Demirtaş da 'Öcalan'ın özgürlüğü'yle ilgili soruyu yanıtladı

'Ezilenlerin adayıyım' diyen HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Erdoğan'ın kampanyasına gelen bağışlar konusunda, "Muhtemelen Başbakan'ın kampanya ekibi hâlâ paraları saymakla meşgul, para miktarı çok olunca.." diyor.

Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçimi için yürüttüğü seçim kampanyasını “ezilenlerin ortaklığı”nı sağlama üzerine kurduğunu belirtiyor.

Kendisine yönelik “bölücü, Kürtçü” öryargılar ile de mücadele ettiğini anlatan Demirtaş, “Evet kimliklerimiz farklı farklı saldırılara maruz kalıyor ama hepimiz, bu sistemin ve devlet anlayışının ve bu hükümet politikasının ezilenleriyiz. O halde bir arada durmamız için kimliklerimiz engelse bu kimliklerimizi sorun yapmak yerine önce ezilmişliğimizi birincil mesele yapalım ve buradan mücadele birliği çıkaralım diye bir cumhurbaşkanlığı kampanyasını yürütüyoruz” görüşünü dile getiriyor.

Cumhurbaşkanı olması halinde PKK lideri Abdullah Öcalan için “af yetkisi”ni kullanıp kullanmayacağı da merak konusu olan Demirtaş, “kimseye iltimas geçmeyeceğini ve anayasa ve yasalar çerçevesinde hareket edeceğini” belirtiyor.

Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası süreci ve Köşk hedefleri konusunda Cumhuriyet'ten Ayşe Sayın'ın sorularını yanıtladı.

- Bu bayram gününde yurttaşlara ne mesaj vermek istersiniz?

Öncelikle, bütün halklarımızın bayramını kutluyorum, fakat bir bayram tadında bir bayrama giremediğimizi düşünüyorum. Çünkü hem Filistin, Rojava’da Irak’ta, hem Suriye’de yaşananların yarattığı tansiyon, hem ülkede, hem bölgemizde bir bayram havası yerine bir matem havası yaratmış durumda. Umut ediyorum ki bir sonraki bayramı bayram havasında ve tadında yaşarız.

- Sizin diğer adaylardan farkınız nedir? Seçmen niye diğer adayları değil de sizi tercih etmeli?

Hükümetin kullandığı dil ve üslup, Başbakan’ın nefret söylemi, Gezi olaylarında katledilen çocuklar, onların davaları ve duruşmalarına yaklaşım, bir yandan çözüm süreci adı altında barış görüşmeleri diğer yandan kendisine oy vermeyenlere dönük hakaretler, tutuklamalar bir araya gelince toplum iyice kutuplaşmaya doğru sürüklendi. Bir de bölgesel gelişmeler de bunu derinleştirdi. IŞİD barbarlığı, El Kaide’nin yarattığı korku, kaygı, karamsarlık yarattı. Başbakan bu siyaset tarzıyla kendi seçmenini diri tutmayı başardı. Bu durum Türkiye’de büyük toplumsal kesimlerde korkunun daha da artmasına neden oldu. Ve Başbakan’ın bağırıp çağırıp, hakaret eden söylemi, tarzı da insanlarda giderek isyan duygusu oluşturmuştu. İşte biz tam da bu noktada tüm ezilenlerin ortak adayı olarak yeni bir umut yaratmayı başardık.

‘PAZARLIK YAPSAYDIK ADAY OLMAZDIM’

- Alacağınız oyları ikinci turda Kürt sorunu konusunda hükümetle “pazarlık kozu” olarak kullanacağınız yorumları da yapılıyor...

AKP ile pazarlık yapma niyetinde olsaydık daha aday olmadan daha büyük bir pazarlık yapabilirdik. Çünkü benim aday olmamla seçimlerin ikinci tura kalma ihtimali ortaya çıktı zaten. Çünkü ben aday olmasaydım, kesinlikle zaten iki adaydan biri ilk turda seçilecekti. Benim aday olmam seçimin ikinci tura kalma ihtimalini ortaya çıkardı. Dolayısıyla biz pazarlık yapsaydık eğer, kücük düşünseydik, ucuz pazarlıkçı olsaydık, hiç aday olmadan Tayyip Erdoğan’ın ilk turda seçilmesini sağlayacak pazarlığa girerdik. Ama biz tüccar değiliz, ilkelerimizi küçük pazarlıklar noktasında heba edecek bir mücadeleden gelmiyoruz. O nedenle bizim adaylığımız asla proje adaylığı değil, küçük hesaplar üzerinden geliştirilmiş adaylık değil. İkinci turda da pazarlık yapmak için değil, tam tersine temsil ettiğimiz bütün ezilenlerin gücünü seçilecek cumhurbaşkanının önüne koyabilme iradesiyle gelişmiş bir adaylıktır.

