Demirtaş'tan gündeme ilişkin önemli açıklamalar

HDP Eş Genel Başkanı Selahhatin Demirtaş, Kobanİ'de 40 günü aşkın devam eden savaşı, Kürt siyasi hareketlerinin Duhok'ta bir araya gelerek Rojava'ya ilişkin kararlar almasını, 6-9 Ekim Kobani protestolarını ve sonuçlarını, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın 'çözüm süreci' kapsamında oluşturulmasını istediği 5 kişilik sekreteryaya ilişkin hükümet tarafından yapılan açıklamaları ve bölgede yaşanan son gelişmeleri Dicle Haber Ajansı'ndan (DİHA) Ömer Çelik ve Yasin Kobulan'a değerlendirdi.

'HALKIN TEPKİSİ KOALİSYON GÜÇLERİNİ VE TÜRKİYE'Yİ TEŞHİR ETTİ'

İç ve dış siyasette önemli etkilere yol açan Kobani'ye dönük saldırılar ve bu saldırılara karşı halkın sokaklara çıkarak gösterdiği tepkileri değerlendirerek sözlerine başlayan Demirtaş, koalisyon güçlerinin Kobani etrafındaki IŞİD mensuplarını vurmaya yanaşmaması, Türkiye'nin de Kobani'ye sahip çıkma konusunda son derece 'lakayıt', 'duyarsız' kalmasının halkta bir tepkiye yol açtığını vurguladı.

Bu tepkinin yol açtığı halk hareketinin bütün dünya kamuoyunun bu konuya daha dikkatli bakmasına vesile olduğunu söyleyen Demirtaş, bu tepkinin aynı zamanda sıcak çatışma bölgesinde IŞİD mevzilerini vurmayan 40 ülkenin bir araya gelerek oluşturduğu koalisyon güçlerini ve IŞİD'i terör örgütü ilan edip, koalisyonla birlikte hareket etme sözüne rağmen Kobani'ye destek vermeyen Türkiye'yi teşhir ettiğine vurgu yaptı.

Demirtaş, bugüne kadar takip edilen politikalarında kırılmalara yol açan bu teşhir ile birlikte AKP Hükümeti'nin mecbur kalıp, zorlanarak Kobani-Rojava politikasını bütünüyle yeni ve olumlu olarak değerlendirilemese de değiştirmek zorunda kaldığını ifade etti.

'BÜTÜN DÜNYA ARTIK KOBENÊ'DE OLUP BİTENLERİ TAKİP EDİYOR'

Bu süreçte kendilerinin de yaptıkları görüşmelerde siyaset olanak ve imkanlarıyla bütün bunları herkese anlatmaya çalıştıklarını, halkın Kobani'ye dair sahiplenmesinin güçlü şekilde ortaya konulmasıyla birlikte ise bütün dünyanın Kobani'de olup bitenleri daha yakından izlemeye başladığını kaydetti.

Demirtaş, Kobani protestoları sonrası AKP hükümeti ve hükümete yakın yayın organlarının, çıkan olayların sorumlusu olarak HDP'yi hedef tahtasına oturmasının altında yatan nedeni de yine "Koalisyon güçleri ve Türkiye'nin IŞİD politikalarının teşhir olması" olarak gösterdi.

'AKP KAYBETTİĞİ SİYASİ MEVZİYE KARŞILIK BİR FATURA ÖDETMEK İSTİYOR'

AKP Hükümeti'nin kendisini zorlayan bu tutuma karşı bir yandan halkı hedef alıp, bir yandan da partilerine, eş başkanlara ve kendisine siyasi bir fatura çıkararak psikolojik savaş yürüttüğünü söyleyen Demirtaş, bunun nedenlerini ise şöyle sıraladı:

"Bunun siyasi maliyetini kendi cephesine artı olarak yazdırabilmek, genel seçimlere giderken HDP'yi yıpratmak ve HDP'yi Türkiye genelinde siyaset yapamaz hale getirmek istediler. Tek nedeni bu değil elbette ki, fakat özellikle psikolojik savaşın bizim üzerimizden yürütülüyor olmasının altında yatan en önemli neden belki de buradan bir siyasi kazanım elde etmek. Yani AKP kaybettiği siyasi mevziye karşılık bir fatura ödetmek isteyerek, yeni bir siyasi mevzi kazanmak istedi. Bu da HDP'yi yıpratarak, şahsımıza dönük saldırılarla gerçekleştirmeye çalışıyor.

