Demirtaş'tan AKP'ye: Seçim kararı almadan partilere mutlaka tekrar danışın

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun başkanlığındaki AKP heyetiyle bir araya gelen HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, görüşmede "Şunu da ifade ettik; Eğer Türkiye gerçekten erken seçime gidecekse tekrar bir araya gelelim. Seçenekleri tekrar değerlendirelim. AKP olarak bir erken seçim kararı almadan mutlaka partilere tekrar danışın. Biz tekrar konuşmaya hazırız" dediğini iafade etti. 

Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Serpil Çevikcan'a konuşan Selahattin Demirtaş, "Biz AKP ile hiçbir şekilde hükümet içinde yer almayız’ noktasından geri adım atar mısınız? Devlet Bahçeli gibi ‘fedakarlık yaparız’ mı diyorsunuz?" sorusu üzerine, "Hayır bu fedakarlık değil, sorumluluktur. Bundan kaçmamak lazım. Türkiye’yi krize sokmayacağımızın sözünü verdik seçmenimize. Bu sözü yerine getirecek bir pozisyon almamız lazım. ‘Bu sorumluluktan kaçmadığımızı bilmenizi istiyoruz’ dedik. AKP’nin düşmanı da karşıtı da değiliz. Sonuçta bu 4 partiden bir koalisyon çıkacak ve ülkeyi yönetecek bu parlamento" dedi.

Demirtaş, "AKP ile azınlık hükümetini destekler misiniz?" sorusuna "Başka turlar yapılacaksa kapımız açıktır’ dedik. O zaman konuşulabilir bunlar. Bir azınlık hükümetinde AKP’yi içeriden veya dışarıdan destekleyecek bir formül hiç konuşmadık. AKP-CHP veya istiyorlarsa MHP ile zorlamalılar. Olmadı ikinci tura, üçüncü tura zorlamalılar. Orada bize de gelmeliler dedik" yanıtını verdi.

Serpil Çevikcan'ın Milliyet gazetesinin bugünkü (16 Temmuz 2015) "AK Parti- CHP'yi destekleriz" başlıklı yazısı şöyle:
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki AKP heyetiyle yaptığı görüşmeden hemen sonra bir araya geldik.

Demirtaş, çözüm süreci odaklı geçen görüşmenin genel havasını aktarırken, “Düne göre daha iyi durumdayız” dedi.
AKP’nin CHP ile koalisyonu zorlaması gerektiğini, bunun gerekçelerini anlattı.

Demirtaş, AKP’nin, erken seçim noktasından önce 3 partiye tekrar gitmesi gerektiğini, HDP’nin bu konuda sorumluluktan kaçmayacağını belirterek, önemli bir çıkış yaptı.

Demirtaş’ın değerlendirmeleri şöyle:

'CHP İLE ZORLAMALI'

“Biz AKP ile bir koalisyon içinde veya dışında olmayacağımızı ifade etmiştik. Bu konudaki tutumumuzun devam edip etmediğini merak ettiklerini ifade ettiler. ‘Seçimden birinci ve ikinci çıkmış partilerin toplumun beklentisi gereği koalisyonu denemeleri gerektiğini düşünüyoruz’ dedik. Bu da AKP ve CHP’dir. Mutlaka denemelisiniz ve zorlamalısınız. ‘AKP-CHP hangi ilkeler etrafında bir hükümet kurar bununla da ilgileniyoruz’ dedik. Sırf ‘gidin hükümet kurun, bizi ilgilendirmez’ yaklaşımı içinde değiliz. Sorumluluk üstlenmek istiyoruz. Üç ilke ifade ettik. Demokrasi, barış ve adalet. Bunları da kapsayacak bir hükümet protokolü çıkarırsanız öyle bir hükümetin parlamentodaki çalışmasını destekleriz, sert muhalefet yapmayız, yasaları çıkarırken destek veririz, Anayasa yapılırken birlikte yaparız’ dedik. Bir koalisyon içinde yer almayız fakat Türkiye’yi bir krize sokacak pozisyonda olmayız.

