörülebilir bir alternatif çıkaramadı. İkincisi, bu realiteyi hazmetmek zorunda kalan ABD savaşın konseptini değiştirdi.

Esad’ı devirme planın yerini IŞİD’le mücadele aldı. Ancak burada Suriye yönetimine karşı düşmanlık ilişkisi değişmiş değil. O yüzden de çift yollu bir strateji güdüyor. Bir taraftan IŞİD ile savaşırken diğer taraftan Esad yönetimine karşı kart olarak kullanabileceği unsurları desteklemeye devam ediyor.

Ancak ABD eğitilip donatılan sözde ılımlılarla sonuç alamayacağını gördüğü için IŞİD ile mücadele stratejisini de Kürtler üzerinden şekillendirdi. ABD’nin Türkiye ve Körfez’deki Arap ortaklarından farklılaşıp IŞİD ile mücadeleye odaklanması kısa vadede Rusya ve Suriye yönetiminin de işine gelen bir seçenek.

Öteden beri Ruslar ve Suriye yönetimi buradaki mücadeleyi, cihatçılara karşı bir savaş konseptine indirgemek istiyor. IŞİD konusunda iki küresel güç anlaşsa da olsa da Ahrar eş Şam gibi diğer cihatçı grupların ‘terör örgütü’ listesine alınması konusunda uzlaşmış değiller.

Bu da sözünü ettiğim ABD’nin çift yollu stratejisini terk etmek istememesinden kaynaklanıyor. ABD, Esad’ın alternatifini çıkarabilseydi Ruslarla bu kadar yakınlaşmazdı.

ABD açısından geri adım diyebilir miyiz?

Oyun büyük ve henüz sona ermiş değil. ABD yönetimi bu bölgede kendi sözünün dinleneceği bir hat oluşturmak istiyor. Suriye’de sağlıklı bir ortaklık tesis edemeyince IŞİD’e karşı rüştünü ispatlayan Kürtlere yöneldi.

IŞİD ile mücadele ABD’nin küresel liderliğini sürdürme, Suriye’de oyun içinde kalma ve bölgedeki nüfuzunu derinleştirme imkanı sunuyor. Bunu Kürtler olmadan yapamayacağını anladı. Ayrıca Rusya ve İran bölgede ağırlığını artırırken ABD inisiyatifi kaptırmak istemiyor.

Oyun içinde kalmak çok önemli. Artık sahada kırıntılar halinde dağılan Özgür Suriye Ordusu, İslamcılar ya da selefi cihatçılarla bunu yapamaz. Mutlak anlamda kazanamayacağı bir çatışma sürecini, hiç olmazsa kendisinin de masada kalıp kartlar ileri sürebileceği bir pazarlık sürecine dönüştürmeye çalışıyor. Rusya ile bu kadar yakın çalışmasının nedeni budur. Rusya hesabını çok iyi yapan stratejik derinliğe sahip bir aktör.

Rusya geç ama etkili girdi. Rusya'nın zamanlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye ve diğer ortakları Rusya’ya bir takım tekliflerde bulundular. Suudi Arabistan "Esad’ı bırak enerji işbirliğini derinleştirelim. Petrol üretimi konusunda birlikte hareket edelim, sen de böylece bütçeni denkleştirirsin" diyerek Putin’ ayartmaya çalıştı.

Hatta Soçi Olimpiyatlar öncesinde cihatçıları destekleme tehdidiyle Rusya’yı geri adım atmaya zorladılar. Türkiye gibi ülkeler de Suriye halkı adına Rusya’ya “Esad’dan vazgeç, devrimden sonra Tartus üssü yine senin olacak” diye vaatlerde bulundu.

Ancak Rusya söylemlerinde ton farklılıklarıyla yanlış anlaşılan sinyaller verse de müttefikini terk etmedi. Eylül 2015’te doğrudan askeri müdahalede bulunmasının da çok amaçlı bir hamle olduğu söylenebilir.

Birincisi Türkiye üzerinden destek alan Fetih Ordusu gibi oluşumların İdlib’ten sonra Halep’e yüklenmesiyle varılan kritik dönemeçte Suriye yönetimini ipten alarak bütün dünyaya Rusya’nın müttefiklerine sadık olduğu mesajını verdi.