"Hükümetin ve hükümete yakın medyanın HDP'ye yönelik saldırıda kullandığı argümanların başında gelen Kobani protestoları ve bu protestolarda hayatını kaybedenler oldu. Polis, asker, korucu ve Hizbulkontra-HÜDA-PAR üyelerinin saldırıyla şiddetlenen olaylarda birçok insan devlet kurşunu ve sivil-faşist odaklarca katledilmesine rağmen hükümet bunu sadece birkaç isim üzerinden siyasi malzeme haline getirdi. Devlet kaynaklı şiddet ve ölümler ise gözardı edildi."

Sokakta katledilenlerin büyük bir kısmının kendi partilerinin sempatizanı, üyesi, çalışanı ve kitlelerinden olduğuna işaret eden Demirtaş, her ne kadar bu yönlü propagandaları yapılsa da devletin bu ölümlerin ne talimatını, ne örgütlemesini ne de teşvikini kendilerinin yapmadığını çok iyi bildiğini söyledi.

45 KİŞİNİN ÖLMESİNİ SİYASİ RANT İÇİN KULLANILDI

HDP olarak böyle bir politikalarının hiçbir zaman olmadığının altını çizen Demirtaş, "Demokratik siyaset, kontrolsüz bir şiddet, insanların bir birini öldüreceği vahşi katliamların yaşanabileceği çağrının içinde de olmaz, örgütlemesinin içinde de olmaz. Hayatını kaybedenlerin içinde evet, HÜDA-PAR'lı olanları var, HDP'li olanı var veya yani doğrudan siyasetle alakası olmamasına rağmen kimin öldürdüğü belli olmayan insanlar var. Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye Cumhuriyeti devletinin 4 tane istihbarat örgütü var. MİT, Genelkurmay, jandarma ve emniyet istihbarat örgütleri. Bunların bütün bu olup bitenleri bilmiyor olmasının imkanı yok. Yani HDP'nin bir istihbarat örgütü yok. Yine bu cinayetlere karışan kişilere ilişkin bir gözaltı bile yok. Mesela, Antep'te eli palalı, silahlı kişiler yürüyüş yaptı. Orada 5 insan katledildi. Bunların sorumlularını bulmak çok mu zor?. Bunları bulup kamuoyu önüne, yargı önüne çıkarmak yerine bütün sorumluluk HDP'nin, bu çağrıyı yapanların deyip, bu işi de kendi açılarından bir siyasi kazanıma dönüştürmek istiyorlar. Faturayı HDP'ye keserek kendi sorumluluklarını ortadan kaldırmaya dönük bir psikolojik savaş yürüttüler" ifadelerini kullandı.

'SOKAK İNFAZLARI YASAL HALE GETİRİLECEK'

Demirtaş, Kobani protestolarını siyasi rant haline getirmekle suçladığı AKP Hükümeti'nin başvurduğu ilk yolun ise polise daha geniş yetkiler getiren "Güvenlik Yasa Tasarısı" hazırlayıp Meclis'e getirmek olduğunu söyledi.

Tasarının, hükümetin en tedirgin olduğu şeyin halkın demokratik tepkilerle taleplerini ortaya koyması olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Demirtaş, "Demokratik tepkileri engellemek için elindeki tüm imkanları kullanan devlet ve devlet güçlerinin yetkileri çok mu sınırlıydı?" sorusunu yöneltti. Sorduğu soruya yine kendisi "Hayır" yanıtını veren Demirtaş, tasarıyı şu sözlerle tanımladı: "Zaten güvenlik güçleri ister yasada olsun olmasın, sonuna kadar her türlü şiddeti, hukuksuzluğu kullanıyorlardı. Sanki bu yasalar çıkınca devlet çok güçlü bir güvenlik konseptine kavuşmuş gibi bir yanılsama da yaratıyorlar. Aslında zaten devlet, sınırsız bir şiddet örgütüdür. Bu şiddeti kullanırken de yasayı, anayasayı, evrensel hukuk kurallarını hiç tanımıyor. Bu güne kadar tanıdı mı ki? Ama bu yasaları çıkararak biraz daha toplum üzerinde tedirginlik uyandırmak, korku, panik uyandırmak ve mümkünse sokaktaki infazların yasal, hukuki dayanağını oluşturarak, Başbakanın çağrılarında olduğu gibi işte yüzünü kapatanı, elinde molotof olanı 'vur' emri vererek, bunu bizzat yasal gerekçesini oluşturulmaya çalışılıyor. Kendi güvenlik güçlerini biraz daha cesaretlendirme hamlesidir bu."