'ERKEN SEÇİMDEN ÖNCE KAPIMIZI ÇALIN'

Şunu da ifade ettik; Eğer Türkiye gerçekten erken seçime gidecekse tekrar bir araya gelelim. Seçenekleri tekrar değerlendirelim. AKP olarak bir erken seçim kararı almadan mutlaka partilere tekrar danışın. Biz tekrar konuşmaya hazırız. Erken seçim şu an önümüzde duran acil bir görev değil. ‘Görevi Cumhurbaşkanı’na iade edeceğiz, seçim kararı alsın diyeceğiz’ demeden önce tekrar partileri ziyaret edin. Bu çerçevede bizim de kapımız açıktır, bize de gelin. Bitti demeyin, gerekirse birkaç tur yapılsın’ dedik. Başka başka seçenekler tartışılabilir o zaman. (‘Biz AKP ile hiçbir şekilde hükümet içinde yer almayız’ noktasından geri adım atar mısınız? Devlet Bahçeli gibi ‘fedakarlık yaparız’ mı diyorsunuz?) Hayır bu fedakarlık değil, sorumluluktur. Bundan kaçmamak lazım. Türkiye’yi krize sokmayacağımızın sözünü verdik seçmenimize. Bu sözü yerine getirecek bir pozisyon almamız lazım. ‘Bu sorumluluktan kaçmadığımızı bilmenizi istiyoruz’ dedik. AKP’nin düşmanı da karşıtı da değiliz. Sonuçta bu 4 partiden bir koalisyon çıkacak ve ülkeyi yönetecek bu parlamento. (Ak Parti azınlık hükümetini destekler misiniz?) ‘Başka turlar yapılacaksa kapımız açıktır’ dedik. O zaman konuşulabilir bunlar. Bir azınlık hükümetinde AKP’yi içeriden veya dışarıdan destekleyecek bir formül hiç konuşmadık. AKP-CHP veya istiyorlarsa MHP ile zorlamalılar. Olmadı ikinci tura, üçüncü tura zorlamalılar. Orada bize de gelmeliler dedik.

'SAVAŞ HÜKÜMETİ OLUR'

Sayın Başbakan ‘AKP-MHP koalisyonuna neden savaş hükümeti diyorsunuz’ diye sordu. ‘MHP, şart olarak ‘süreç bitecek’ diyor. Süreci bitirme sözü verip koalisyon kuracaksanız çatışma başlayacaksa bunun adı savaş hükümeti olur. Yoksa biz savaş protokolü oluşturacaksınız demiyoruz’ dedik. Eğer siz AKP-MHP olarak bunu savunup koruyacaksanız bir sıkıntı yok. (Başbakan’ın AKP-MHP konusunda görüşünüzü öğrenme ısrarı oldu mu?) Yok. Tek soruydu. Bizim de bir cevabımız vardı.

'CUMHURBAŞKANLIĞI YETKİLERİ KISITLANMALI'

(Cumhurbaşkanlığı meselesini gündeme getirdiniz mi?) Cumhurbaşkanlığı yetkileri yeni anayasa ile kısıtlanmalı. Meseleyi kişiselleştirmiyoruz. Recep Tayyip Erdoğan meselesi değil bizim için. Sistem sorunudur. Böyle yaklaşıyoruz. Özel olarak tartışmadık.

'UZLAŞMA ÇIKARMALIYIZ'

İçerideki çözüm süreci bu kadar sürüncemede uzun süre götürülemez. Başbakan’ın eleştirileri var. Eylemler, tehditler, açıklamalar vs. Güvenlik boyutuyla ilgili sıkıntıları kabul etmeyeceklerini ifade ettiler. Biz de söyledik. Bunların hepsinin ortadan kalkması lazım. Fakat bunların yol ve yöntemi konusunda ciddi bir uzlaşma ortaya çıkarmalıyız. Öyle kuru çağrılarla bu iş olmaz. ‘PKK silah bırakmalı’ çağrısı yaptım. Sayın Başbakan bu çağrıyı memnuniyetle karşıladığını, televizyonda söylediklerimde katılmadığı noktalar da olduğunu anlattı. Örneğin Türkiye’nin Kobani’ye yardım etmediği hususuna katılmıyor. IŞİD’e destek verdiği hususuna katılmıyor. Evet PKK silah bırakmalı. Kesinlikle artık silahsızlanma başlamalı. Şehirlerde, yollarda güvenlik sağlanmalı. Ama bunun nasıl olacağı konusunda bir proje ortaya koymalıyız.

