Dersim tartışmalarının fitilini ateşleyen Hüseyin Aygün konuştu

Dersim tartışmasının mimarı CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, “Sivas’ın vicdan muhasebesini yapamayanlar, Dersim’in hesabını da soramazlar. Şimdi Dersim harekâtında görev alanların adlarının bazı yerlerden kaldırılmasını isteyenlerin, Sivas’ta katillerin adını maktullerin yanına yazdığını hatırlatmak isterim” dedi

 

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün bir gazeteye yaptığı “Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaydan haberdardır” açıklamasının ardından Türkiye, bir haftadır Dersim olaylarını konuşuyor. Aygün’ün yaptığı açıklamayla, CHP içinde patlak veren tartışmalar ve sonrasında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaşanan acılardan CHP’yi sorumlu tutup “Devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ben özür dilerim ve diliyorum” sözleri, konuyu daha da alevlendirdi. Dersim tartışmalarının öznesindeki isim, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, sessizliğini ilk kez bozdu, sorularımı yanıtladı.

- Dersim’de 1938’de yaşanan trajedide partinizin rolü neydi?
Dersim 38 trajedisi, Alevilerin 500 yıldır maruz kaldığı ayrımcılık ve katliam uygulamalarının Türkiye’nin modernleşme çabalarıyla kesiştiği bir tarihsel uğrakta yaşandı. Bu uzun eşitsizlik ve baskı tarihini dikkate almadığımız müddetçe, 38’de olanları doğru olarak anlayamayız. Dersim, Kuyucu Murat ile başlayıp günümüzde Maraş, Gazi Mahallesi ve Sivas’a kadar uzanan talihsiz uygulamalar zincirindeki önemli halkalardan da birini temsil eder. Bu yüzden de Türkiye’deki hâkim grupların ortak paylaştıkları bir mirasın ve siyasal bilinçdışının eseri.

- Cumhuriyet tarihine dönerseniz.
Cumhuriyet tarihinde merkezi ulus devletin inşasına etnik veya dinsel nedenlerle direnç gösteren çok farklı toplumsal kesimler oldu. Ama bu kesimlerin hiçbiri Dersimliler kadar orantısız ve hukuksuz bir biçimde devletin gazabına maruz kalmadı. Dersim’in maruz kaldığı şiddetin kapsamı ve ölçüsündeki farklılığı sadece tarihin derinliklerinden gelen bu bilinçdışıyla açıklayabiliriz. Bu çerçevede devletin kurucusu olan ve halen devam eden CHP geleneğinin tek başına sorumlu olduğunu iddia etmek haksızlık olur.

- Neden?
CHP değil de, Türkiye’de sağ geleneği temsil eden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası veya Serbest Cumhuriyet Fırkası işbaşında olsaydı da, uygulamanın şiddetinin çok farklı olacağını sanmıyorum. Zaten Demokrat Parti başta olmak üzere sağ siyasetin Celal Bayar, Fevzi Çakmak ve Ragıp Gümüşpala gibi kurucu isimlerinin Dersim olayları sırasında CHP’de görevli veya fiilen harekâtta yer almış olması bunu çok net bir şekilde ispatlıyor. Dönemin tüm siyasal seçkinlerinin paylaştığı bir zihniyetin sorumluluğunda CHP’nin “günah keçisi” olarak gösterilmesi, bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

- Başbakan’ın, sizi ‘Lince uğramış Dersimli bir milletvekili’ nitelemesi ve genel başkanınızla beraber özür dilemeye çağırması ne anlam ifade ediyor?
Lince maruz kaldığımı düşünmüyorum. Ama şunu belirtmek isterim: Dersimliler mağdurdur. Mağdurun mağduriyetinden dolayı özür dilediği dünyanın neresinde görülmüştür? Tunceli milletvekillerinin özür dilemesi gerektiğini anlamlı bulmadım.