'HİÇBİR YASA, HİÇBİR ZOR GÜCÜ, DÜNYADAKİ HİÇBİR HAKLI HALK HAREKETİNİ DURDURAMAZ'

Bu tür "Güvenlik Yasa Tasarı"larının otoriter, baskıcı, tekçi devletlerin temel özellikleri olduğu da kaydeden Demirtaş, "Asıl bu tür halk hareketlerinden sonra yapılması gereken iş, güvenlik tedbiri almak değildir. Demokratik devletler veya demokratikleşmek isteyen devletler, bu gibi halk hareketlerinden ders çıkarırlar, iyi sonuçlar çıkarırlar, halk neyi istiyor, demokrasi eksikliği nerededir. Dolayısıyla halkın reflekslerini giderecek reformlar yapalım diye bir tutum içerisine girmelidir. Ama Türkiye'de bir yanda demokratik çözüm süreci, demokratikleşme hamleleri tartışılırken, güvenlikçi bir bakış açısıyla güvenlik tedbirlerini arttıran devletin zor gücünü, tekelini güçlendiren bir yönelime girdiler. Bu AKP'nin aslında geçmiş hükümetlerden farklı olmadığını, meselelere sadece güvenlik tedbirli yaklaştığını gösteren önemli bir örnekti. Kobanê olayları sonrası, Kobanê direnişi sonrası yapılması gereken şey, bu halk, bir isyanını bir itirazını, bir talebini ortaya koyuyor. Halk sokağa bir talep için çıkıyor, zevk için çıkmıyor. Şimdi sen onu zorla, baskıyla bastırmaya çalışırsan başka bir yerde patlak verecek. Bunu durdurmanın imkanı yoktur. Hiçbir yasa, hiçbir zor gücü, dünyadaki hiçbir haklı halk hareketini durduramamış bu güne kadar. Bunun yüzlerce binlerce örneği var" diye konuştu.

KÖKLÜ DEMOKRATİKLEŞME REFORMU ÇAĞRISI

Toplumun hemen hemen bütün kesimleri var olan sorunlara çözüm üretilmesini beklerken AKP'nin Kürt sorununun çözümüne ilişkin tutumuna dikkat çeken Demirtaş, bütün bu süreçten köklü demokratikleşme reformlarıyla çıkılamaması halinde Türkiye'yi hem içerde hem de dışarıda zora sokacak bir baskı dönemi başlayacağı uyarısında bulundu.

Demirtaş, bu durum demokratik çözüm sürecinin ruhuna da ters olduğu için, çözüm sürecini de bitme noktasına getireceğini söyledi.

'AKP KENDİNİ YENİ TÜRKİYE'NİN İNŞASININ MÜTEAHHİTİ OLARAK GÖRÜYOR'

Bu uyarıları AKP hükümetine her defasında yaptıklarını fakat hükümetin demokrasi ve özgürlükten anladığı şey ile kendilerinin anladıklarının aynı şey olmadığını dile getiren Demirtaş, bu durumu ise "Hükümet kendini koruyacak, güçlendirecek, kendi iktidarını, kendi egemenlik tekelini daha da perçinli hale getirecek değişimi demokrasi olarak görüyor. Yani AKP Hükümeti kendini koruyabiliyorsa Türkiye ilerliyor demektir. Çünkü yeni Türkiye'nin inşasının müttahiti olarak görüyorlar kendilerini. Dolayısıyla müttahiti korursan, inşaatı da korursun anlayışıyla sürekli kendilerini koruma altına alan, toplumu korumak yerine sürekli devleti, iktidarı güçlendiren bir anlayışla aynı kısır döngü içerisinde dönüp demokratikleşme adı altında tekrardan baskıcı devleti inşa etmeye doğru gidiyorlar. Bu özgürlük ve demokrasiden ne anladığınızla ilgili bir mevzudur. AKP'nin bakış açısı, paradigması, dünyayı okuma şekli, özgürlüklere, demokrasiye ilkelere yaklaşımı son derece çıtası düşük bir bakış açısı ve perspektiftir. O nedenle kendilerini dünyanın en demokrat devleti olarak görüyorlar. Buna inanmışlar. Buna samimiyetle inanıyorlar. Yanlış bir anlayışla çözüme gitmek istiyorlar" sözleriyle açıkladı.