'ÖCALAN KONUSUNDA CESUR OLUN'


Abdullah Öcalan çok önemli bir aktördür. Sürecin anahtarını elinde tutuyor ve bunu zorla da tutmuyor, kullanmak, o kapıyı açmak istiyor. Dolayısıyla ‘etkili bir aktöre yönelik tutumun daha cesur olması gerekir’ dedik. ‘Müzakereden korkulmamalı’ dedik. Gözlemci heyetler, parlamentonun dahil olduğu süreçler başlamalı. HDP olarak katkı sunalım. Sayın Öcalan da katkı sunacak. Bizden daha etkili olur. Bu kurduğu örgüttür. Hakimdir. Nasıl yapacağını iyi bilir ama bunların hepsi bir müzakere çerçevesinde yürüyebilir. ‘Bu noktada uzlaşamıyoruz’ dedik.

'HER YANLIŞTA SERT MUHALEFET'

‘Yoksa silahla demokrasi bir arada olmaz. Demokrasi ne kadar artarsa silah sıfıra iner inmeli’ dedik. Silahları gündemden kaldırmalıyız. Ama nasıl yapılacağı konusunda daha fazla istişareye ihtiyaç var. ‘Toplumda oluşan güvensizlikleri, AKP-HDP arasında oluşan güvensizlikleri nasıl giderebiliriz tartışalım. Bu toplum artık barış istiyor. Kurulacak hükümet de buna kapalı olmasın. Kurulacak hükümetten bunu gözetmesini bekliyoruz’ dedik. (Bu MHP koalisyonuyla olur mu?) Takdir kendilerinin. İnanmak isteriz tabii ki. Çünkü biliyorsunuz ki MHP iktidarında idam kalktı. Çok da karamsar olmayalım. AKP ve MHP meşrudur. Tartışacak halimiz yok. Ama bizi flu gören bir parti Kürt sorununu çözemez. AKP de böyle bir parti ile koalisyon kurmayı göze alıyorsa kendi bilecekleri iştir. Her yanlışın karşısında da sert HDP muhalefeti görürler.

'HÜKÜMET KURULUNCA SÜREÇ NETLEŞİR'

Her şeyi durduran HDP değil. Cumhurbaşkanı ‘süreç yoktur’ dedi. Hükümet buna uydu. Görüşmeler, İmralı’ya gidişler durdu. Seçim sonrası durum ise AKP’nin yaşadığı şoktan kaynaklanıyor. İlk defa iktidarı kaybetti, şokunu yeni üzerinden atıyor. Çözüm sürecini de etkiledi. Bir gün rayına girecek. Hükümet kurulmadı. Bu belirsizliğin olması doğal bir şeydir. Hükümet kurulduktan sonra süreç netleşmiş olacak. Geçici bir hükümet var. Hükümet seçeneği belirgin olmalı ki süreci ilerletelim ya da duracaksa durduğunu görelim.

‘KİMSEYİ ZOR GÜNLER BEKLEMİYOR’

(Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ‘PKK’yı zor günler bekliyor’ açıklaması) Eminim ki PKK’liler bu geceyi uykusuz geçirdiler. 30 yıldır dağda olan bir örgütü neyle korkutuyorsunuz? Ayıptır artık vazgeçin bunlardan. Her gün lüks villalarda, havuzlarda yaşıyorlardı, bundan sonra hükümet baskı yapacak, ne olacak yani. Ölüm olacak, başka ne olacak? PKK’li ölecek, asker ölecek. Anlamı budur. Kimi korkutuyorsunuz bununla? Hayır, kimseyi zor günler beklemiyor, beklemeyecek bu ülkede. Herkesin içi rahat olsun. Dağda evladı olan anaların içi de, askerde evladı olan anaların içi de rahat olsun. Dağdan da indireceğiz o çocukları, askerde olan da tezkeresini alıp evine dönecek. Hiç öyle Bülent Arınç’ın dediği gibi olmayacak.