 ‘İLKELERİMİZE İHANET OLUR’

- İkinci tura kalamazsanız, seçmeninizi serbest mi bırakacaksınız yoksa iki adaydan birini destekler misiniz?

Ben seçmenlerim adına konuşamam, adayım çünkü. Partimiz 12 Ağustos’ta PM’yi toplayacak ve seçimin sonucuna göre yeni bir tavır belirleyecek. Ama beni destekleyen ve HDP’li olmayan herkes ikinci turda tavrını gözden geçirecek. Ben ikinci tura kalmışsam, ona görev tavır belirleyecek, kalmamışsam da ona göre tavır belirleyecek. Ama partim de ben de parti tabanımızı asla “Tayyip Erdoğan’a oy verin” diye yönlendirmeyeceğiz, çalışmayacağız da. Çünkü bu başlı başına şu anda savunduğum ilkelere ihanet olur. Ama bunu Ekmeleddin Bey için de yapmayacağız, bu da aynı şekilde savunduğumuz ilkelere haksızlık olur. Zaten adaylardan birinin bizim ilkelerimizi temsil ettiğine inansaydık, aday çıkarmazdık, onu desteklerdik. İkinci tura da biz kalmışsak, tercihlerini eminim ki benden yana kullanacaklar ama kalmazsam da ikinci turda serbesttirler.

 ‘HERHALDE HÂLÂ PARALARI SAYIYORLAR’

- Siz kampanyada gelen bağış miktarını açıklarken Başbakan’ın bu konuda suskun kalmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Muhtemelen Başbakan’ın kampanya ekibi hâlâ paraları saymakla meşgul, para miktarı çok olunca... Şaka bir yana tabii son derece gizli kapaklı işler çeviren bir başbakan görüntüsü var zaten. Şimdi gizli kapaklı işler çeviren bir cumhurbaşkanı adayımız var. Ne kadar serveti var bilmiyoruz, halk bilmiyor. Eşinin, kızının, damadının, oğlunun, akrabalarının üzerine kayıtlı ve kendisine, ailesine ait ne kadar mal var bilmiyoruz, açıklamıyor. Kampanyalarda kendisine ne kadar para yatırıldı, nereye ne kadar harcadı bilmiyoruz. Ve bunu soracak hiç kimse de yok bu ülkede. YSK de sormuyor, soracak bir mahkeme de yok, medya da önemli ölçüde bunun üzerine gitmiyor. Hal böyle olunca, kendisini halkından gizleyen bir halk başkanı adayımız var. Devletin bütün olanaklarını ekstradan kullanıyor. Biz tarifeli uçaklarla zar zor yetişiyoruz mitinglere, toplantılara, kendisi devletin iki uçağını, helikopterini, makam araçlarını sınırsızca kullanıyor. Bu bile tek başına AKP’nin adayının demokrasiden nasiplenmediğini gösteriyor, bu bile tek başına AKP’nin adayının seçilmemesi için yeterli bir gerekçedir.

- Erdoğan, “teamüllere göre değil, anayasal yetkilerini” kullanan cumhurbaşkanı olacağını söylüyor. Siz nasıl bir cumhurbaşkanı olacaksınız?

Yanlış... Şu anda Türkiye’de başkanlık sistemini uygulamak için bir devlet modeli yok. Bir kişinin kendini fiilen başkan ilan etmesiyle başkanlık sistemi olmaz. Bu bir emrivakidir. Bir darbe anayasasıyla, yarım yamalak işleyen bir parlamenter sistem, tarafsız, bağımsız olmayan bir yargıyla ‘hoppadanak, ben seçildim artık başkanım’ demek, bir tür kendini padişah ilan etmek gibi bir şeydir. Başbakan en çok bu söylemiyle kaygı yaratıyor. Başbakanken bile devleti ele geçirmeye çalışan bir kişi kendini başkan ilan ettikten sonra kim bilir neler yapar.

