Yol yeşilken geri dönün

Uğur Biryol* / Evrensel

Yeşil Yol denilince özellikle sinemaseverlerin aklına, Tom Hanks’in oynadığı film gelebilir ama ne yazık ki ben filmden geçtim; son yılların en büyük bozgun ve yıkım projelerinden birinin, Karadeniz bölgesinde uygulamaya konulmaya çalışılan ironik isimli icraatına denk geliyor bende. Karadeniz bölgesi son on yılın en gözde turizm merkezlerinden biri haline geldi. Binlerce yıldır çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış bölge; ne yazık ki insanların denizle bağlantısını kesen sahil yolu, taş ocakları, çarpık yapılaşma ve neredeyse her vadiye yapılan HES’lerle yeterince yıpranmışken, şimdi de Yeşil Yol denilen bir projeyle tüketilmeye çalışılıyor. İsmine Yeşil Yol demek Karadeniz’in yükseklerini traşlayan bu yollar için oldukça ironik, ama yaptıranlara sorarsanız bu yol Karadeniz’de turizm potansiyelini arttıracakmış. Geçtiğimiz sonbaharda Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin öncülüğünde Ayder yaylasında Yeşil Yol konulu bir toplantı yapılmıştı ve ben de orada Yeşil Yol garabetini anlatmıştım. (https://www.youtube.com/watch?v=72lejmj4Scs) Ne var ki; o sonbaharda başlayan yol genişletme çalışmaları, şimdi tüm hızıyla kanserli hücre gibi Karadeniz bölgesini sarmaya başladı bile. Bugüne kadar nerdeyse herhangi bir bölgeden bir ses seda çıkmazken, Kaçkarlar’dan nihayet güçlü bir ses yükseldi.

EN BÜYÜK HEDEF KAÇKARLAR MI?

Doğu Karadeniz bölgesinin en önemli turizm merkezlerinden biri haline gelen Kaçkarlar, Fırtına Vadisi için Yeşil Yol projesinde yer alan öneri şöyle: “Çamlıhemşin- Ayder ve Çamlıhemşin- Ardeşen yolları asfalt olup büyük otobüs geçişine müsaittir. Ayrıca Ayder- Çamlıhemşin -Zil kale-Çat yolu asfalt olup Çat köyünden sonra Elevit-Trovit-Polovit-Amlakit-Hazindak- Pokut ve Sal yayla yollarının sanat yapıları yapılmış sağlıklı bir stabilize yol halinde getirilip tekrar Çamlıhemşin Çat köy asfaltına bağlanması ile Ayder çıkışlı günübirlik turlar için ideal bir güzergah temin edilebilecektir. Çat köy- Kale-i Bala bağlantısının da stabilize olarak muhafaza edilmesi önerilmektedir. Ayder- Huser, Avusor, Yukarı Kavrun yolları da sanat yapılı stabilize olarak düzenlenmelidir.” Sanat yapılı yoldan kasıt sanırım şu an Palovit vadisinde uygulanan parke döşeli araç yolları! Bu bakış açısı, Macahel gibi doğal bir yaşam alanı olan Kaçkarlar’ı da tamamen bitirir. Karadeniz bölgesinde turizmin altapısı oluşturulurken, tarihi dokunun korunması, geleneksel mimarinin özendirilmesi ve desteklenmesi, doğal yaşam alanlarında kesinlikle yapılaşmaya izin verilmemesi, gelişigüzel yollar açılmaması, yöre insanını turizmin içine dâhil edecek hamlelerin gerçekleştirilmesi gibi hususlara dikkat edilmesi gerekiyor. Tepeden inme yollar, yükseklerin cazibesini hızla yitirmesine sebep olur, böyle bir coğrafyaya da kimse adım atmak istemez.