'ERDOĞAN’LA DAVUTOĞLU ARASINDA FAZLA BİR FARK YOK'


Konuşmaya devam etmeliyiz. Bizde de muhataplarımızda da bu irade vardı. Bugünkü görüşmenin ana sonucu bence budur. Bir toplantıyla sorunlar çözülmez. Bu kadar gerilimden sonra diyalog kanallarının yeniden açılabileceğini gösteren bir önemli, birbirini anlama gayretinin yüksek olduğu iyi bir toplantıydı. Kamuoyu daha umutlu olmalı. Biz de, Ak Parti heyeti de mesafe kat etmek için çaba sarf ettik. Masadan boş kalkmadık. Karşılıklı olarak barış, demokrasi, adalet ilkeleri etrafında konuşmamız gerektiğini teyit ederek ayrıldık. ‘Yeniden çözüm süreci başladı’ diyebilecek durumda değiliz ama düne göre daha iyi bir noktadayız. Dün bütün kanallar kapalıydı. Psikolojik engellerin aşılması konusunda iyi bir görüşme yaptık. (Sizin için ‘Selahattin demeyeceğim’ demişti.) Geride kaldı bunlar. Seçim döneminde çok şey söyledik. Olmaması lazım. (Sayın Bahçeli gibi sizinle de helalleşti mi?) Bir helalleşme girişimi yoktu. Çok dostane bir havada geçti. Suriye uçağı düştüğünde Erdoğan’la da görüşmüştük. Erdoğan’la Davutoğlu arasında fazla bir fark yok. Rahat rahat Tayyip Bey’le de tartışabilmiştik o zaman. Ahmet Bey konuşmayı seviyor. Hoca yönü var. Boş konuşan bir insan değil.

‘BİZ KCK’YI TEMSİL ETMİYORUZ’

Kritik aşamadayız. Çünkü KCK açıklama yapıyor. Ben KCK’ya ‘sabırlı olun’ çağrısı yaptım. Öyle ‘ateşkes bitti bitecek’, yol kesmeler, iş makinaları yakmalar olmamalı. Biz HDP olarak görüşmeleri yapmaya gayret ediyoruz. Böyle bir ortamda sabırsız davranarak ‘ateşkes bitebilir’ gibi açıklamalar sürecin ilerlemesine katkı sunamaz. İlle de KCK’nin her dediği HDP’yi bağlar, ya da HDP’nin her söylediği KCK’yi bağlar diye bir şey yok. HDP kendi kararlarını kendisi veriyor ama biz tabii ki KCK açıklamalarını izliyoruz. Gelişmeleri nasıl yorumluyorlar, nasıl hareket edebilirler, bunları her siyasetçinin değerlendirmesi gerekiyor. Yoksa birlikte karar almıyoruz. Farklı düşündüğümüz konular mutlaka var.

'SİLAH DÜŞÜNÜLMEMELİ'


(Hükümetten KCK’nın son açıklaması çerçevesinde sizden bir talep oldu mu?) Bizim bu konudaki tutumumuz zaten bilinir. Biz KCK’yi temsil etmiyoruz. Biz HDP’yiz. Gündeme de gelmedi. Giderek artan tehdit riskleri, tehditler, şiddet eylemleri gündeme geldi. Tasvip etmediğimiz şeyler. Hep birlikte çözmemiz lazım. Biz olup bitenden memnun falan değiliz, destekliyor da değiliz. Fakat hükümet de serinkanlı davranmalı. Sürekli operasyon hali, ‘Suriye’ye müdahale ederiz, gerekirse askeri operasyon yaparız, gerekirse tutuklama yaparız’ diyor. Büyük askeri sevkiyatlar yapıldı. Bunlar gerilimi artıran şeyler. Bunları söyledik. Askeri seçenek, silah seçeneği, ne hükümet ne KCK için bir seçenek gibi düşünülmemeli artık.

'TURİSTİK GEZİ YAPMAYIZ'

(Öcalan’la 5 Nisan’dan bu yana yapılamayan görüşme için taahhüt aldınız mı?) İmralı görüşmelerinin başlayacağına dair net bir durum ortaya çıkmadı. ‘Heyetimiz gitsin’ diye bir talepte bulunmadık. Çözüm sürecinin müzakereye evrilerek güvene dayalı hızla ilerlemesi gerektiğini belirttik. Yeni hükümet müzakereyi başlatmayacaksa heyetimizin gitmesinin anlamı da yok. Biz İmralı’ya turistik gezi yapmayız. Başbakan ‘geri çekilme konusunda bir çağrı olmayacaksa heyetin gitmesinin bir anlamı yok’ diyor. Bunları konuşup, ‘karşılıklı neler yapabiliriz. Biraz daha tartışmaya ihtiyacımız var’ dedik. Bir tıkanma gibi algılanmamalı. Evet geri çekilme de olmalı ama müzakere de olmalı. Tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıkıyor diye tartışacak halimiz yok. İmralı’ya ziyaret izninin verilmemesinin nedeni ‘eğer biz istediğimizi yaptıramıyorsak, tecrit uygularız. Görüşmeyi de keseriz, buna gücümüz var, bunu da yaparız’. Bir had bildirme tutumudur. Benim okumam bu.