- CHP içinden de size yönelik tepkiler oldu.
Parti içinde farklı fikirde olan arkadaşlarım benim fikirlerime katılmadıklarını belirttiler. Ancak bu açıklama sonucunda ne CHP yönetiminden ne de parti örgütünün başka kademelerinden baskıcı veya dışlayıcı bir uygulamaya maruz kalmadım. Görünüşte beni savunuyormuş gibi duran yaklaşımların maksatlı olduğunu düşünüyorum.

- Tunceli’nin seçimlerde sürekli CHP’ye yönelmesi, “Stockholm sendromu”yla açıklanabilir mi?
“Stockholm sendromu”, kurbanın celladına âşık olduğu marazi bir ruh halini tanımlamak üzere geliştirilmiş bir kavram. Bir ferdi olmaktan gurur duyduğum Dersim halkına bu çirkin yakıştırmaların yapılmasını doğru bulmuyorum. Dersim halkı, 38 olaylarının şu veya bu partiye mal edilerek açıklanabilecek bir mesele olmanın ötesinde, derin toplumsal ve tarihsel kökleri olan bir sorun olduğunun bilincinde. Bu bilinç, Dersim seçmeninin bir sendromun etkisi altında davrandığını göstermek şöyle dursun, siyasi olgunluk düzeyini gösteriyor. ‘


'BAŞBAKAN’IN ÖZRÜNÜ OLUMLU KARŞILADIM'
- Başbakan Erdoğan’ın özür dilemesini nasıl buldunuz?
Çok olumlu karşıladım; özür seçmen çevremde de belli bir memnuniyet yarattı. Ama özrün kabul görmesi için çok erken. Doğru bir başlangıç noktasından hareket edilmediğini düşünüyorum. Bunun nedeni özrün Alevilik ile Dersim38 olayları arasındaki bağın ısrarla görmezden gelinmesi. Başbakan konuşmasını, katliamın bürokratik akılcılığın yol göstericiliğinde davranan din karşıtı bir seçkinler topluluğunun eseri olduğu görüşü üzerine kurdu. Fındık Hafız’ın “hafızlığı”, Seyit Rıza’nın “dindarlığı” bu çerçevede vurgulandı. Dersim olayının “din mazlumluğu” meselesi olduğunun, dolayısıyla Alevilikle ilgisinin olmadığının altı özenle çizildi. Necip Fazıl’ın değerlendirmeleri üzerinden milliyetçi-mukaddesatçı kesimin vicdanı temize çıkarıldı.

'SİVAS'IN MUHASEBESİNİ YAPMAYANLAR DERSİM'İN HESABINI SORAMAZLAR'
- Erdoğan’ın açıklamalarının geneline bakarsanız.
Başbakan’ın yaklaşımı özel olarak Dersimlilerin, genel olarak da Alevi topluluğunun gündelik yaşam deneyimiyle taban tabana zıttır. Dersim’e yönelik özür, belli bir özeleştiri içerdiği zaman gerçek bir özür olup kabul görecektir. Başbakan özür konuşmasında geçmişte kendisine karşı dosya hazırlayan bazı yargı mensuplarının Alevi köklerini yeniden ima ederek yeni bir ayrımcılık örneği sergiledi. Bence Alevi topluluğu şunun fazlasıyla farkındadır: Sivas’ın vicdan muhasebesini yapamayanlar, Dersim’in hesabını da soramazlar. Dersim harekâtında görev alanların adlarının bazı yerlerden kaldırılmasını isteyenlerin, Sivas’ta katillerin adını maktullerin yanına yazdığını hatırlatmak isterim.