SEKRETERYA KONUSU

Demirtaş, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çözüm süreci kapsamında oluşturulmasını istediği sekretarya ve hükümetin buna ilişkin açıklamalarını da değerlendirdi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun dün Kayseri'de sarf ettiği 'Hiçbir hükümet yetkilimizden, başta benden, İmralı'da herhangi bir sekretarya kurulacağına dair bir ifade söz konusu olmamıştır. Hiç kimseye verilmiş bir sözümüz de yok. O anlamda her zaman vurguladık, açık ve net tekrar vurguluyorum, kamu düzeni sağlanmadan hiçbir talep, hiçbir görüşme bu anlamda yapılamaz' sözlerinden daha önce konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Demirtaş, önce PKK Lideri Öcalan'ın konumu üzerinde durdu.

"Sayın Öcalan bir halk önderi olarak 15 yıldır tutulduğu bir hücrede büyük bir ciddiyetle çözüm önerileri geliştiriyor. Ve bu son geliştirdiği çözüm süreci, İmralı'daki ilk çözüm arayışı değil. Daha öncede kısıtlı imkanlarına rağmen tarihi sorumluluğunun gereği olarak, önderlik ve öncülük sorumluluğunun gereği olarak üzerine ne düşüyorsa yaptı. Ve bunları büyük bir ciddiyetle yaptı. Risk alarak birçok handikabı da, kendi inisiyatifle aşarak bu günlere geldi. Yani sürecin selametini provokasyonlarla bozmaya çalışan tüm güçlere karşı kendisi büyük bir direniş gösterdi orada" diyen Demirtaş, buna denk bir ciddiyetin hükümette bulunmadığını vurguladı.

'ÖCALAN'A YAKLAŞIM SON DERECE ÇİĞ, UCUZ, BASİT YAKLAŞIMLARDIR"

AKP'nin bu kadar ciddi yaklaşan, önümüzdeki yüz yılı hesaplayıp, yüz yıllık bir çözüm politikası geliştiren bir lidere karşı yaklaşımının son derece çiğ, ucuz, basit yaklaşımlar sergilediğini dile getiren Demirtaş, "Şimdi bir müzakere olacaksa bunun mekanizmaları, araçları, yöntemi, usulü bunlar tartışılmadan, hayata geçmeden nasıl olacak?" diye sordu.

