Buldan: Çarkın'ın tutuklu kalması içimi acıtıyordu

Eşi Savaş Buldan’ı 1994 yılında faili meçhul bir cinayete kurban veren HDP Grup Başkanvekişi Pervin Buldan, “Savaş'la birbirimize doyamadık” dedi ve eşinin ölümünden sorumlu tuttuğu dönemin Başbakanı Tansu Çiller’i özellikle bir kadın olduğu için affetmeyeceğini söyledi.

Babasını hiç tanımayan ve hayatı boyunca doğum gününü kutlayamayan Zelal Buldan ise, “Adalet sağlanırsa belki bir gün doğum günümü kutlayabiliriz” ifadeleriyle babasına olan özlemini ifade etti.

Pervin Buldan'ın kocası Savaş Buldan, Tansu Çiller'in başbakanlı olduğu 2 Haziran 1994'te İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli'nde yanında bulunan Adnan Yıldırım ve Hacı Karay'la birlikte kaçırılmış, 4 Haziran 1994 tarihinde Bolu'nun Yığılca ilçesi Yukarıkaraş köyü yolunda öldürülmüş olarak bulunmuştu.

Eşi Savaş Buldan’ı 1994 yılında faili meçhul bir cinayete kurban veren HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan ve babasının öldüğü gün hayata gözlerini açan kızı Zelal Buldan yaşadıklarını Yurt gazetesinden Ceren Büyüktetik’e anlattı.

Ceren Büyüktetik’in Pervin Buldan ve kızı Zelal Buldan ile yaptığı söyleşi şöyle:

Eşinizle düğününüzden “Hakkari Hakkari olalı böyle düğün görmedi” diye bahsediliyor. Biraz anlatabilir misiniz hikayenizi?

Büyük bir düğün oldu. Arabaların bir başı Yüksekova’da, bir başı Hakkari’deydi gerçekten. İyiki evlenmişim Savaş'la. Sadece ailede değil, bölgede de sevilen bir insandı Savaş. Halkının özgürlüğü için mücadele ederdi. Onun bıraktığı bayrağı devralmak benim için önemli. Onunla evlendiğim zaman siyasetle çok ilgili değildim. Kürt özgürlük mücadelesiyle ilgili de çok bilgim yoktu. Hepsini Savaş’tan öğrendim. Bugün bu noktadaysam, ondan almış olduğum çok şey var. Gerçekten birbirimize doymadan o ayrıldı, daha doğrusu bizi ayırdılar.

Eşiniz Savaş Buldan öldürülmeden önce neler yaşıyordunuz?

1990’lı yıllar Türkiye’de çok karanlık bir dönemdi ve hergün tanıdıklarımız da dahil olmak üzere onlarca insanın ölüm haberini alıyorduk. İnsanlar, polisler tarafından kaçırılıyor, işkenceler yapılıyor, daha sonra da katlediliyordu. Bütün bunları izleyip görüyorduk. Eşime de tehdit telefonları, mektupları geliyordu zaman zaman. Bunları eve çok yansıtmamaya çalışırdı Savaş.

Neden hedef seçildi eşiniz?

O dönemin bir devlet politikası vardı. Kürt halkının sorunlarını dile getiren, yaşadığı sıkıntılara çare bulmaya çalışan, dilinin özgürleşmesi, kimliğinin özgürlüşmesi için çaba gösteren insanlar hep hedef seçildiler. Tansu Çiller’in 1993’te yaptığı bir açıklama vardı. “PKK’ya yardım eden Kürt iş adamlarının listesi elimizde, bunlardan hesap soracağız” diye bir açıklamaydı ve bu listenin içinde Savaş Buldan da vardı. Bu açıklamadan sonra özellikle iş adamlarına yönelik cinayetler başladı. Savaş iki arkadaşı Adnan Yıldırım ve Hacı Kara ile birlikte 3 Haziran 1994’te polisler tarafından kaçırıldı, işkence yapıldı ve ardından katledildiler. O zaman ben Zelal’e 8 aylık hamileydim.

O geceyi biraz anlatır mısınız?

Gece saat 3’te uyandım. Savaş hala gelmemişti eve. O zaman çağrı cihazları vardı. Çağrı cihazına 'evi acil ara' diye mesaj bıraktım. Genelde bu tür mesajlardan 10 dakika sonra evi arardı, aramadı. Çınar Otel’de olduğunu biliyordum. Daha önce 'bu gece arkadaşlarla Çınar Oteli’nde oturucağız' diye söylemişti. Oteli aradım, telefona çıkan resepsiyondaki kız 1 saat once Savaş’ın arkadaşlarıyla birlikte gözaltına alındığını söyledi. Ben bütün aileyi ayağa kaldırdım tabii ki.

Bunu duyduğunuzda ne geçti aklınızdan?