İkincisi Güney Kıbrıs’tan sonra Akdeniz’deki çıkarlarının başlangıç noktası sayılan Suriye’deki varlığını sağlama aldı.

Üçüncüsü Suriye sahnesinde IŞİD ve Nusra gibi örgütler içerisinde varlık gösteren Kafkasyalı ve Orta Asyalı cihatçılarla yarın evde ya da arka bahçesinde karşılaşmak yerine uzak cephede savaşmayı tercih etti. Dördüncüsü Suriye cephesi küresel liderliğini göstermek için uygun bir sahneydi.

Beşincisi savaş takımlarını denemek ve test etmek için Suriye bir fırsattı.

Altıncısı Kırım’ın iltihakı ve Doğu Ukrayna’daki isyan yüzünden Batı’dan gelen baskılar karşısında bütün dikkatleri güneye çevirmiş oldu. Yani Suriye’ye müdahale ederek arada Ukrayna’yı kaynattı.

Yedincisi Suriye’de vekâlet savaşı yürütenlerin enerji hatlarıyla ilgili hesapları da var. Suriye üzerinden Avrupa’ya açılacak kanallarla Rus gazı ve petrolüne alternatif oluşturulması Moskova’nın işine gelmez. Rusya müdahale ederken bu tür planları da hesaba katmış olmalı.

Yani hem Ortadoğu hem küresel düzlemde var olmanın yolunun Suriye’ye müdahaleden geçtiği konusunda güçlü bir kanaat oluştu ve stratejik bir karar alındı.

Son yaşanan müdahale neredeyse tüm Suriye’ye yayıldı. Sonuç almaya yönelik bir hamle olarak görülebilir mi?

Mutlak bir sonuç zor. Ama ABD de Rusya da kendi ‘B’ planına uygun bin denklemi yakalamak istiyor. Tabi kimse bu planların ne olduğunu söylemiyor ama ne olduğunu sahadaki oyunlardan kestirmek mümkün.

ABD madem Esad gidici değil o halde Suriye’yi şekillendirecek bir pozisyona sahip olmalıyım diyor. Bu pozisyona Kürtlerin motor güç olduğu Suriye Demokratik Güçleri üzerinden ulaşmayı umuyor. Rojava ve IŞİD’den kurtarılan ya da kurtarılacak yeni bölgeler ABD’nin B planıyla doğrudan ilintili.

Bu bölgeleri manivela kuvveti olarak kullanıp sonuç alacak, alamazsa bu bölgelerin fiili statüsünü çözümsüz bir istikamete sürükleyecek. Tabi yereldeki ortakların da kendi hesapları var, onların ABD’nin rüyalarına ne oranda eşlik edeceğini bilmiyoruz.

Rusya da dediğim gibi süreci terörle mücadeleye indirgeyip anayasal değişiklikle sistemi yıkmadan içerden dönüştürecek bir kıvamı yakalamaya çalışıyor. Her iki taraf için de dengeleri değiştirecek iki önemli hedef var: Halep ve Rakka. ABD IŞİD’in başkent olarak kullandığı Rakka’yı düşürerek güçlü bir koz elde etmeyi umuyordu. Ama sahadaki ortakları Kürtler, Afrin’e koridor açabilmek için önceliklerinin Menbic olduğunu belirtip ABD’nin planlarındaki öncelik sıralamasını değiştirdi. Bu değişiklikte Suriye’nin ‘Rakka benim’ mesajı da etkili oldu sanırım.

ABD’nin desteği ile Suriye Demokratik Güçleri Rakka’nın kuzeyinde operasyona başlarken Suriye ordusu da Tabka Üssü’ne doğru yeni bir hamle başlatarak Rakka’yı güneyden hedef tahtasına koydu.

Yani buradan Rakka’nın kim tarafından kurtarılacağı meselesinin, oyunun kurallarını değiştirecek kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Halep ise savaşların anası sayılır. Halep düşseydi Şam da düşerdi. O yüzden Suriye ordusu Kürt bölgelerinden çekilerek Halep gibi ana damarları tahkim etti.

Suriye ordusu Rusya ve İran’ın desteği ise Halep’i silahlı gruplardan temizleyerek altın vuruşunu yapmaya çalışıyor. Bütün oyunu tayin edecek yer olması hasebiyle Nusra ve Ahrar’ın liderliğindeki Fetih Ordusu da boş durmuyor.

