Gitme turnam gitme

Binlerce yıldır yan yana yaşadığımız turnalarla birbirimize öylesine bağlandık ki, biz onlardan esinlendik, onlar bizlerden; şarkılarımızda onlardan söz edip kederimizi onlarla paylaştık. Ancak telliturnanın 10 yıldır üreme kaydı alınamıyor. Anadolu dağturnasını ise henüz keşfetmişken yok ediyoruz... Doğa Derneği’nden Ferdi Akarsu, bu kadim topraklarda turnayla insan ilişkisini Atlas okurları için yazdı.

ATLAS (kesfetmekicinbak.com)

Yazı: FERDİ AKARSU

Fotoğraflar: CEREN TUNCER

Enlerin peşinde koşarken en basit gerçekleri göremiyor, en doğal çıkarımları yapamıyoruz. Üretilen onca bilgiye güvenemez hale geliyoruz. Ve insan, sonunu göremediği, çatallanarak genişleyen bu bilgi deryasında yolunu kaybediyor. Ama yine de bir şeyler var, parçalanmaya karşı varlıkları birlikte tutan, bağlar kuran; ideolojilerin, dinlerin, ırkların üzerinde bir şeyler. Turna, örneğin.

Somut bir varlık olarak kuş türlerinden biri. Ama bir kuştan öte bir ilham kaynağı; şarkılarda, dövülen harmanda, semada, masallarda ve yaşamsal ritüellerde. Rumi’nin sema yolunda dönmesine ilham veren, Yörük’e göç zamanıdır diyen, âşığa türküyü yaktıran ve Alevi’yi semaha durduran turna...

Bilimin bir canlı türü olarak tanımlamasından binlerce yıl önce, Göbeklitepe’de, sütunların üzerine işlenmişti bile. Anadolu doğasının ve kültürel birikimimizin önemli öğelerinden biri olmasına rağmen, on binlerce yıl önce tanıdığımız turnayı günümüzde reddediyoruz. Dahası yok ediyoruz! Sadece bir kuş türünü yok ettiğimiz yanılgısıyla. Nasıl mı?

İnsanın entelektüel üretimi ile doğal değerler birbirine bizim düşündüğümüzden daha kuvvetli bağlarla bağlı. Yani böbürlenmeyi çok sevdiğimiz sanatsal üretimlerimizin, kültürel ve dilsel zenginliğimizin asıl kaynağı doğa. Bilim insanları bu savı doğrulayan çok sayıda kanıt ileri sürüyor. Yüz binlerce yıldır insan hayatta kalmayı başardı ve dünyanın hemen her yerine yayılarak kültürel farklılıklar gösteren topluluklar oluşturdu. Bu süreci sadece uyum sağlayarak değil, çoğunlukla yaşadığı ortamı kendi ihtiyaçları doğrultusunda değiştirerek de gerçekleştirdi ve o ortamda yaşayan varlıkların evrimsel süreçlerini de etkiledi. İnsan çevresinde yaşamayı başarabilen canlı türleri, neslini sürdürebildi.

Araştırmacılar bu ilişkiyi belirlemek için biyolojik çeşitliliğin zengin olduğu alanlar (Sıcak Noktalar-Hot Spots) ile dil sayısının fazla ve yerli halkların yoğun olarak yaşadığı bölgeleri karşılaştırdı. Çalışmada bu alanların yüzde 70’inin örtüştüğü ortaya çıktı. Bu bilgiyi destekleyen bir diğer olgu da canlı türlerinin yok oluşu ile kültürel-dilsel öğelerin kayboluşu arasındaki ilişki. Günümüz yüzyılında geçmiştekinden 1000 kat daha fazla canlı türünün yitimini, yüzde 50-90 oranla diller izliyor. Dilsel zenginliğin yüzde 80-90’ını yerli dillerin oluşturduğunu düşünürsek kültürel bir yok oluştan da söz etmek iddialı olmaktan çıkar. Yani kültürel zenginliğin devamlılığı biyolojik çeşitliliğin ve doğal değerlerin sürekliliğine bağlı.

