Ali Nesin: Matematik sınavlarını kaldırın, gençler enerji dolar

Aslıhan Lodi / Habertürk

Vehbi Koç Vakfı’nın her yıl kültür, eğitim ve sağlık alanında verdiği 100 bin dolarlık ödülün son sahibi Prof. Dr. Ali Nesin ve Matematik Köyü oldu. Nesin, 1995’ten itibaren öğrencilerini önce evinde, sonraları Nesin Vakfı’nda çalıştırmış. 2007’den beri ise “olaylar” Şirince yakınlarındaki Matematik Köyü’nde geçiyor. Matematik Köyü’nün program kontenjanları, kayıtlar başlar başlamaz doluyor.

Dünyanın çeşitli üniversitelerinden akademisyenlerin ders verdiği köy; kâr amacı gütmüyor. Hedef, gençlere matematiği öğretmek. Burada “öğretme” nin altını çizeyim çünkü “dersi sevdirmek” değil niyetleri. Onlara göre matematiği gerçekten öğrenen herkes zaten kendiliğinden seviyor. Sınav stresi yaşamadan yapılan dersler ve günlük hayatta bağımsız bireyler olarak kazandıkları deneyimlerse, eminim tüm öğrencilerde unutamayacakları izler bırakıyor.

Prof. Dr. Ali Nesin’le hem çalışmalarını hem de eğitim sisteminin gidişatını konuştuk.

Matematik Köyü’nün Twitter hesabında okumuştum: “Matematik kolay değil, zordur. Sorunumuz zora gelememek.”

İnsanlar zorluktan çok, başaramamaktan, yani zorluğun sonuçlarından korkar. Başarısızlık öğesini atarsanız, zorluk insanların hoşuna bile gider. Mesela kolay bir bilmece çözmek istemeyiz. Çaresiz kalmamak koşuluyla, ne kadar zorlanırsak bilmeceden o kadar zevk alırız. Matematik derslerinden sınavları kaldırın, ortaya olağanüstü bir güzellik çıkar, gençler “Enerji” dolarlar. Sınavları kaldıramıyorsanız, sonuçları dramatik olmaktan çıkarın. Bunu herkes için yapamıyorsanız, bazı öğrenciler için yapın. Bugün hiçbir okul bu dediklerimi uygulayamaz. Çünkü okullar, müdürler, öğretmenler Ankara’nın ve sistemin esiri. Öğrencinin mutluluğu, gelişimi, her şey ikinci planda. Varsa yoksa üniversite sınavları.

"MATEMATİK SINAVLARINI KALDIRIN, GENÇLER ENERJİ DOLAR’’  

Eğitim sisteminde sık sık temel değişiklikler yapılmasının gelecekte ne gibi etkileri olacak?

Eğitim sisteminin sürekli değişmesi normaldir aslında. Eğitim dinamik olmak zorundadır; çağ çok çabuk değişiyor, ihtiyaçlar sürekli gelişiyor. Ama iki sorun var: Yeni müfredata hazırlıksız yakalanan, kendilerini yenilemeyen öğretmenler ve değişimlerin çoğunlukla olumlu ve çağa uyumlu olmaması. Türkiye’nin 2023’te ilk 10 ekonomiye girmek gibi bir hedefi vardı. Bu amaç başlangıçta zor da olsa imkânsız değildi. İlk 12’ye girebilirdik mesela. TÜBİTAK’ın çapsızlığı nedeniyle bu şansı kaçırdık. 2071’de inşallah! Temel bilimler olmadan sanayi ancak taklit edebilir. Bu bilim ve teknoloji politikasıyla, Türkiye’nin pazarlanacak, dünya piyasalarını sarsacak yeni bir ürün ortaya çıkarması, buluş yapması mümkün değil.

Tüm dünyadan önemli akademisyenler yol paralarını bile kendileri karşılayıp köye destek verirken, TÜBİTAK neden yanınızda değil?

Temel bilimlerin gücüne ve yararına inanmıyorlar öncelikle; farkında değiller, çünkü TÜBİTAK mühendis kökenlilerin elinde. Mühendisler de matematiği bildiklerini sanırlar! Hiç bilmiyorlar. Genel bir perspektiften uzaklar. Birikimleri yok ve tabii ki Nesin soyadına tepki duyuyorlar. Hem babama hem de bana. TÜBİTAK’ın öncelikli kaygısı siyasi, ikincil kaygısı teknolojik; bilimsel kaygıları sıfır! Bence parçalanması gerekir. Şu anki oluşum çok da fena değil aslında ama işlevi kısıtlı. Ar-Ge’ye yarıyor, mühendisliğe yarıyor. Temel bilimler için bir başka yapılaşmaya gidilmeli. Mühendislikle temel bilimler aynı yapıda olursa, mutlaka ikisinden biri zarar görüyor. Bir de çok büyük ve çok geniş kapsamlı. Hiç kimse, bu kadar geniş kapsamlı bir kurumu hakkıyla yönetecek birikimde olamaz.

