10 Ekim katliamında sevdiklerini kaybedenler: Söyleyin, barışa giden biri öldürülür mü?

102 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim Ankara Garı katliamında sağ bacağını kaybeden Cafer Altun, “Bu protez yaşadıklarımızı asla unutmamamı sağlayacak bir yandan, ne yapmam gerektiğini hatırlayacağım. Bu protez, bu yaralar benim hafızam artık” dedi. 

Katliamda hayatını kaybeden Güney Doğan'ın annesi Derman Doğan da “Söyleyin, barışa giden biri öldürülür mü?” sorusunu soruyor.  

Cumhuriyet gazetesinden Pınar Öğünç'e konuşan Cafer Altun, “Soruyorlar devlet size ne verdi diye. Beş kuruş katkısı olmadı, komisyon hiç kurulmadı, protezimi sağlamadıkları gibi hep bürokratik engeller çıkardılar. Hiçbirimizin zaten maddi beklentisi olmadı. Bizim beklentimiz sorumluların hesap vermesidir" dedi. 

Pınar Öğünç'ün Ankara Garı katliamında yaralananlar ve yakınlarını kaybedenlerle yaptığı röportaj şöyle:

25 yaşındaki Cafer, “Doktorlar da inanamıyor yaşamama” diyor. Zaten öldü sanılıp müdahaleden vazgeçilmiş; yaşadığını gören başka bir doktor sayesinde bugün karşımda. Patlama anında bacağı kopmuş, sağ yanı paramparça, üçüncü derece yanıklar, iki ciğer patlamak üzere, kan kaybı, kalbin iki santim altında bilye, yoğun bakımda bir de kalp krizi... “Bunlardan teki ölüm için yeterli.
 
Hayata dönüşümün bir nedeni olmalı, eksik kalan bir mücadele var demek ki” diyor şimdi. Vücudunda 19 bilye kadar, politik görüşüne göre davranan doktorlara öfkesi de duruyor hâlâ. Ankara katliamı üzerinden geçen bir yılda Türkiye’de neler oldu, Cafer’in sağ kalçasındaki bir yara durmaksızın aktı. 
İki hafta önce geçirdiği bir ameliyat yüzünden protezini şu an takamıyor. Protezin hikâyesi ayrıca mühim. Dokuz ay koltuk değnekleriyle yürüyen Cafer için internet üzerinden bir kampanya açılmış ve bir ay içinde ihtiyacı olan 26 bin dolar toparlanmıştı.Şaşırmış.



Protezini gösterirken bir gurur nişanı gibi tutuyor, “Bir işadamı çıkıp da on bin dolar yatırmadı, hepsi benim gibi emekçi olan insanlar beşer onar dolar verdi benim için” diyor. Hayata tutunmasını sağlayan inadı sayesinde protezi ilk deneyişinde yürümüş bile. Bazen doğuştan engelliymiş gibi düşünüyor kendini, 10 Ekim öncesinden silinen anıları var. Bazen de bir bacağının eksikliğini unuttuğunu anlatıyor.

“Bu protez yaşadıklarımızı asla unutmamamı sağlayacak bir yandan, ne yapmam gerektiğini hatırlayacağım. Bu protez, bu yaralar benim hafızam artık” diyor. Katliamda onun gibi bacağını kaybeden Günay Karakuş ve Gökhan Yaralı’yla irtibatı koparmıyor. “Soruyorlar devlet size ne verdi diye. Beş kuruş katkısı olmadı, komisyon hiç kurulmadı, protezimi sağlamadıkları gibi hep bürokratik engeller çıkardılar. Hiçbirimizin zaten maddi beklentisi olmadı. 

Bizim beklentimiz sorumluların hesap vermesidir.” İhmali olan kamu görevlilerinin yargılanması talebine takipsizlik kararı verilmiş; davanın bir nebze adalet getireceğine dair umudu yok. Hele tam 10 Ekim’de İstanbul’da yeniden ifadeye çağrılışına hiç anlam veremiyor. “Bilinçli yapıldığını düşünüyorum, denk gelse bile, bu insan niye tekrar travma yaşasın o gün der, değiştirirsin” diyor.

DÜŞEN PANKARTI KALDIRMAK 

O sabah Gençlik Parkı’nda bir grup arkadaşıyla menemen yiyorlar, neşe içinde. O ekipten Abdülkadir Uyan ve Dicle Deli aramızda değil artık. “Biz oradayken, canlı bombalar da aynı yerde kahvaltı ediyormuş. Düşünün beş dakika sonra hepimizi patlatacak ve karnını doyuruyor.” O güne dair videolar izletiyor, soru sorma cesaretini onun dirayeti veriyor bana.
 
Yoksa bu halay çeken insanlara nasıl bakabilelim?

Rüyalarında patlamanın kendisini değilse bile, yüzüstü düşmüş arkadaşlarını görüyormuş hep Cafer’ in inadı... Şimdi bir arkadaşıyla kafe açmış, oraya gidiyor her gün. Profesyonel olarak engelli basketboluyla ilgilenmeye başlamış. Zaten eğitimini almıştı, coğrafya öğretmeni olma arzusu zihninde baki. 
Ama 10 Ekim sonrası diye de yeni bir mevsim var hayatında muhakkak. “Hayata bakışınız değişiyor her şeyden önce” diye başlıyor, “Ev falan gibi bireysel gelecek kaygıları kalmıyor, hayalleriniz kaybettiğiniz dostlarınızın yarım kalan hayalleri oluyor. 