Savaş kayboldu ve bir daha geri gelmeyecek. Çünkü daha önce yaşananları biliyorduk. Bunu hissettim ve fenalık geçirdim. Sancım da hafiften başladı. Ertesi gün sabah ben doğum yapacağım sırada Bolu’nun Yığılca ilçesinde bir balıkçı Melen Çayı kenarında 3 ceset görüyor. Oradaki en yakın askeriyeye iletiyor gördüklerini. Onlar da teşhis için ailenin fertlerini arıyorlar. Ben de o arada doğum yapıyorum. Sezeryanla alıyorlar bebeği. Bebek doğduktan sonra ben sürekli telefon açıyorum. O ara gömülüyor Savaş ve benim bundan haberim bile olmuyor.

Odamdaki televizyon çıkarılıyor, odaya gazete girmesi yasaklanıyor. Doktorlar panik halinde odaya girip çıkıyorlar. Aslında herkes biliyor, bir tek ben bilmiyorum. Ertesi gün cenaze işlemleri de bitiyor. Savaş’ı son yolculuğuna uğurluyorlar. Kaynım gelip hastaneye ‘Savaş’ı kaybettik' diyor. Ben de içimden 'Savaş zaten kayıp. Ne demek istiyorlar?' diye düşünüyorum. 'Nasıl yani?' dedim. Kaynım da 'Savaş’ı öldürdüler, o bir daha gelmeyecek ve biz onu son yolculuğuna uğurladık' dedi. Ben 2 günümü daha hastanede iğnelerle, narkozlarla uyutularak geçirdim. Sonra Zelal’imi aldım ve eve geldim. Yaklaşık 1 yıl yas tuttum. Sürekli siyah elbise giydim ve hiç evden dışarıya çıkmadım. Oğlum da 3 yaşındaydı zaten. Oğlum, tabii daha yeni yeni baba demeyi öğrenmişti ve çok zor günler yaşadık.

Evde geçirdiğiniz sürede gelecekle ilgili planlar yaptınız mı?

Kafamda sadece Savaş’ın intikamını nasıl alacağım biraz şekillenmeye başladı. Kanı kanla ödetmek değil tabii ki kastettiğim. İntikam almak onu öldürenleri öldürmek anlamında değil, bir mücadele vermekti. Başka Savaşlar ölmesin diye, başka Zelaller babasız büyümesin diye... 'Ne yapabilirim?' sorusu ve buna dair cevaplar yavaş yavaş belirmeye başladı. O ara Hasan Ocak’ın ailesi 'Cumartesi Anneleri' eylemini başlatmıştı.

Bu arada hukuki süreç nasıl yürüyordu?

Başvurduğumuz hukuki mercilerden hiçbir sonuç elde edemedik. Şimdiye kadar da bu böyle sürdü gitti zaten. Bu olaylardan dolayı hiç kimse tutuklu değil şu anda. Halbuki bunu yapanlar da inkar etmiyorlar yaptıklarını zaten. Ayhan Çarkın’ın da ifadesinde var. Kendisinin sadece piyon olduğunu ama aynı zamanda bu olaylara tanıklık ettiğini söylüyor.

Hala bu insanları koruyan bir el mi var? Yargılama süreçlerinin sorunlu olmasının sebebi nedir?


Tabii ki var. Bu bir devlet politikasıydı ve bu politika hala işliyor. O cinayetleri işleyenler hala devlet tarafından korunuyorlar.

Ayhan Çarkın’ın serbest bırakılmasına sevindim dediniz duruşma çıkışında. Bunu söylerken ne anlatmak istediniz?

Ayhan Çarkın bu davanın ya da bu duruşmanın tek günah keçisi değil bence. Şuna inanıyorum, Ayhan Çarkın gerçekten bir vicdan muhasebesi yaptı. O gün anlattıkları bence doğruydu Çarkın’ın. O yüzden bu davadan bir tek onun tutuklu kalması benim içimi acıtıyordu. Çünkü diğerleri de yanında oturuyorlardı ve bunu hepsi birlikte yapmışlardı. Bir tek onun tutuklu yargılanmasını vicdanen kabul edemiyordum ve tahliye olunca sevindim. Bana göre hepsi tutuklanmalıydı. Başta Tansu Çiller olmak üzere.

Tansu Çiller ile ilgili bir süre önce ayağı kırıldıktan sonra attığınız “Yetmez ama evet” şeklindeki Tweet’iniz çok tartışıldı. Bu Tweet’i nasıl bir hissiyatla yazdınız?

