Türkiye’den akademisyen göçü: Neden gidiyorlar?

BBC Türkçe’den Rengin Arslan’ın haberi:
 
İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde çağdaş Müslüman siyaset düşüncesi ve demokrasi üzerine çalışırken geçen Şubat'ta işten atılan Halil İbrahim Yenigün, Türkiye'deki akademisyenlerin bugünkü halini "Gidebilen yollara düşmüş durumda. Henüz gidemeyen de gitme hazırlığında" diyerek özetliyor.
 
Yenigün, Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza atmasının ardından önce okulundan uzaklaştırıldı, sonra da görevine son verildi.
 
15 Temmuz darbe girişimi sırasında ise konferanslar vermek üzere uzun bir süredir bulunduğu ABD'de idi.
 
Pasaportların iptal edildiği, yurt dışına çıkışların oldukça kontrollü gerçekleştiği bu dönemde Türkiye'ye yapacağı kısa süreli ziyaretten vazgeçerek Almanya'da kabul aldığı üniversitenin yolunu tuttu.
 
Free University of Berlin'de İslami Araştırmalar'dan burs alan Yenigün bugünlerde değişen bir duruma dikkat çekiyor.
 
Yıllar önce Türkiye'de öğrenim gören ve sonrasında ABD'de doktorasını tamamlayıp ülkeye dönen Yenigün, önceden Türkiye'nin yurtdışında eğitim görenleri, ülkeye geri çağıran bir çekiciliği olduğunu ancak bu durumun artık değiştiğini söylüyor:
 
"Başka ülke vatandaşlarından doktoraya ABD'ye giden orada kalmaya devam ediyor genellikle. Türkiye'nin kendisine özel durum, Türkiye'de akademisyenlere has bir durum, geri dönmek yönündeydi. Türkiye ne olursa olsun kendi vatandaşlarını döndürebilen, döndürecek kadar cazibe sahibi olan bir ülkeydi. Bu durum değişti."
 
BİLİM İNSANI KURTARMA FONU'NA EN ÇOK BAŞVURU TÜRKİYE'DEN
 
Uluslararası Eğitim Enstitüsü'nün (IIE) kurduğu Scholar Rescue Fund (Bilim İnsanı Kurtarma Fonu) direktörü Sarah Willcox Eylül ayında katıldığı bir konferansta, "eşi benzeri görülmemiş" kadar çok başvuru ile karşı karşıya kaldıklarını ve bunların 65'inin Türkiye'den olduğunu söyledi.
 
Willcox bu akademisyenlerin siyasi yaptırımlar ve bazı durumlarda da hapse atılma ve şiddet görme kaygısıyla başvuru yaptıklarını belirtiyor.
 
İngiltere merkezli Council for At-Risk Academics (Risk Altındaki Akademisyenler Konseyi) direktörü Stephen Wordsworth ise kurumun geçen sene haftada dört veya beş başvuru aldığını, ancak bu sayının son zamanlarda haftada 15-20'ye çıktığını, bu başvuruların büyük çoğunluğunun Türkiye'den geldiğini belirtiyor.
 
21 Temmuz'da ortak bir bildiri yayımlayan 62 uluslararası kuruluş da bu durumu kaygı verici olarak niteleyen bir açıklama yaptı.
 
Kuruluşlar, Ocak ayında Barış İçin Akademisyenler ile başlayan sürecin endişe verici bir hızla devam ettiğini söyledi.
 
"BİR GECEDE İŞSİZ VE SOKAKTA KALDIM"
 
Bazı akademisyenler için de durum gittikçe belirsiz bir hal almış durumda.
 
Özellikle 15 Temmuz'da gerçekleşen darbe girişiminin ardından 'Fethullah Gülen yapılanmasına bağlı oldukları gerekçesiyle' kapatılan üniversiteler ve akademisyenlerin yurt dışına çıkışlarında karşılaştıkları engeller, onları ya gittikleri yerden geri dönmemeye ya da önceden planlanmış gidişleri öne almaya itiyor.
 
Zira 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 4 bin 224 görevinden uzaklaştırıldı, 2 bin 341 akademisyen de ihraç edildi.
 
15 vakıf üniversitesinin kapatılması sonucu işsiz kalan akademisyenler oldu.
 
Olağanüstü Hâl ilanından sonra yayımlanan ilk kanun hükmünde kararname ile kapatılan Süleyman Şah Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde çalışan Doç. Dr. Maya Arakon bunlardan biriydi.
 
Çalıştığı üniversitesinin kapatıldığını, bir arkadaşının "Çok üzüldüm" diye açtığı telefonla öğrendi. Şimdi ABD'de yaşıyor. Orada henüz bir üniversitede ders vermiyor ama çevirmenlik yaparak geçimini sağlamaya çalışıyor.
 
"Bir gecede işsiz, evsiz, sokakta kaldım. 15 Temmuz'dan sonra üniversiteye kayyum atanacağını tahmin ediyordum ama kapatılması o kadar mantıksız geliyor ki insana. Bu durumdan etkilenenler arasında Cemaat ile benim gibi hiç ilgisi olmayan kişiler var, öğrenciler var" diyor.
 