Düşen pankartları yerden kaldırmak gerekiyor.” 10 Ekim öncesi seçimde HDP için çalıştıysa da siyasetle bağını bugün katliamda yakınlarını kaybedenlerle yaralı kurtulanlardan müteşekkil 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği üzerinden tarif ediyor artık. 

“Suruç ve Ankara katliamlarından sonra yaşananlarda, havalimanı patlamasında, Taksim’de, Kızılay’da insanları hep istatistik haline getirdiler.
Sultanahmet’te 12 kişi öldü ama isimleri, hikâyeleri yok. Orada olmaları kadermiş gibi. Belki de korkuyorlar, anlıyorum. Biz öyle yapmadık, 50 yıl sonra da yapmayacağız.” Hiç isyan edip etmediğini soruyorum. “Neden ben diye hiç sormuyorum. Hatta başka birinin başına geleceğine bana geldi diye seviniyorum. İçine kapanabilirdi, bu kadar güçlü duramayabilirdi. Ben kendimle barıştım.

'SÖYLEYİN BARIŞA GİDEN BİRİ ÖLDÜRÜLÜR MÜ?'

Çekmeköy’de hayatının 23 yaşından sonrasını yaşayamamış Güney’in fotoğraflarıyla dolu bir duvara bakıyoruz. Ders notları, albümü. Çok kitap okurmuş, bütün harçlığını kitaba harcarmış, dizi dizi Dostoyevski’ler, Gogol’ler, tekmil klasikler. İnce Memed’de, 10 Ekim’de, Ankara’da kalakalmış. Dersimli Derman Doğan evlenip İstanbul’a gelmiş; oğulları Güney ve bugün 18 yaşındaki Onur’la birlikte büyümüş bir kadın. Fotoğraflarda o kadar güzel gülüyor ki, bunu söyleyince “Bakma ben son bir senede çöktüm bir tanem” diyor.



Dibinden çıkan kır saçlarının ucunda kimbilir en son ne zaman yaktığı kına parıldıyor. “Bu bir sene nasıl geçti, bir sene mi geçti anlayamadım” İTÜ İnşaat Mühendisliği’nde okuyan Güney o gün bir arkadaşında kalacağını söylemiş annesine, Ankara’dan bahsetmemiş. “Çocuğu çok sıkmayayım” diyerek ses etmemiş o da.

Sonra gar önünde oğlunu tarif ediyor, “Yüzükoyun yatmış böyle kanatlarını açmış gibi...” Bedeninin organları sırayla hasta düşerken, kafası da o günden beri yerinden uçmuş gibi Derman Hanım’ın. Rüyalarına giren Güney’i anlatıyor, uyumazken de gelip sarılışını. Az evvel geçtiğimiz koridorlarda anne-oğul neşeyle halay çekişlerini. Katliam sonrası aylarca kapandığı evinden, sonra “bir bebeğin emekleyişi gibi” çıkabilmiş ancak. Herhangi bir resmi kurumdan biri aradı mı, tazminat ne haberi yok. Tazminattan önce davanın adaletli bir biçimde sonuçlanmasını istiyor zaten. “20 yıl geçse de, Güney’i anlatmakla bitiremem.

Tertemiz bir yüreği vardı, eve giren sineği öldürtmezdi. Pırıl pırıl bir genç barışa gitti o gün. Güzel bir Türkiye istedi onlar, söyleyin barışa giden biri öldürülür mü?



Barışın anlamını bilmeyen, açsın kitaplardan okusun öğrensin. Benim MHP’li komşularım da var, HDP’li de, AKP’li de, hepsi arkasından ağladı Güneyimin. Hiç insan, din, dil, mezhep ayrımı yapmadı o. Tabii ki sol bir düşüncesi vardı ama kimseye kötü gözle bakmaz, solcuyum sağcıları ezeyim, diye düşünmezdi.”

İsmi Yılmaz Güney’den Mahallesinde, okulunda çok sevilen bir genç Güney, belli. Bir sürü hikâyesi var Derman Doğan’ın.

Sanki onun bu ölümü hak etmediğini kanıtlarsa geri getirecekmiş gibi durmaksızın anlatıyor. Herkese yardım edişini, mühendis olup çocuk okutmak istediğini, dünyaya dair merakını. “Ne olursa olsun, bu işin sorumluları tek tek cezalandırılacak. Sonuna kadar Güneyimin davasının peşindeyim.

Çocuğuma, günahsız bütün insanlara o iki bombayı gönderen, haberi olup engellemeyen her kim olursa olsun bedelini ödeyecek, buna inançlıyım. Devletin sessiz kalma hakkı yok. Ben Güney için ayakta duracağım.

İnanıyorum beyaz güvercinler uçuşacak, beyaz güller dökülecek Türkiye’nin üzerine, barış gelecek. Ben bunu biliyorum.” Derman Doğan’ın yıldönümü için Ankara’ya gitmeye mecali yok, İstanbul’daki anma programlarına katılacak, mezarı başına gidecek Güney’in. Bir ara neden Güney adını seçtiklerini soruyorum. Yılmaz Güney yüzündenmiş. Yılmaz Güney pozu verdiği sünnet fotoğraflarını görüyorum sonra. “Yılmaz Güney’i severdim ama çok da içime sinmezdi bu isim” diyor Derman Doğan, “erken öldü diye içimi kötü ederdi.” Güney’in onun kadar yaşamasına bile izin vermedi bu ülke.

Söyleşinin tamamını okumak için tıklayın... 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.