Bu gruplar, Cenevre görüşmeleri sırasında Rus-Amerikan mutabakatıyla gelen ateşkesi fırsat bilip Türkiye üzerinden cephane stoklarını ikmal ederek Halep’te Suriye ordusunun önünde güçlü bir set çekmiş durumda. O yüzden Suriye ordusunun ilerleyişi bazı yerlerde iki adım ileri bir adım geri şeklinde, bazı yerlerde kaplumbağa hızında.

Bu cephenin kuzeyi de çok önemli. IŞİD ile mücadelede Türkiye’nin tutumu ciddi bir ayak bağına dönüştü. Ankara’nın Kürtler Fırat’ın batısına geçemez diye çektiği kırmızı çizgi esasen IŞİD’e Türkiye sınırlarında bir koruma kalkanı işlevi gördü.

Bu tehdit olmasaydı YPG çoktan IŞİD’i Cerablus’tan atmıştı. Ancak öyle bir noktaya gelindi ki artık Türkiye’nin bu politikasını sürdürmesi imkânsızlaştı. ABD, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini tepelemeden önce mayısta bir şans daha verdi.

Türkiye’ye verilen şansı biraz açar mısınız?

Dediğim gibi Türkiye’nin Kürt hassasiyeti IŞİD’in işine yarayan bir sonuç doğurdu. IŞİD’e bir dokunulmazlık kazandırdı. ABD de Türkiye’ye “Madem Kürtler gelemez diyorsun o zaman kendin temizle” diye bastırmaya başladı.

Alternatif getir” dedi. Erdoğan, son ABD ziyaretinde Obama’ya bir öneri götürdü. Türkiye’nin desteği ile MİT ile bağlantılı gruplar IŞİD’i sınırdan uzaklaştıracaktı. ABD de bu operasyona hava desteği verecekti.

Nitekim bu planla Azez’den Cerablus’a doğru başlatılan hamleyle Al Rai ve civar köyler IŞİD’den alındı. Ama zafer 4 gün sürdü. IŞİD karşı hamleyle El Rai’yi geri almakla kalmayıp Azez-Marea hattına yüklendi.

Üstelik Türkiye destekli gruplar silahları bırakıp kaçtı. Bu hezimetle top ABD’nin ayağına geldi. Ve Ankara’nın Kürtlerle ilgili kırmızıçizgisi renkten renge girdi. Menbic operasyonu böylece başladı. Kırmızı çizgi Fırat’ın batısına geçemezlerden Menbic’e kadar gelsinler ama girmesinlere dönüştü.

Menbic konusunda Ankara ile bir mutabakat var mı?

ABD, Suriye Demokratik Güçleri’nin içinde YPG’nin altıda bir oranında olduğunu ve Kürtlerin Menbic’e girmeyeceğini belirterek Ankara’nın rızasını almışa benziyor. Erdoğan’ın sözlerinden çıkardığımız sonuç bu. Aslını esasını henüz bilmiyoruz. Aslında Ankara’nın yapabileceği fazla bir şey yok. Rusların misilleme tehdidi yüzünden Suriye hava sahasına giremiyor. Türkiye’nin tehdit stratejisini belirleyen şey Obüs toplarının menzilidir. O da 40 km. Menbic de Türkiye sınırına 40 km.

Ancak Suriye Demokratik Güçleri, Menbic’te durmayıp ilerleyecek. Eğer Türkiye’nin kırmızı çizgileri hala yerindeyse kuzeye doğru Cerablus’a çıkmak yerine Menbic’ten Batı’ya doğru El Bab’a yönelecekler. Tabi bu arada El Bab Suriye ordusunun kontrolü altına girerse o hesap da tutmayabilir. Zira ordu El Bab’a epey yaklaşmış durumda.

Bu, operasyonun vurucu gücü Kürtler yani YPG ve YPJ. Bunu herkes biliyor. Ve Menbic’e kadar gelip kıyısında durmayacakları da kesin.

Fakat Kürtler de çok matrak bu konuda. Ben “YPG yüzde kaç oranda bu operasyona katılıyor” diye sorduğumda “Erdoğan’ın yaptığı açıklama bizim için geçerlidir” yanıtını veriyorlar. Mutabakat görüntüsü, Türkiye’ye kırmızı çizgilerinin aşılmadığına dair kendi kamuoyuna yalandan bir hikaye satma fırsatı veriyor. İşin esası farklı. Bunu Erdoğan da gayet iyi biliyor olmalı.