Rize’nin Çamlıhemşin ilçesindeki Kavrun ve Samistal yaylaları Yeşil Yol’un tehdit ettiği yaylalardan sadece ikisi. Yaylalar; bölge insanının kadim zamanlardan bu yana kullana geldiği yaşam alanları olarak hala önemini koruyor. Yöre insanlarının yaylalarda evleri ya da barakaları var. Yaz aylarında hayvanlarının ot ihtiyacını karşılamak için yaylalara çıkıyorlar. Aynı zamanda bir arada olup eğlenmek maksadıyla yaylalara gidiyorlar. Yaylalar Hazine’ye ait ve bir kısmı site tabii, bir kısmı ise Milli Park sahası içinde yer alıyor. Elbette bu bağlayıcı kanunlar daha sonra ortaya çıkan durumlar olduğu için; yaylaların ve yaylacıların statüleri tartışma konusu yıllardır. Yaylacılar kendilerine tahsis edilen yaylalarda hayvancılıklarını özgürce yapabilecekler mi yoksa devletin çizdiği sınırlar ve belirlediği kiralarla mı yaşamlarına devam edecekler, bunu zaman gösterecek. Elbette, bu hamlenin kendine göre bir mantığı var. Yeşil Yol projesi bana göre; yayladaki yaşamı yaylacılardan arındırmaya yönelik; daha çok otel veya pansiyon yapılarak, turizmle ilgili daha çok para kazanılmasını amaçlayan bir sistem oyunundan başka bir şey değil. Yıllardır yaylalarına sekiz-on saatlik patika yollardan çıkıp; dört ay boyunca hayvanlarını yükseklerde barındırabilmiş yaylacıların yüzyıllık emekleri, şimdi böylesi saçmasapan bir projeye kurban mı edilecek? Evet, Doğu Karadeniz bölgesinde birçok yaylaya araç yolu bulunuyor ve şimdi herkes bu yollardan istifade ediyor, fakat Yeşil Yol, bir yayla yolu projesi değil; daha kapsamlı ve geniş bir yıkım projesi. İkibin metrelik rakımlarda yedi metre genişliğinde yollar yapılmak istenmesini başka türlü nasıl izah edeceğiz?

Artık dillere pelesenk olmuş “ekoturizmin” yüksek kesimlerden yol açılarak yapılabileceği kestiriliyor besbelli. Ancak en baştan söyleyelim ki, mevcut uygulamalar kazın ayağının pek de öyle olmadığını gösteriyor. Şu anda Karadeniz bölgesinde yolu açılan yaylaların büyük bir kısmının betona teslim olduğunu, turistikleşmenin getirdiği kalabalığı kaldıracak bir altyapıya sahip olmadığı için yaylaların (Uzungöl, Ayder örneklerinde olduğu gibi) hızla yapılaştığını görmemek için hayata tozpembe bakıyor olmak gerekiyor. Ne yazık ki kitle turizmiyle bölgeye daha fazla ziyaretçi çekmeye çalışmak, otantik yayla dokusunun daha da bozulması anlamına geliyor ki, yaylalardaki kirlilik bunun en bariz kanıtı.

BETONA GÖMÜLMÜŞ KARADENİZ’DE YEREL MİMARİ?

Projeye göre, “800 kilometre uzunluğunda yayla yolu yapılacak ve bu yollarla yaylalar birbirine bağlanacak. Ayrıca ‘Yeşil yol’ güzergâhı boyunca yöresel mimariye uygun yayla evleri yapılacak. Yayla evleri konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile özel sektör birlikte çalışacak. Karadeniz’in doğasına uygun olmayan yapılara ise izin verilmeyecek. Karadeniz turizmini canlandırma projesi kapsamında Karadeniz sahil yoluna alternatif bir otoyol yapılması ve Samsun-Sarp arasında bir tren yolunun mümkün olup olmadığı da gündeme geldi. İlgili bakanlar bu konuda çalışma yaptıktan sonra kısa sürede projelendirme aşamasına geçileceği belirtildi” haberleri de gündemde. Ancak tüm bunların uygulanması halinde bırakın Karadeniz’in turizm potansiyelini arttırmayı, Karadeniz’e herhalde bugüne kadar yapılmış kötülüklerin en büyüğü yapılmış olacak. Karadeniz bölgesindeki vadileri HES’lerle kurutmak yetmiyormuş gibi, derelerin ana kaynaklarının bulunduğu buzul gölleri seviyelerine kadar yolları çıkartmak, onları birbirine bağlayarak denetimsiz, kontrolsüz geçişlere zemin hazırlamak olsa turizmi öldürür. Çünkü bölgeye gelen insanların tamamının arabalarıyla gezmek istediğini düşünmek oldukça yanlış. Keşfetmek için alternatif yollar önerilmeli, rehberlik müessesi geliştirilmeli ve coğrafya insanlarıyla gelen misafirlerin teması sağlanmalı, bu hakiki anlamda bir turizm olur. Bu yolların hemen hepsinin tarihi taş döşeli patika ve orman yollarının tam üzerinden geçirilmesi ise ayrı bir handikaptır.