‘BU KADAR GENCE AYNI MÜFREDATI SUNMAK FACİA’

Milli Eğitim Bakanlığı sizden danışmanlık talep etse, işe nereden başlarsınız?

Bölgelere ve okullara özgürlük tanırdım. Eğitim sistemini, okulları çeşitlendirirdim. Türkiye’nin nüfusuyla birlikte okula giden genç sayısı da arttı. Bu kadar çok ve farklı gence aynı müfredatı, aynı eğitim sistemini, aynı kalıptan çıkmış öğretmenleri, aynı kitapları sunmak ancak bir faciaya yol açabilir. Eskiden sadece belli bir kesimin çocukları okula gidiyordu. O zaman eğitim sisteminin tek elden idaresi büyük sorun teşkil etmiyordu. Bugün öğrenci sayısı 30 milyon! Bu kadar büyük bir kitleye merkezî bir eğitim sistemi sunmak yanlış. Eğitimde çeşitlilik ve rekabet özendirilmeli. Bölgeler arası, şehirler arası ya da okullar arası rekabet iyiliklere vesile olabilir. Mevcut merkezî sistemin olumlu bir sonuç vermediği ve hiçbir zaman da vermeyeceği anlaşılmış olmalı. Rekabet ancak özgürlüğün olduğu bir ortamda var olabilir.

Müfredatın, eğitim anlayışının en tepeden belirlendiği bir sistemde rekabet ortamı oluşamaz. YÖK olmadan, üniversiteler istedikleri gibi öğrenci alabilmeli ve tamamen bağımsız olmalı. Bu özgür sistem mükemmel mi olur? Hayır ama hiç olmazsa iyinin, doğrunun, güzelin önü açılmış olur. Devlet getirdiği özgürlüğü denetleyecek mekanizmalar kurabilir.

Köyde eğitimde nasıl bir sistem uygulanıyor? Gelen öğrenciler bocalıyor mu? Gözlemlediğiniz en önemli sorun-eksikleri ne?

Köyde özgür bir ortam var. Hocaya hiç karışmıyoruz. Vereceği dersi ve eğitim yöntemini kendi seçiyor. Başarı da onun, başarısızlık da. Ama tabii herkes en iyi bildiği konuyu, kendini en rahat hissettiği yöntemle anlattığından sonuç hep iyi oluyor. İlk defa gelen öğrenci bocalıyor tabii. Bocalasın da! Bin beter olsun! Ama bir hafta içinde kendini toparlıyor, bir şeyler anlamaya başlıyor ve çok hoşuna gidiyor. Birden aklına ve zekâsına güvenmeye başlıyor. Kendine geliyor.

‘EVDE KIPIRDAMAYAN ÇOCUK KÖYDE PATATES SOYUYOR’

Orada bulundukları süre zarfında ‘tamir olan’ çocuklar okula dönünce neler yaşıyor? Geleneksel yöntemle çatışma yaşıyorlar mı? İletişiminiz devam ediyor mu?

Yılda 5 bin öğrencinin geldiği düşünülürse, hepsiyle iletişim imkânsız ama yüzlercesi ile iletişimimiz sürüyor. Çok olumlu gelişimler gözlemliyoruz. Birçoğu matematik okumak istiyor. Bir kısmı da fizik gibi temel bilimlere yöneliyor. En önemlisi kendi başlarına 15 gün kaldıklarından birden büyüyorlar, olgunlaşıyorlar. Evinde parmağını kıpırdatmayan çocuk, köyde patates soyuyor, çiçek suluyor, tuvalet temizliyor, bulaşık yıkıyor. En sevdikleri de tuvalet temizlemek! Çünkü en aşağılık, en çirkin iş! Tuvalet temizlemek askere gidip gelmek gibi bir şey. En büyük sınav. Kendileriyle gurur duyuyorlar. Bir de tabii çabuk bitiyor, oysa bulaşık saatler sürüyor!

Küçüklere özel bir program ya da bir sınıf düşünüyor musunuz? Çocuklar köydeki çalışmalara katılma yaşına gelene kadar sakatlanmış olmuyor mu?

Aslında küçükleri rahat bırakmak lazım. Onları matematiğe boğmanın doğru olmadığını düşünüyorum. O yaşlarda, matematikten çok daha önemli olan şey yoğunlaşma kapasitelerini artırmak. Bu da resimle, müzikle, satrançla, kitap okumayla, oyunla olur. Çocuğun kendini kaybedeceği etkinliklerde aktif rol alması lazım. Bir de estetik duyarlılık matematik için çok önemli. O yaşlarda matematik ikinci planda kalmalı. Edebiyat, resim, müzik, spor, matematikten daha önemli olmalı.

Çocukların ödev ve çalışma sistemi nasıl olmalı? İlkokulda örneğin; çocuk özgür mü bırakılmalı yoksa her gün konu tekrarı yapmalı mı? Siz çocukken babanız “hadi oğlum çalış” der miydi?