- Kılıçdaroğlu’nun Dersim tutumunu, “pısırıkça” bulanlar oldu.
Bence haklılık payı yok. Kılıçdaroğlu’nun, sosyal demokrasiyi, solu yeniden tanımlamak ve ülkeyi düze çıkarmak gibi tarihsel bir misyonu var. Davranışlarına sadece biyografisinin etkisi altında yön veremeyeceği ortada. Adaletin, kardeşliğin ve barışın tesis edilmesiyle ülkenin birlik ve beraberliğini bir arada sağlamak gibi asli bir görevi var. Bu görev, “akıllı”, “sakin” ve “sorumlu” davranmayı gerektiriyor. Kılıçdaroğlu, bir Alevi ve Dersimli olmaktan onur duyduğunu belirtmiş bir lider. Burada “pısırıkça” olan nedir?

- Dersim konusunda sağlıklı bir tartışma yaşanıyor mu sizce?
Tartışma başlamış olmasını demokrasi açısından “sağlık” belirtisi olarak kabul ediyorum. Seyit Rıza’nın mazlumluğundan Dersim’de bir isyan olmadığına kadar bazı temel sorunlarda genele yakın bir uzlaşma oldu gibi duruyor. Bu gelişmeleri çok önemli buluyorum.

- Neden?
Çünkü Dersim konusunda kurulmuş olan resmi tarih anlatısının dayandığı bazı görüşlerin artık kabul görmesi mümkün gözükmüyor. Bu aşamadan sonra tartışmanın daha sağlıklı ilerleyebilmesi ve bu konuyu siyaseten çözüme götürecek doğru bir yön tayin edebilmek için mağdurların dinlenmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Mağdurların talepleri ve beklentileri, çözümün ne olduğu konusundaki temel ipuçlarını da sağlayacaktır. Bu aşamadan sonra amacıma ulaştığımı düşüneceğim.

- Başbakan’ın konuşmasında, Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir’i anmaması sizce bilinçli miydi?
Bir dalgınlık olduğunu düşünmüyorum. Tarihsel facianın sorumluluğunun tek yanlı olarak, günümüz muhafazakâr kesimin tarihsel referanslarını aklayacak biçimde dağıtıldığını düşünüyorum.

'DERSİM ADININ İADESİ HAKSIZLIĞI GİDERİR'
- Başbakan’ın özrünün ardından Dersim’le ilgili hangi somut adımlar atılabilir?
Bunu Dersimlilere sormalıyız. Kurban yakınları ve mağdurlar ne istiyorlar? Onları dinlemeliyiz. İşte bu nedenle mağdurları dinleyerek işe başlayacak bir Dersim 1938 Komisyonu şu aşamada yararlı olacaktır.

- Tunceli’nin adının “Dersim” olarak değiştirilmesi için yasa teklifinde bulunacak mısınız?
Dersim adının iadesi tarihsel bir haksızlığın giderilmesi olacaktır. Ahaliye danışılmadan değiştirilen tüm yer isimleri iade edilmeli. Bu konuda eğer ikna olunamazsa yöre halkına sorulması yoluna gidilmeli.

'KILIÇDAROĞLU İLE TEYZE ÇOCUĞU DEĞİLİZ'
- Kılıçdaroğlu ile teyze çocukları olduğunuz doğru mu?
Doğru değil. Genel Başkanımızı hedef alan maksatlı propagandanın bir unsuru.

- Dersim’de yakınınızı kaybettiniz mi?
Kendi ailem son anda kurtulmuş. Eşimin ailesinden 2 kurban var.

- Partinizden 12 milletvekili sizi, Atatürk ve Atatürkçülüğü 1920-40 arasında dondurulmuş bir zaman dilimine hapsetmekle eleştirdi.
Benim amacım, o döneme dair genel bir değerlendirme yapmak değildi. Ben orada Dersim olayı bağlamında Alevilerdeki Atatürk imgesi üzerine bir değerlendirme yapmak istedim. Görüşlerim zorlanarak, Atatürk’e hakaret ettiğim veya bizzat Atatürk’ü hedef aldığım iddia edildi. Böyle bir amacım olmadığını bir kez daha özellikle belirtmek istiyorum.

- Bu 12 milletvekilline kırgın mısınız?
Hayır, kırgın değilim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.