'MAFYA ÖRGÜTÜ DEĞİL'

(Silah bırakma çağrısı) Belki HDP’den bunu duymak insanlara iyi geliyordur. Tekrarlamaya devam ederiz. Bizim kesinlikle savaş ve silah istemediğimize toplum emin olmalı. Biz silaha güvenerek ya da siyasi faaliyetlerimiz silahla lay lay lom gitsin diye bir tutum içinde değiliz. Tam tersi silahları bitirmeye çalışıyoruz. Çağrımızın belki böyle etkisi vardır. Yoksa silah bırakılacak değil. Toplumu kandırmayacağız. Bu çağrının peşinden gideceğiz. Müzakereyi başlatmak, Öcalan’la görüşülmesini sağlamak. Çünkü ancak Öcalan’ın çağrısı bir müzakereyle birlikte sonuç verir. Yoksa gidip Öcalan’a, ‘hadi çağrı yap denirse’ ki yıllardır bu söyleniyor, O da muhtemelen benim söylediğimi söylüyor olabilir. ‘Yaparım da etkisi olmaz.’ Yasası çıksın. Silahlar nereye bırakılacak, bıraktıktan sonra ne olacak; bunları konuşmak istiyor. Bu bir mafya örgütü değil. Devasa bir siyasal sorundan ortaya çıkmış, dağa çıkmış bir örgüt var. Mafyaya silah bıraktırır gibi, ‘silahlarınızı bırakın, teslim olun’ gibi bir kuru hamasetten çıkalım.

'İMZAYA HAZIRIZ'

Güvenlik problemi bütünlüklüdür. KCK de kamu güvenliğini tehdit edecek işler yapmamalı, devlet de yapmamalı. Nerede güvenlik sorunu varsa birlikte müdahale edelim. Başbakan, ‘gelin 4 parti metin imzalayalım’ diyor. Biz böyle bir çağrı yapmaya hazırız. Gelsinler, tartışalım. Diyelim ki ‘evet bizim ülkemizde şiddetsiz, silahsız bir ortama ihtiyaç var. Bunun için sivil siyaseti büyütmeye, demokratik siyaseti güçlendirmeye hazırız, sorumluluk alıyoruz. 4 parti olarak, herkese çağrı yapıyoruz. Lütfen silah kullanmayın. Bu çağrımıza binaen de siyasiler olarak sorumluluklarımızı yerine getireceğiz. Merak etmeyin.’ 4 parti imza atalım. Kim silah kullanırsa da hep birlikte üstüne gidelim.

'NE OLACAK ORADAKİ KÜRTLER DİYE SORDUK'

(Suriye sınırındaki gelişmeler konusunda hangi soruları yönelttiniz?)’Ne olacak oradaki Kürtler, merak ediyoruz’ dedik. Türkiye’de bir çözümü tartışıyoruz tamam da Türkiye orada asla Kürtler kendini yönetemez mi diyor, AKP, Davutoğlu Hoca olarak fikriniz nedir? Tutumunuz hep böyle agresif mi olacak’ diye sorduk. O da ‘Hayır. Onları da kardeşlerimiz olarak görüyoruz, kaygılarımız başka. Salih Müslim geldi, görüşmeler yaptı geçmişte. Bunlar ilişki kurmak istediğimizin göstergesidir. Sadece, Suriye rejimine karşı net tutum alsınlar ve ÖSO ile birlikte hareket etsinler’ dedi. Biz de PYD açısından Fırat’ın batısı kırmızı çizgidir gibi söylemleri belirttik. ‘IŞİD, Türkiye güzergahını rahat kullanıyor. Son operasyonlar hariç IŞİD’e yönelik kapsamlı bir operasyon yapılmadı. Türkiye IŞİD’e karşı olduğunu göstermeli’ dedik. IŞİD’le yan yana gösterilmeyi hakaret saydıklarını söyledi. Biz de bunun uluslararası bir algı olduğunu söyledik. 6-7 Ekim ölümlerinden sorumlu değiliz. Çağrımız çatışma olsun diye değildi. İfade ettik.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.