YAYLACILIK TASFİYE EDİLİYOR, MERA ALANLARI TURİZME AÇILIYOR

20 yıldır Bukla Tur’un Kaçkarlar’da ve Karadeniz’de faaliyet gösterdiğini göz önüne alarak, işin uzmanı Bülent Saraloğlu’na Yeşil Yol’u sorduk, oldukça dertli ve hayli tepkili olan Saraloğlu şunları söyledi: “DOKAP kontrolörlüğünde yapılan bu projenin sahibi yok. Kime sorsanız ‘Biz koordinasyon yapıyoruz’, ‘Biz projesini hazırlıyoruz’, ‘Biz onu bilmeyiz’, ‘Bizim bilgimiz yok.’ Projenin sahibi yok. Muhatap yok. Çemkireceğimiz kapı yok. DOKAP diyor ki, “Yaklaşık 570 milyon liraya mal olacak bu proje. Zaten yayla yolları mevcut. Bunları iyileştirme yapacağız. Sadece 40 kilometre yeni yol yapılacak.” Soruyorum: Sadece Kaçkar dağlarında Rize sınırları içinde açılan yolların kilometresi şimdiden 40’ı geçti. Kimi kandırıyorsunuz? Sadece 40 kilometresi yeni yapılacaksa bu 600 milyon nereye gidecek? Küplere doldurup yola mı gömeceksiniz? Zaten mevcut yollar varsa 570 milyon harcamak hangi akla hizmettir? Bu yollar kaç ay açık tutulacak ve bu yollara yapılan masrafın nasıl geri dönmesi bekleniyor? Bu yollardan işleyecek 3-5 araba ile geri dönmez. Başka planlar mı var? Meraların imara açılması gibi? Türkiye’nin birçok bölgesinde özellikle HES’lere karşı verdiği mücadele ile bilinen avukat Yakup Okumuşoğlu da Yeşil Yol’un bir katliam projesi olduğu görüşünde: “Bu yol Ünye’den Yusufeli’ye kadar yaklaşık 1500 km uzunluğunda ve ortalama 2000 metre kotlarından geçecek bir yol. Güzergâhı üzerinde doğal sit alanları, milli parklar var. Yol, en başta doğanın kendini yenileme imkanı olmayacak kadar yüksek rakımlardan planlanmış. Bu yüksekliklerde doğa kendini rehabilite edemez. Biyolojik çeşitlilik bu yüksekliklerde son derece hassastır. En küçük değişimin etkisi insan ömründen çok daha uzun süre bu alanlarda maalesef görülecektir. Bu yüksekliklerde habitatlarda parçalanmanın neden olacağı çevresel etkiler ise ne yazık ki kimsenin umurunda değil. Bir ÇED süreci bile yürütülmeden harita üzerine cetvelle çizdikleri bir yolu planlayan bir akıl dışılıkla karşı karşıyayız. Önce Karadeniz’i kayadeniz yaptılar, sonra vâdileri HES’lerle çöplüğe döndürdüler, şimdi de bugüne kadar elleyemedikleri dağları parçalayacaklar. Bu yol ile ne yazık ki orman, mera, göl, dereler, milli park ve doğal sit alanları geri dönüşü olmayacak şekilde zarara uğrayacak.”

*Yazar, tur rehberi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.