Turna, insanın entelektüel üretimi ve kırsaldaki gündelik yaşam pratiklerini en çok etkileyen canlı türlerinden. Osmanlı İmparatorluğu’nda saray ve çevresindeki klasik şiir, günümüzde ise popüler sanatçıların seslendirdiği, turnayı anlatan şarkılar saray ve kent halkının ondan etkilendiğini gösteriyor. Öyle ki TRT halk müziği repertuvarında, öznesi sadece turna olan 50 civarında türkü bulunuyor. Bununla birlikte Anadolu’da çok sayıda, içinde turna geçen yer adı bulunuyor. Kırsalda etki sadece entelektüel üretimle sınırlı kalmamış, yaşamsal bağlar kurulmuş turna ile insan arasında. Örneğin Hazreti Ali’nin diğer bir ismi de Turnalar Şahı Hz. Ali’dir. Bu sıfat Hz. Ali’nin sesinin çok güzel olduğu ve kulağa hoş geldiği anlamında kullanılmaktadır. Cem semahlarından birinin adı da “Turna”dır. Bunun gibi dünyanın birçok yerinde de dini bir simge turna.

Din dışında, tarım gibi gündelik yaşam pratiklerinde de yine turnayı görüyoruz. Aslında tersinin olması pek olası değil. Şöyle ki, insan tarihi boyunca su kaynaklarına ve sulak alanlara yakın yerlerde yaşadı. Dolayısıyla kültürel üretimlerinde ve yaşam ritüellerinde göller, nehirler ve buralarda yaşayan canlılar hayatının bir parçası oldu. Sulak alanda balık tutup avlandı, hayvanları sazlıkta otlattı. Yüzmeyi öğrendiği gölde turna çiftinin, yavrularına ilk adımlarını attırdığını gördü. Doğanın uykuya daldığı güz aylarını, turnaların toplanıp göç etmesi ve kışın bitiminde doğanın yeniden canlanmasını turnanın gelip dans etmesiyle ilişkilendirdi. Turnalar da yuva yapacağı zamanı köylünün ekin takvimine göre belirliyordu. Ekinler biraz boylanınca yavru yumurtadan çıkıyordu. Ebeveynleri ile beraber olduğu dokuz hafta boyunca uçamıyor, tehlikeler karşısında kaçarak hayatta kalabiliyordu. Ekinlerin iyice boylanması turna yavrularına hem yılan, fare ve böcekler gibi besinlere ulaşma imkânı, hem de saklanma olanağı sağlıyordu. Çiftçinin tarımsal açıdan zararlı gördüğü canlıların aşırı çoğalmasını da böylece engellemiş oluyorlardı. İnsan ve turnanın ortak takviminde hasat, yavru turnanın artık uçma zamanı demekti.

Dünyada 15 farklı turna türü bulunuyor. Bu türler arasında turna ve telliturna Türkiye’de de görülen türler. Telliturna (Grus virgo) geçmişte Anadolu ovalarında üremesine rağmen 10 yıldır üreme kaydı alınamıyor. İlkbahar ve sonbahar göçü sırasında özellikle Orta Anadolu’da Tuz Gölü Havzası’nda görülebiliyor. Turna ise sazlık alanlarda yaşamayı tercih edip Türkiye’de yıl boyunca gözlemlenebiliyor. Anadolu’da çoğunlukla Doğu Anadolu’da özellikle Sivas ve çevresinde, seyrekde olsa Orta Anadolu’da Yeniçağ Gölü, Orta Karadeniz’de Samsun Kızılırmak Deltası ve Toroslar’da Girdev Yaylası’nda ürüyor. Kışın göç eden turnalar, başta İsrail olmak üzere Çukurova’da, Seyhan ve Ceyhan deltalarında kışlıyor.