Bakın hikaye ne kadar hızlı değişiyor. Menbic’e girmesinler yeter diyenler birkaç gün sonra YPG sınırlara 15 km kadar yaklaşırsa vururuz diye yeni bir çizgi tayin etti. Menbic-Cerablus, Menbic-Halep ve Menbic-Rakka yolu kesilince Türkiye sınırlarındaki IŞİD şeridinin durumu nazikleşti.

Türkiye’nin 15 km derinlikli yeni kırmızı çizgisi IŞİD’in de çekilme alanını oluşturuyor. Dikkat edin Menbic-Cerablus hattı kesilince IŞİD, hemen Azez-Marea hattından çekilip eski pozisyonuna döndü. Türkiye ile bir paslaşma havası var sanki. Türkiye’nin desteği ile IŞİD püskürtüldü deniliyor aka bu bana hesaplı bir çekilme gibi geliyor.

Menbic hamlesi ile Kürtler temel hedefleri olan kantonların bağlanması isteklerine bir adım daha yaklaştı denilebilir mi?

Burada Kürtlerin oyun kurucu olduğu bir bölge oluşturabilir. Ama bu bölge Türkiye’de korkuya neden olduğu gibi ‘Kürdistan’ diye bir bölge olmayabilir. Kürtler de bu oluşumun adını Kürdistan olarak koymamak için özen gösteriyor.

Buranın demografik özellikleri, coğrafi realitesi ve tarihsel süreçleri böyle bir hamleyi zorlaştırır. Ama Kobani’den Afrin’e bir koridor değişmez bir hedef. Bu hedefe Cerablus üzerinden yani Türkiye sınırlarına sıfır noktasından varmak istiyorlardı, olmadı.

Şimdi koridor açma planını kuzeyden değil güneyden yani 40 km'lik alanın dışından yapabilirler. Kürtlerle ABD’nin pazarlığı “Menbic'i alacağız, sonra El Bab. Ama El Bab, Menbic’ten daha zor.

Merkezde Kürt varlığı çok sınırlı. Kürtlerin Şehba dediği bu bölgede 130’un üzerinde Kürt köyü var. Yani El Bab’ın etrafında çok Kürt yerleşimleri var. Ama merkez geleneksel olarak muhafazakar köklere sahip ve YPG istenmeyen bir güç olarak algılanabilir.

Menbic’in aşiret liderleri IŞİD’den kaçarken Suriye ordusunun kontrolündeki bölgelere ya da Kürt bölgelerine gitti. Bu da IŞİD’den bölgeyi geri alma konusunda aşiretlerle Kürtler arasında işbirliğinin yolunu açıyor.

El Bab’da IŞİD’in yerelde daha fazla destek bulduğunu tahmin ediyorum. O yüzden Kürtlerin orada işi kolay olmayabilir. Yine de Türkiye’nin müdahale edemeyeceği bir rota burası. Türkiye buraya müdahale imkânı obüs toplarının menzili kadar.

Türkiye bu koşullarda Suriye politikasına ne kadar devam eder?

Bunun bir çıkmaz olduğunu gördüler. Ama Erdoğan saplantılı liderlik anlayışından dolayı çark edemiyor. Davutoğlu giderken bütün faturayı ona kesip bunu yapabilirlerdi. Ama Suriye'de destekledikleri tonlarca grup var.

Bunlara yardımları kestiklerinde hepsi silahlarını Türkiye’ye doğrultacak. O yüzden “Hadi arkadaşlar oyun bitti” diyemiyorlar. Pakistan bunu yaptı ve bedelini ödüyor. Pakistan’ın başına bela olan Tehrik-i Taliban, Afganistan’daki Taliban’a verilen desteğin yavrusudur.

Suriye’de yakın ve orta vadede çözüm ne kadar mümkün?

Cenevre süreci şimdiye kadar ABD-Rus yakınlaşmasını sağlamak dışında bir sonuç getiremedi. Aslında Rusya, askeri müdahaleye paralel siyasi çözüm sürecine de ağırlık verdi. Hem buranın Rusya’nın Vietnam’ına dönüşmesini önlemek hem ekonomik dar boğazın tam ortasında daha fazla cephane tüketmekten kaçınmak için Cenevre’ye şans tanıdı.