Bu konuda bile hükümetin son derece 'ciddiyetsiz' ve 'korkak' yaklaştığına dikkat çeken Demirtaş, "Sekretarya meselesi öyle büyük bir krize dönüşecek bir mesele değil. İmralı'da görüşmeler olacaksa, bu müzakere formatına dönüşecekse, bunun yolu yöntemi bellidir. Bunun dışında bir müzakere yürütemezsiniz ki. Sekreterya olmadan, gözlemci bir güç olmadan, taraflar yol haritalarını, çözüm paketlerini bir birlerine sunmadan, bunlar tartışılmadan, tutanak altına alınmadan bir müzakere yürür mü, yürümez. Şimdi devlet 'biz müzakere yürüteceğiz' diye yarım ağız bir beyanda bulunuyor, taahhütte bulunuyor, hem de bunun gereklerini yerine getirme konusunda inanılmaz korkak, yine siyasi çıkarlarını düşünen, o hesabı yapan bir yerden yaklaşıyor. Ama bugün İmralı'da ciddi bir mevzuyu çözmek üzereyiz. Dolayısıyla bu işin sekretaryası, gözlemci heyet, bunların hepsinin olması zaten normaldir. Kamuoyu neden tepki göstersin. Yani konuşma, diyalog, müzakere, kamuoyunun karşı olduğu, barış arayışı kamuoyunun tepki gösterdiği bir durum değil ki. Hükümet bu konuda kendi kamuoyunu hazırlamak yerine, sürekli '2 kişi mi gidecek, 3 kişi mi gidecek, bu gider, bu gidemez' gibi ucuz yaklaşımlarla, gayri ciddi yaklaşımlarla meseleyi zamana yayıyor. Karşısında ki muhatabın, Sayın Öcalan'ın ciddiyetine denk bir ciddiyetle yaklaşmıyor. Hükümet bu müzakere sürecinden gerçekten de tarafların tümünün tatmin olacağı bir hıza, tutum içine bir türlü girmiyor. Önümüzdeki günlerde bunların tümü hayata geçmek zorunda. Sayın Öcalan'ın bu yönde beklentileri ile çağrıları ortadadır. Müzakerenin bir an önce başlaması için, hızla ve seri yürünmesi için kendisi hazır olduğunu belirtiyor. Muhatabı hükümet, devlet eğer bu konuda aynı ciddiyetle yaklaşırsa kısa süre içerisinde mesafe alınabilir. Önümüzdeki günler bunların hepsinin netleşeceği günler olacak" dedi.

'ROJAVA DEVRİMİ BAŞTAN BERİ BOĞULMAYA ÇALIŞILDI'

Demirtaş, Türkiye'deki çözüm sürecinden yeniden Kobani üzerinden Kürt siyasetine dönük başta ABD ve diğer bazı Avrupa ülkelerinin yaklaşımlarında görülen farklılık ve bunun etkileri üzerinde durdu.

Demirtaş bu konuda şunları söyledi:

"Çok iyi biliniyor ki, Rojava devrimi başından itibaren boğulmaya çalışıldı. Türlü senaryo ve komplolarla Kobanê kuşatılmaya, Rojava tümden boşaltılmaya, boğulmaya çalışıldı. Oradaki devrim süreci daha ayakları yere basmadan bitirilmek istendi. Çünkü bölge, Ortadoğu dizaynı içerisinde Rojava gibi bir modele kendi projelerinde yer yok. Halkçı bir model, demokratik bir model, katılımcı bir model, antikapitalist bir model, çevreci bir model, kadın özgürlüğünü esas alan bir model, inançları, kimlikleri bir arada eşit temelde yaşatmayı ve yönetmeyi tavsiye eden bir model. Ve bunu pratikte hayata geçirme denemeleri yapan, başarılı denemeler ortaya koyan bir model bu.

Bu modelin büyük emperyal güçler açısından cazibesi yoktur. Yani bunu boğmak, bitirmek onlar açısından ideolojik bir mevzudur. Fakat durum öğle bir noktaya geldi ki, denedikleri bütün yollar boşa çıktı.

Geçmişte El-Nusra çeteleri desteklendi, ÖSO'ya bağlı güçler Kobanê'ye saldırıldı. Kürtler birbiri içerisinde kendilerine düşürülmeye çalışıldı. Kürt hareketleri karşı karşıya getirilmeye çalışıldı. Ambargo uygulandı. Uluslararası alanda Rojava temsilcilerinin tanınmadığı bir süreç yaşandı. Muhatap alınmadılar. Bunların hiçbiri para etmedi. Büyük ülkeler kendi kamuoyu nezdinde zora girdiler. Çünkü Rojava'da meşru bir direniş var ve bu meşru direniş uluslararası güçler tarafından IŞİD'e karşı korunmuyorsa, desteklenmiyorsa bu onları zorlayan bir durum oldu. Bütün bunlar Rojava direnişi etrafında kenetlenmiş direnişin yarattığı sonuçlardır, kazanımlardır."

'ROJAVA'YA YAPILAN YARDIMIN FATURASI NE OLACAK…'

Demirtaş, ABD ve diğer koalisyon güçlerinin Kobani-Rojava'ya yapmaya başladığı yardımların siyasi karşılığının ne olacağını konusunda kafalarda yer edinen soruya da yanıt verdi.