Arakon, tatil için gittiği Atlanta'dan Türkiye'ye dönüş için aldığı biletini sürekli erteledi ve sonunda iptal etti. Nedeni ise Türkiye'deki "belirsizlik."
 
Arakon, "Aslı Erdoğan'ı, Necmiye Alpay'ı aldılar. Murat Aksoy'u aldılar. Bazı akademisyen arkadaşların pasaportlarına el koymuşlar. Bunlar kaygı verici" diyor ve Alpay ile birlikte bir kitap için birlikte çalıştıklarını anımsatıyor.
 
"ARAŞTIRMA KAPASİTESİNİ ÜNİVERSİTELER SAĞLIYOR, TÜRKİYE DEĞİL"
 
Gidişlerin bir başka sebebi ise Türkiye gündeminin akademisyenlerde dışarı çıkıp, olan biteni daha serinkanlı bir şekilde izleme ihtiyacı doğurması.
 
15 yıldır sınır sosyolojisi çalışan Neşe Özgen de, Türkiye sınırının öte tarafına geçerek çalışmalarına devam etmek isteyenlerden.
 
Selanik'te bir proje yürütecek olan Özgen, emekli bir öğretim üyesi olarak Galatasaray Üniversitesi ve Mimar Sinan Üniversitesi'nde doktora dersleri veriyordu.
 
Neden gittiğini sorduğumda Özgen, Yunanistan ve Türkiye'deki öğrencileri buluşturacak bu projeyi anlatırken ekliyor: "Tabii ben bunları Türkiye'den yapabilirdim aslında. Bu kapasiteyi bana çalıştığım üniversiteler de sağılıyordu. Ama ülke sağlamıyor."
 
Neden sorusunun yanıtını ise şöyle açıklıyor: "Herhangi bir şekilde bir yazıp çizebilmek veya okuyabilmek bile ciddi enerji gerektirir oldu. Verimli okuyup, verimli yazıp çizemediğimi fark ediyorum. Günlük hayatın siyasetinin, günlük hayatın politikasının hepimize fazlasıyla egemen olduğunu, bir şiddet dilinin bizi de sarmakta olduğunu fark ediyorum."
 
Peki bir sosyolog olarak bu süreci nasıl yorumluyor?
 
Özgen, "Tekinsizliğin egemen olduğu bir ülkeden belirsizliğin egemen olduğu bir pozisyona doğru bir geçiş" diyerek yanıtlıyor bu sorumu.
 
"BU GÖNÜLLÜ BİR BEYİN GÖÇÜ DEĞİL"
 
Bugün yaşadığımız sürecinin adının ne olduğunu ise yine Türkiye'den gidenler arasında yer alan akademisyen Aslı Vatansever ile konuşuyoruz.
 
Doğuş Üniversitesi'nde 6 yıl çalıştıktan sonra Nisan ayında işten çıkarılan Aslı Vatansever de barış bildirisine imza atan akademisyenlerden bir tanesi.
 
Şimdi Almanya'da Modern Şark Enstitüsü'nde çalışıyor. İçlerinde bulundukları belirsizlikleri, bugüne isim vermenin zorluklarından bahsediyor. Beyin göçünün bugün Türkiye'den başka ülkelere devam eden hareketi tarifte yetersiz kaldığı görüşünde.
 
Vatansever, "Beyin göçü tercihli göçleri anlatmak içindi bir şeydi aslında. Yani kendi ülkesindeki fırsatları kendi vasıf ve niteliklerine yeterli bulmadığı için daha iyi bir yaşam amacıyla yurtdışına gidenleri anlatmak için kullandığımız bir şey."
 
15 Temmuz veya öncesinde Türkiye'den ayrılan akademisyenlerin ise daha iyi bir hayat kurmak için değil, Türkiye'den ayrılmak durumunda kaldıkları veya Türkiye'de akademisyen olarak çalışmaya devam edemeyeceklerini anladıkları zaman gitmeyi tercih ettiğini vurguluyor.
 
Vatansever, "Hepimiz kariyerlerimizin orta yerindeyken, bir hayat kurmuşken, kendi ülkemizde faydalı olmak isteyen kişilerken, her şeyi yıkıp yurtdışında 3 ay, 5 ay veya bir yıllığına bir hayat kurmaya çalışıyoruz. Yarı göçebe bir durum bu. Sonrasında ne olacağımızı bilmeden buralara geldik. Ben kişisel olarak buradan sonra dünyanın neresinde, bir daha ne yapacağımı bilmez vaziyetteyim."
 
Bugün Türkiye'de 115 devlet üniversitesi, 63 vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 178 üniversite var. Bu üniversitelerin neredeyse üçte ikisi AKP iktidarında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı sırasında açıldı.
 
Bu üniversitelerde görev yapan binlerce akademisyen var. Yurt dışına giden veya gitme hazırlığında olan akademisyenlerin sayısını bilmemizi sağlayacak bir veri ise bulunmuyor.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.