Çocuğuna göre değişir. Bazı çocukların özgürlüğe ihtiyacı vardır, bazılarının ise zorlanmaya, teşvik edilmeye, baskıya. Ben özgür olmak isteyenlerdendim. Ailem bana bu konuda hiç baskı yapmamıştır ki çok çalışkan bir öğrenci de değildim.

Çalışkan bir gençtim, kendi başıma hep ilgilendiğim şeyler vardı. Resim yapardım, satranç oynardım, kitap okurdum, matematik okurdum, pul koleksiyonum ve kimya laboratuvarım vardı ama Türkiye’de olduğum sürece okulu hiç sevmedim. Okul için hiç çalışmazdım. Sabahlara kadar çalışırdım ama okul için değil. İşte eğitimin özgürleşmesi için bir neden de bu.

Çeşit çeşit çocuk ve genç var. Hepsini aynı anlayışla eğitmek de ne demek oluyor? Ayrıca devlet benim çocuğumun eğitimiyle neden bu kadar ilgileniyor? Tabii devlet eğitimi bir beyin yıkama vasıtası olarak görüyor. Bu hep böyleydi ve kolay kolay değişeceğe de benzemiyor.

‘ÖNCE KENDİNİ KURTAR’ 

Sizin kuşaktaki ‘kendini adama’ kültürü ‘kendini kurtarma’ya evrilmiş olabilir mi?

Herkes önce kendini kurtarmalı çünkü kendini kurtarmadan başkasını kurtaramazsın. Ben toplum için 38’imden sonra çalışmaya başladım; ki biraz fazla erkendi ama koşullar öyle gerektirdi. O yaşa kadarsa sadece aldım! Aldıklarımı şimdi ödüyorum. Gençler şu anda kendilerini kurtarmakla meşguller. Doğrusunu yapıyorlar. Bazen köye ya da vakfa kendilerine göre önemli bağışta bulunmak isteyen gençler çıkıyor. Onları engelliyorum elimden geldiğince. “Bu parayla kendine kitap al, sağlıklı yaşa, iyi çalış, sinemaya, tiyatroya, konsere git, daha donanımlı ol. Büyüdüğünde bunun yüz mislini alacağız senden” diyorum.

‘RAHAT BİR NEFES ALDIK’  

Aldığınız para ödülü motivasyonunuzu artırdı mı? Vakfın ve köyün birikmiş borçlarına mı gidecek, yoksa “Bir süre rahat nefes alabiliriz” dedirtti mi?

Motivasyonum zaten yüksekti. O kadar çok öğrenci başvuruyor ki... Ve gelen gitmek istemiyor. Ayrılık günü “Zaten suyumuz az çocuklar, çiçeklere doğru ağlayın” diyorum! Borcumuz yok. Ayağımızı yorganımıza göre uzatıyoruz. Tamamen Felsefe Köyü’nün inşaatına harcanacak para. Ama bu ödül sayesinde maddi açıdan rahat bir nefes aldık. Bir de tabii, büyük bir endüstri tarafından takdir edilmek var. Bu her şeyden önemli. Varlığımız tescil edilmiş oluyor.

Nesin Vakfı’ndan da söz eder misiniz? Biraz arka planda mı kaldı acaba?

Vakfın geleceği artık benim varlığıma bağlı değil sanki. Oldukça iyi gidiyor. Sistem oturdu. Nitekim yönetimini vakıf mezunlarına, yani oranın asıl sahiplerine bıraktım. Sadece uzaktan, çok ender olarak, ihtiyaç olursa müdahale ediyorum.

Gelirimizin dörtte biri Nesin Yayınevi’nden, dörtte biri kiralardan, yarısı da bağışçılardan geliyor. Ne yazık ki bağışsız yaşayacak seviyeye gelemedik bir türlü ama çalışıyoruz. Umarım ben yaşarken bunu gerçekleştireceğiz. Nesin Vakfı toplumda çok saygı duyulan, çok iyi bilinen bir kurum ama sadece 40-50 öğrenciye sahip çıkıyor. Daha etkili olması gerekirdi. Bunu da sanırım Matematik Köyü sayesinde sağladık.

Sıradaki gündem maddeleriniz neler?

Felsefe Köyü’nün yarısı tamamlandı ve şu an hizmette. Geçen yaz üç haftalık program gerçekleşti. Önümüzdeki yaz neredeyse iki ay boyunca çalışacak. Diğer yarısı bağışları bekler. Matematik Köyü ile yan yana, sınırdaşlar. Aynı altyapıyı paylaşıyorlar. Sanat Köyü’nünse seramik ve cam atölyelerini inşa ediyoruz. Böylece daha fazla genci etkileyeceğiz. Belki size iddialı gelecek ama Türkiye’nin geleceğini şekillendirdiğimizi düşünüyorum. Yarının bilim insanları, yöneticileri, sanatçıları matematik, sanat ve felsefe köylerimizden çıkacaklar.

Köyler birleşip üniversiteye dönüşür mü?

Olabilir ama şu anda bunun için yeterli paramız yok ve sanki hiç olmayacak. Başta nakit 25 milyon istiyorlar. Ama belki bir fen lisesi olabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.