Nuray Mert: HDP'nin demokrasi mücadelesine köstek olmayalım

Nuray Mert, Cumhuriyet'teki köşesinde, tartışma konusu olan Can Dündar imzalı "HDP dışardan desteğe sıcak" başlıklı habere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın da eleştirdiği ilgili haberi eleştiren gazetenin yazarı Nuray Mert, manşeti yadırgadığını belirterek, "Kötü niyet söz konusu değilse de, unutmayalım ki ‘Cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşenebilir’" dedi.

Mert'in, "HDP'nin demokrasi mücadelesine köstek olmayalım" başlıklı yazısı şöyle:

Yazdığım gazetelerin manşetlerine karışma hakkını kendimde görmem, ama bağımsız biri olarak, tepki gösterme hakkımın olduğunu düşünüyorum. Bu meyanda, gazetemizin çarşamba günü “HDP dışardan desteğe sıcak” manşetini en az HDP’liler kadar yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. “En az HDP’liler kadar” diyorum, çünkü manşete konu olan Demirtaş’ın Adıyaman mitingi ertesinde, Cumhuriyet gazetesi ile yaptığı röportaj-sohbette ben de vardım. Yazdığım kısa izlenim yazısında da belirttim, Demirtaş ile yaptığımız yemekli görüşme sohbet havasında geçti; zaman zaman ikili sohbetlere daldık, belki o esnada Demirtaş’ın genel siyaset üzerine yaptığı yorumlardan manşete konu olan yorumu çıkarmak mümkün idi, bilemiyorum.

Bence asıl önemli olan, sohbet içinden çıkan bu “izlenimin” manşete taşınması; kötü niyet söz konusu değilse de, unutmayalım ki “cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşenebilir”. Mevcut siyasi atmosfer dikkate alındığında böylesi bir “izlenim”in, HDP’ye yönelik kuşkucu bakışı pekiştireceği bilinmek gerekirdi. Tam da bu nedenle, manşeti tartışmaktan ziyade daha faydalı bir iş yaparak, HDP’ye karşı kuşkucu bakış üzerine birkaç kelam etmek istiyorum.

Yok, “Bazı siyasi parti, görüş, çevreler ve münhasıran HDP sorgulanmadan övülsün, desteklensin” demiyorum.

İki yönlü kıskaç

HDP konusunda asıl sorun, bu parti ne yaparsa, ne söylerse söylesin, iki yönlü bir kıskacın baskısından kurtulamaması. Şöyle ki: Bir yandan iktidar partisi, başkanlık sistemine açık muhalefetinden dolayı HDP’ye karşı, demokrasi sınırlarını fazlasıyla zorlayan bir karalama kampanyası sürdürüyor. İş iktidar partisi ile kalmıyor, bu kampanyanın başını Cumhurbaşkanı çekiyor; yani bir siyasi parti, doğrudan devlet baskısına maruz kaldığı bir seçim süreci yaşıyor. Diğer taraftan, tüm bunlara rağmen muhalefet çevreleri, HDP’nin iktidar partisi ile gizli bir ittifak yürüttüğü paranoyasını bir türlü terk edemiyor.

Kürt siyasetinin, müzakere sürecine ilişkin dikkatli tutumunun, bu kuşkuyu canlı tuttuğu ileri sürülebilir. Keşke, bu konuyu kuşku zemininde tutmaktan ziyade, doğru dürüst tartışmayı başarabilseydik, olmadı. O halde şimdilik kısa bir iki not düşmekle yetineyim: Birincisi, Kürt siyasetinin müzakere masasında ısrar etmesinin, iktidar ile ittifak değil, bir zorunluluk olduğu gerçeği. İkincisi, Kürt siyasetinin bu ısrarının kıymetinin bilinmesi zorunluluğu; Kürt siyasetinin demokratik zeminde mücadele etme gayretine köstek değil, destek olmak gerekliliği. Hal böyle iken muhalefet cephesi müzakere sürecine uzak durmayı tercih ediyor, sonra da “neden iktidar ile müzakere ediliyor?” diye sorguluyor.

Daha ne yapsınlar?

Affedersiniz ama mevcut şartlarda Kürtlerin kiminle müzakere etmesini bekliyordunuz? Veya müzakere yerine çatışma siyasetine mi dönselerdi, daha mı iyi olurdu? Şimdi, iktidar kanadının “müzakere sürecini başkanlık pazarlığına rehin alması”na rağmen, HDP, Kürt siyaseti, başkanlık sistemine açıkça karşı çıkıyor, sizi inandırmak için daha ne yapsınlar? Doğrusu ben HDP’nin tavrının daha ötesinde, muhalefetin bir gerçeği daha anlamasında fayda olduğunu düşünüyorum.

Bu gerçek şu: Kürtler ile bir barış, uzlaşma olacaksa, bu, iktidar veya değil geniş sağ-muhafazakâr kesimi içine almak zorunda. Şu anda asıl sorun, iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı’nın ılımlı, demokrat sağ-muhafazakârlıktan, otoriter, milliyetçi-dinci-mezhepçi bir yöne savrulmuş olması, yoksa, bu ülkede gerek Kürtler ile, gerek daha genel çerçevede demokratik siyaset ve toplumsal barış, sağ-muhafazakârlığı dışlamak değil, içermek durumunda.

İktidarın Kürtler ile barışı, sol muhalefeti dışlayarak gerçekleştirme gayreti de toplumsal barış açısından başarısızlığa mahkûm, muhalif çevrelerin muhafazakârların içinde olmadığı bir Kürt meselesi çözümü temennisi de son derece isabetsiz.

Şu anda birincil meselemiz, bu ülkede yaşayan, iktidar partisini sorgusuz sualsiz destekleyenler dışındaki herkes için tam bir cehennem senaryosu olacak, despotik bir gidişata karşı topyekûn demokratik muhalefet seferberliğini başarmak. İktidar, demokratik dirençleri sindirmek, susturmak konusunda elinden geleni yapıyor, ama asıl sorun muhalefet çevrelerinin böylesi bir demokrasi seferberliğinin gereklerini hâlâ kavrayamamış olması.

Bu kavrayışsızlık, iktidarın genelde otoriter rejim inşası, özelde ise HDP’ye karşı yürüttüğü sindirme kampanyasına su taşımaktan başka işe yaramayacak, haberiniz olsun. İster CHP’ye, ister HDP’ye oy verin, ama lütfen asıl büyük tehlikeyi görmezden gelecek işlerden uzak durun.

NE OLMUŞTU?

Demirtaş, önceki gün tartışma konusu olan haberi yalanlamış, “Görevimiz AKP’ye ne dışarıdan, ne içeriden destek vermektir, AKP’nin burnunu sürtmektir” demişti.

İzlenimi kaleme alan Can Dündar ise dün Demirtaş’a karşılık olarak manşetlerinin kendi izlenimi olduğunu belirtmiş, “Bu gazeteyi bilenler, kötü niyetle manşet atılmayacağını bilir. Bir izlenimin manşet olması siyasi soruna yol açtıysa, 'İzlenim sahibinin yorumudur' denilip geçilebilirdi. Biz, tanıklarımıza da güvenerek 'izlenim'imizden 'rücu' etmeyelim” diye yazmıştı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.