Demirtaş, "Oradaki demokratik modelin ısrarla korunacağı bir hazırlığın hızlıca yapılması lazım. Rojava devriminin içini boşaltacak müdahaleler başarılı olursa devrim çöker. Şimdi önümüzde orta ve uzun vadeli tehlike budur. Rojava ile uluslararası koalisyonun ideolojik bakış açıları aynı değildir. Bu çatışma bence önümüzdeki günlerde kendini hissettiren bir noktaya gelecek. Bunu aşabilmenin diplomasisini Kürt hareketleri şimdiden yapmalıdır. Bunun için de Kürt halkının birlikteliği önemlidir."

'DUHOK ANLAŞMASI, KÜRDİSTAN ULUSAL KONGRESİ'NİN ÖNÜNÜ AÇACAKTIR'

Kürt siyaseti olarak Duhok Anlaşmasını çok önemsediklerini kaydeden Demirtaş, bu önemi de "Görünen o ki, Rojava'da birlikte hareket etmeyi sağlayacak olan Duhok Anlaşması başarılı bir şekilde pratikleşirse Kürtler kendi aralarındaki sorunları çözme konusunda artık daha rahat hareket edecekler. Kapılarının çoğu açılmış olacak. Duhok'taki anlaşma, dört parça Kürdistan'daki tıkanmaları aşabilecek önemli ve kritik bir anlaşmadır. Kürtler bu noktanın peşini bırakmamalıdır. Bu anlaşmanın gereklerini herkes yerine getirmelidir. Duhok Anlaşması, tek başına Kürtlerin birliğini ifade etmiyor. Ama bu Kürdistan Ulusal Kongresi'nin önünü açacaktır" sözleriyle dile getirdi.

"KÜRT HAREKETİ İLE HÜDA-PAR ARASINDA ARABULUCULUK FAALİYETLERİ SÜRÜYOR"

Demirtaş'ın yanıtladığı sorulardan bir diğeri ise 6-9 Ekim Kobani protestoları sırasında ve sonrasında Hür Dava Partisi (HÜDA-PAR) ile yaşanan çatışmalar oldu. 'Kürt hareketi ile Hizbullah arasında 90'lı yıllarda yaşanan çatışmanın yeniden mi başlayacağı' kaygılarına yol açan karşı karşıya geliş konusunda Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve arabuluculuk misyonu üstlenen kimi sivil toplum örgütlerinin bu konudaki temasları kamuoyuna yansıyor.

'HÜDA-PAR'A DAİR BİR TEHDİT YADA HEDEF GÖSTEREN AÇIKLAMALARDA BULUNMADIK'

Birbirini anlama açısından diyalogun önemine işaret edip, olası çatışmaların, gerilimlerin önüne geçmek için bu diyalog kanallarını doğru kullanmak gerektiğini ifade eden Demirtaş, hem parti olarak, hem de diğer bileşenler olarak HÜDA-PAR'a dair bir tehdit yada hedef gösteren açıklamalarda bulunmadıklarını, bunun da herkes tarafından bilindiğini söyledi.

'PROVOKASYONLARA KARŞI DİKKATLİ OLMAK LAZIM!'

Bunun tek bir örneğinin de olmadığını vurgulayan Demirtaş, "Aynı şekilde HÜDA-PAR çevresinin de çok dikkatli davranması lazım. Onlarda bütün bu olan bitenlerden bir provokasyon kokusu alıyorlarsa, bunu bu şekilde değerlendiriyorlarsa daha serinkanlı tespitler ve açıklamalarla meseleye yaklaşmaları gerekir. Burada mesele, mevzu intikam meselesi değildir. Böyle yaklaşılırsa, provokasyona açık bir zemin, yara sürekli açık tutulmuş olur ki, bu tehlikeli bir durumdur. Bizim halkımızın, partimizin, partililerimizin kimseye düşmanca bir tutumu olmaz, olmamalıdır. Özellikle gençler, bu konuda çok dikkatli davranmalıdır. Bu tür provokasyonları yapmak isteyenlere karşı serinkanlı olmalı ve önleyici tedbirler alınmalıdır. HÜDA-PAR çevresi de DTK'nin bu girişimi ile daha sağlıklı bir diyalogla bütün bu meselelerin çözülebileceği zemini yaratmalı ve buna katkı sunmalıdır" değerlendirmelerinde bulundu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.