Turnalar üzerinde çalışan bilim insanları 2009’da Anadolu’daki turnanın Avrupa, Rusya ve Asya’dakilerden farklı bir alttür olduğunu keşfetti. Ekibimizin 2010 yılından beri sürdürdüğü çalışmalarda, bu yeni alttürün tüm dünyadaki üreyen çift sayısının 20’nin altında kaldığını anladık. Üreme bölgesi Anadolu, Gürcistan, İran ve Ermenistan ile sınırlı olan bu yeni alttürün, kış aylarında nereye gittiğini hâlâ bilmiyoruz.

Tüm üreme bölgelerinde gerçekleştirdiğimiz çalışmalarda, bu 20 çiftin 12’sinin Anadolu’da, kalanların ise diğer ülkelerde bulunduğunu tespit ettik. Bilim insanları bu yeni alttüre Anadolu dağturnası (Transcaucasian Eurasian Crane-Grus grus archibaldi) ismini verdi. Anadolu dağturnası yaygın alttür kırmızı başlı turnadan, morfolojik olarak kafasının üstündeki siyah leke,  coğrafik olarak ise Transkafkasya bölgesinde ve dağlık bölgelerde bulunması ile ayrılıyor. Bu yeni keşif bilimsel açısından son derece büyük bir gelişme olsa da çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor. Dünya Canlı Türlerini Koruma Federasyonu’nun (IUCN) küresel ölçekte canlı türlerini değerlendirdiği Kırmızı Liste (Redlist) kategorilerine göre Anadolu dağturnası “Yok Olmak Üzere” konumunda. Yani Anadolu’da yeni turna alttürünü henüz keşfetmişken aynı anda yok ettiğimizi görüyoruz.

Ve yok oluş her geçen an devam ediyor. Erzurum Ovası’nda 2009 yılında ürediğini tespit ettiğimiz bir çift, ovada sanayi ve madencilik faaliyetlerinin başlamasıyla artık yok. Ardahan Putka Gölü’nde 2010 yılında bir yavrusuyla gördüğümüz çift, gölün yanına inşa edilen üniversite kampusu nedeniyle yok oldu.

Doğa Derneği ve Dünya Turna Federasyonu’nun birlikteliğinde 2010’dan beri yürütülen turnanın biyokültürel açıdan araştırılması, turnayı yok eden asıl etmenin hâkim merkez kültüre öykünmeden kaynaklı kültürel tek tipleşme olduğunu bilimsel olarak ortaya koydu. Aşırı otlatma, konvansiyonel tarım, batıya ve kırsaldan kent merkezlerine yoğun göç dalgası, yerleşim ve sanayi baskısı, kalkınma hamleleri gibi tehditler aslında Anadolu’nun yok olmakta olan doğa ve insan birlikteliğinin işaretleri. Bugün Anadolu’da üreyen son 12 çift turnanın 9’u, turnayı hayatlarının hâlâ merkezinde gören Sivas çevresindeki Alevi-Bektaşi köyleri çevresinde yaşıyor. Ne gariptir ki TRT repertuvarında bulunan 45 turna türküsünden yedisi Sivas’tan.

İnsan ve doğanın binlerce yılda harmanlandığı Anadolu’da, ne orman sadece orman, ne türkü sadece türkü, ne de turna sadece turna. Hal böyle olunca, yok ettiğimiz varlığın sadece turna olmadığı gerçeğiyle hesaplaşmamız gerekiyor. Hayatı anlamak yönünde yolumuzu kaybettiğimiz şu günlerde, turna gibi bağlar kurduğumuz türlerin varlığı daha bir önemli şimdi. Çünkü yok etiğimiz şey sadece turna değil topyekûn bir Anadolu olacak, aksi takdirde kazanacağımız da!

FERDİ AKARSU, Doğa Araştırmacısı ve Doğa Derneği Bilim Danışmanı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.