Ben şahsen Tansu Çiller’i affetmiyorum. Tansu Çiller bir kadındı ve Türkiye’nin ilk kadın başbakanıydı. Yaptığı açıklamayla binlerce eve ateş düşürdü. Binlerce canı yaktı, binlerce annenin yüreğini yaktı, binlerce çocuğu yetim bıraktı. Belki kadın olmasından dolayı bunu hazmedemiyorum. Barış sürecinin bir parçası olarak 'Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu' kurulursa yüzleşme olacak. Bu yüzleşme esnasında kim kimi affeder o da belli değil.

Yüzleşseniz Tansu Çiller’e soracağınız, söyleyeceğiniz ilk şey ne olurdu?

Öncelikle niye öldürdüğünü sormak isterim. 'Neden Savaş Buldan?' derim. Ben ne cevap verirse versin eşimin öldürülmesinin birebir içinde olduğunu biliyorum. Emri veren bir kadın başbakan olarak kendisini görüyorum ve bu nedenle affetmiyorum.

Gezi direnişi sırasında devletin vatandaşlara olan şiddetini yeniden gördük. Gezi direnişi barış sürecini nasıl etkiledi?

Barış sürecini sekteye uğrattığını düşünmüyorum. Aksine Gezi süreci ile Barış Süreci içiçe geçti ve şimdiye kadar kendisine yapılanlar yok sayılanlar, inkar edilenler, ezilenler Geziyle birlikte kendilerini irade olarak açığa çıkardılar. Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu süreçti Gezi.

Zelal sen Gezi direnişine katıldın mı?

Birkaç defa ben de gittim, Gezi Parkı'nda bulundum. Çok fazla can kaybı oldu. Yine yok yere yitip giden küçücük çocuklar oldu. Polis şiddeti yine devam etti.

Neler hissettin Ethem Sarısülük’ü, Ali İsmail Korkmaz’ı ve diğerlerini duyduğunda?

Özellikle Berkin Elvan, tabii Ethem Sarısülük, Medeni Yıldırım ve birçok kişi hayatını kaybetti. Bir tek mağdur olan biz çocuklar değiliz. Evlatlarını kaybeden anneler var. Çok üzücü. Çok etkileniyorum. Bu haberleri okurken gözyaşlarımı tutamıyorum. Hala da üzülüyorum.

Babanın öldüğünü nasıl öğrendin?

Babamla ilgili duruşmaya katılamadım. Annem gelmemden taraf olmadı. Babamın katilleriyle yüzleşmeme dayanamayacağımı düşündü. Çok küçüktüm ve ölümün anlamını bilmediğimiz için annemiz bize babamızı kaybettiğimizi bile söylemedi. 'Babam nerede?' dediğim zaman annem, hep 'uzaklarda işi var, fakat gelmeyecek' diyordu. Annem sayesinde aslında çok güçlü kaldım. Ailem de çok yardımcı oldu. Evin içinde hiçbir zaman 'baba' kelimesi geçmezdi. Amcamın çocukları kendi babalarına 'baba' demezlerdi mesela bizim yanımızda. Bu nedenle ailemin desteğiyle daha güçlü oldum. Babamın öldüğünü ilk kez ilkokuldayken öğrendim. Annem o zaman beni ve abimi mezarlığa götürerek babamın öldüğünü söyledi.

Adalet için sen de mücadele edecek misin?

Şu anda iletişim okuyorum. Gazetecilik bölümüne geçmeyi düşünüyorum. İleride de ikinci üniversite olarak hukuk okumayı düşünüyorum. Bu konuda tabii ki bazı fikirlerim var. Aslında Türkiye’deki adalete de pek güvenmiyorum. Hukukçuların hepsi bu konuda mağdur ama en azından evde oturmaktansa bir şekilde bu mücadeleyi devam ettirmek istiyorum.

Değiştirebileceğine inanıyor musun?

Dediğim gibi adalete hiç güvenmiyorum ama ancak bizim mücadele ederek birşeyleri değiştirebileceğimize inanıyorum.

Doğum günlerini hiç kutlamadığın doğru mu?

Babamın öldüğü gün doğduğum için tabii ki hiçbir zaman doğum günümü kutlamadım. Yani her zaman ufak bir pasta kestik, fakat doğum günüm hep mezarlıkta geçti. Doğum günümü kutlamayı da hiçbir zaman düşünmedim. Çünkü ben babamı hiç görmedim. Benim için en zor gün doğum günüm gerçekten. Doğduğum gün onu kaybetmiş olmak ayrı bir zorluk. Babamı sadece bir kere rüyamda gördüm ben. Onun hiç kokusunu bilemedim. Rüyamda da ona bir kez sarılmıştım ve ayrılmıştık. Rüyam da çok gerçekçiydi. Rüyamda bile ayrıldık. Bu nedenle doğum günümü hiç kutlamıyorum.

Günün birinde adalet sağlanırsa kutlayacak mısın?

Öyle bir gün gelir mi… gelirse inşallah belki kutlayabiliriz. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.