Savaştaki vekâlet düzeni çözülmeden silahlarla silahları susturmanın zor olduğunu gören Rusya, Körfez-Türkiye ekseninin desteklediği gruplara epey taviz verdi. Riyad’da oluşturulan müzakere heyetine Ahrar el Şam ve İslam Ordusu girdi. Kaldı ki Rusya bunları terör örgütleri listesine aldırmak istiyordu.

Sonra silahlı gruplara yeniden toparlanma imkânı vereceğini bile bile ateşkese gitti. Ancak ne Cenevre süreci ne de ateşkes mutabakatı yürüdü. Türkiye sabote eden bir rol oynadı. Herkes bu süre içinde barut doldurdu. Sıcak bir yaz olacak.

Yeni bir denge oluşana kadar savaş devam edecek. Bu denge Rusya-Suriye lehine olursa süreç farklı bir yere varır. Türkiye’nin sınır hatları çok ısınır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ABD’nin B planıdır. ABD, Şam’dan istediğini alamazsa B planını devreye sokacaktır. O plan, Kürtlerin Şam’la müzakere etmesini önleyebilir ve fiili durumun bölünmeye doğru evrilmesine yol açabilir.

Kürt devletinin de olduğu parçalanmış Suriye’den söz ediyoruz sanırım?

Burası Güney Kürdistan gibi bütünlüklü bir yer değil. Burada Araplar var. Tarihsel olarak Kürtlerle hasım ve Şam’ın müttefiki olan Araplar. Bugün Kürtlerle müttefik. Ama Kürtlerle müttefik olmaların nedeni IŞİD gibi ortak düşmanlara karşı vatan savunmasıdır.

Başka azınlıklar da var. Bunlarda geleceklerini Kürdistan’da görmüyor. Kürtler bugüne kadar stratejik davrandı. ABD ve Fransa ile ittifak Kürtlere Batı’da meşruiyet kazandırıyor. Buradaki hareketin özünde PKK’li kadrolar var. Bu da meşruiyet sorunu yaratıyor.

Bunu aşmak için ABD ile kurulan ilişki çok önemli. Prag'da PYD’nin değil YPG’nin resmi temsilciliği açılması meşruiyet sorununun aşılmasına yönelik ciddi bir kazanım. ABD de Kürtlerle ortaklığı Suriye sahnesinde var olmak için fırsat olarak görüyor. Yani karşılıklı kazan kazan durumu var. Ancak bir noktadan sonra ABD “Şam’a da tavır almanız gerekiyor, Suriye dışında da bir gelecek olabilir” dediğinde ne olur bilemeyiz. Sorunun yanıtını ararken Türkiye, İran ve Rusya’yı da bir yere koymanız lazım.

ABD’den böyle bir yönelim bekliyor musunuz?

ABD bir bölgeye girerken birkaç farklı ajandayla hareket ediyor. Bu ajandaların birbiriyle çatışıyor olması önemli değil. Mesela CIA’nın eğittiği gruplar Halep ve Afrin’de Kürtlere karşı savaşıyor, Pentagon’un desteklediği Kürtler ile Araplar da IŞİD’e karşı savaşıyor.

Yani ABD bir yerde Kürt’ün gücüne güç katıyor diğer yerde Kürtlere vekalet düzeni içinde dolaylı olarak vuruyor ya da en azından vurulmasına göz yumuyor. Suriye İsrail’e karşı tutumundan vazgeçmediği ve İran ile Hizbullah’la ittifakını sürdürdüğü sürece ABD’nin düşmanı olmaya devam edecek.

Washington için ekseni değişmeyecekse Suriye’nin kırpılması ve dişlerinin sökülmesi önemli. Ama bu içe dönük patlamayla olmalı. Dışa dönük bir patlama ABD’nin yönetemeyeceği bölgesel riskler arz ediyor.

Yani yönetilebilir bir kriz döngüsü içinde Şam yönetimini köşeye sıkıştıracak araçlardan vazgeçmeyecektir. Bunu yaparken Suriye’yi bölme senaryosu da illaki çantada vardır ama bunun acelesi yok. Gelişmelere göre ihtimal hesapları değişecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.