1915 Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü yıldönümünde dünyanın farklı ülke parlamentolarında kabul edilen tasarılar ile üst düzey devlet temsilcilerinin Ermeni Soykırımı’nın tarihsel bir gerçek olduğu yönündeki açıklamaları, AKP hükümetinin temsilcilerini bir kez daha zora soktu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 19 Ocak 2007’de öldürülen Ermeni gazeteci Hrant Dink’in sekizinci ölüm yıldönümünde yayımladığı bildiriye benzer bir şekilde, Ermeni Soykırımı sürecinde öldürülen Ermenileri anma günü olarak kabul edilen 24 Nisan öncesi yazılı bir açıklama yayımlayarak, 1915’te toplu katliam ve etnik temizliğe maruz bırakılan Ermeniler hakkında, “Hayatını kaybeden masum Osmanlı Ermenilerini saygıyla anıyor, torunlarına taziyelerimizi sunuyoruz” dedi.

Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen yıl 23 Nisan’da yayımladığı “taziye mesajına” atıfta bulunarak, soykırım ifadesine yer vermediği mesajında, 1915’te yaşananlar hakkında soykırım ifadesinin kullanılmasının “nefret söylemi” olduğunu iddia etti.

1915’te yaşananlar hakkında sorumluluğun sadece Türk milletine yüklenemeyeceğini savunan Davutoğlu şunları kaydetti: “Her şeyi tek bir kelimeye indirgeyerek, sorumluluğu genellemeler yoluyla sadece Türk milletine yüklemek, hatta bunu bir nefret söylemiyle birleştirmek vicdanen de hukuken de sorunlu.”

SARKİSYAN’IN 24 NİSAN DAVETİ GÖRMEZDEN GELİNDİ

Davutoğlu, 24 Nisan 2015’te Ermenistan’ın başkenti Yerevan’da yapılacak olan anma törenine Erdoğan’ı resmen davet eden Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın bu davetini görmezden gelerek, “Türkiye ve Ermenistan’ın, birlikte, ‘kendilerine yakışır bir törenle’ Osmanlı Ermenilerini anmaları çok daha anlamlı olurdu” dedi.

Davutoğlu mesajında şunları kaydetti:

“Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında, asırlardır barış ve kardeşlik içinde bir arada yaşamış olan farklı etnik ve dini kökenden pek çok Osmanlı vatandaşı, hafızalarda derin izler bırakan büyük acılar yaşadı. Birinci Dünya Savaşı koşullarında bu acıları yaşayan, farklı etnik ve dini kökene mensup milletlerin torunları olarak yaşananları anlıyor, hayatını kaybeden masum Osmanlı Ermenilerini saygıyla anıyor, torunlarına taziyelerimizi sunuyoruz.”

Bu anlayışla, bu yıl 24 Nisan günü Türkiye Ermenileri Patrikliği tarafından düzenlenecek olan dini bir törenle, Osmanlı Ermenileri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de anılacaktır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde, 23 Nisan 2014 tarihinde yayınladığı mesajda belirtildiği gibi, ‘Türkiye ve Ermenistan’ın, birlikte, kendilerine yakışır bir törenle’ Osmanlı Ermenilerini anmaları çok daha anlamlı olurdu.

Tarih siyasete alet edilmediğinde, bu olgun ve erdemli duruşun gerçekleştirileceğine inanıyoruz. Kadim Anadolu medeniyeti tarihimize sahip çıkmayı, sevincimizi ve acımızı birlikte anmayı, yaralarımızı birlikte sarmayı ve geleceğe birlikte bakmayı öğretmiştir. Hrant Dink’in ölüm yıldönümü vesilesiyle 20 Ocak 2015’te yayınladığım mesajda ifade ettiğim üzere ‘iki kadim halkın birbirini anlama ve birlikte geleceğe bakma olgunluğuna ulaşmaları mümkündür.’

Bugün de, tarihi sorumluluğumuzun ve insani görevimizin bir gereği olarak, acılar arasında ayırım gözetmeden yüzyıl önce yaşanan olaylarda hayatını kaybedenleri saygıyla hatırlıyoruz.

Öte yandan, acılarımızın hafiflemesi için hayatını kaybedenleri hatırlamak kadar, geçmişle dürüstçe yüzleşmenin de önemli olduğuna inanıyoruz. Birinci Dünya Savaşı’nda yaşananların nedenlerini ve sorumlularını tespit etmek mümkündür.

Ne var ki, her şeyi tek bir kelimeye indirgeyerek, sorumluluğu genellemeler yoluyla sadece Türk milletine yüklemek, hatta bunu bir nefret söylemiyle birleştirmek vicdanen de hukuken de sorunludur.

Yüz yıl önce Türk ve Müslüman Osmanlı vatandaşlarının maruz kaldığı sürgün ve katliamların derin izleri bugün de hafızalardadır. Bu gerçeği görmezden gelmek, acılar arasında ayırım gözetmek, tarihi bakımdan yanlış olduğu kadar vicdanen de kabul edilemez. Nitekim geride bıraktığımız yıllar, çatışan hafızaların birbirine dayatılmasının sonuç getirmeyeceğini göstermiştir. Bu çerçevede, tüm Osmanlı vatandaşlarının hafızasına ve vicdanına saygı gösterilmesi, seslerine kulak verilmesi gerekmektedir. Hakikate ulaşmak için adil hafıza, duygudaşlık, saygılı bir dil, makul ve nesnel bakış yeterlidir.

Türkiye, tüm görüşlerin serbestçe dillendirilip, özgürce tartışılabildiği, her türlü belge ve bilginin soruşturulabildiği bir ortam sağlayarak, ortak geleceği inşa etme hedefi doğrultusunda önemli pozitif adımlar atmaktadır. Bu duygu ve düşüncelerle, 1915 yılında, tehcir sırasında hayatını kaybeden Osmanlı Ermenilerini bir kez daha saygıyla anıyor, çocuklarının ve torunlarının acılarını paylaşıyoruz.”