AKP İLE CEMAAT BİRLİKTE SUÇ İŞLEDİ

- Emniyet’teki operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zamanlaması açısından cumhurbaşkanlığı seçimine yatırım olduğu çok açık. Fakat bu kişiler suç işlemiş mi işlememiş mi bilgimiz yok, sadece Başbakan’ın söylemleriyle biz bu kişilerin suçlu olduğunu duyuyoruz. Yani savcılar ortaya ne koyacak, iddianamelerde ne yer alacak bilmiyoruz. Fakat, bunlar emniyette üst düzeyde görev yapmış, istihbarat terör şubelerinde görev yapmış ve görev yaparken de birçok kişiye haksızlık yapmış kişiler. KCK, Ergenekon operasyonlarında da yüzlerce, binlerce insanın dosyasını hazırlayan, dosyalarda sahte delil üreten ekipler bunlar. Ama bunlar zannediyorum, bu dosyalar nedeniyle suçlanmıyorlar. Sadece Başbakan’ı dinlemekle suçlanıyorlar. Dolayısıyla asıl halka karşı işledikleri suçlara dair savcılar zannediyorum kendilerine tek bir soru sormayacaklar. Onların asıl suçu krala karşı gelmek.

BİRBİRLERİNİ YİYORLAR

Şimdi hani bu iki suçlu kesim arasında tercihte bulunmaya toplumu zorlamamak lazım. AKP de ve cemaat de uzun yıllar birlikte suç işlediler. Sonra bir menfaat çatışmasına girince, bir güç, egemenlik yarışına girdiler ve şu anda birbirlerini yiyorlar. Ama bu ilelebet böyle de gitmeyebilir. Bir iki yıl sonra Başbakan çıkıp yanıltıldığını söyleyebilir, Pensilvanya’daki kardeşine muhabbetlerini selamlarını gönderebilir, bugün bu operasyonları destekleyenleri suçlayıp, “Bunlar benim can kardeşlerimle aramı açmaya çalıştılar. Bunlar Fethullah Hocaefendimizle aramızı bozmak için fitne fesatı yaptılar... İşte bu CHP’liler, bu HDP’liler var ya...” diye veryansın edebilir. Bu kadar ilkesiz bir duruşa sahip. O nedenle suçlu olan varsa cezalandırılsın ama bunu cezalandıracak olan da Erdoğan değildir. Kendisi hukuka, yargıya çok müdahale ediyor, ortada suçlu varsa bile ben adil yargılanacağına inanmıyorum.

'SÖMÜRÜLME ANLAMINDA BÜTÜN KİMLİKLER EŞİTİZ'

- Size ve hareketinize çok uzak olan kesimler bile sizi beğeniyor, söylemleriniz ve muhalefet tarzınızdan övgüyle söz ediyor. Ancak “İyi insan, iyi bir lider ama sonuçta bölücüleri temsil ediyor. Elimiz oy vermeye gitmez” diyenler var.

Bana ve benim savunduğum, siyasete önyargılı yaklaşılmaması konusunda ben halkı suçlamıyorum. Devlet yıllarca bizim siyasi mücadelemizi, duruşumuzu yanlış tanıttı ve anlattı, terörize etti. Bir devlet politikası olarak Kürtler ve Türk ezilenler veya veya öteki ezilenler Ermeniler, Aleviler, kadınlar aynı platformda mücadele etmesin diye bizi hep kötü gösterdiler. Şu anda kendimizi anlatabilmemiz çok daha mümkün ve dokundukça da temas ettikçe de önyargıları kırmak daha mümkündür. Yani herkes bulunduğu yerden bir adım geri atarak, bir kez daha meseleye bakmalıdır. Biz de öyle yapmalıyız, biraz daha geriden bir fotoğrafa bakar gibi, bir adım geriye atıp, Türk Kürt’e, Alevi Sünniye, Sünni Alevi'ye oradan bakmalı. Yani birbirini tehdit olarak gören bütün kimlikler olarak hepimiz, sömürülme anlamında eşitiz.

- Çok da alışık olmadığımız şekilde çatı aday İhsanoğlu ile karşılıklı jestleşmeleriniz oldu. Başbakan Erdoğan’la da bu anlamda herhangi bir görüşmeniz, temasınız oldu mu?

Aslında normal, son derece olması gereken şeyler, fakat Türkiye’de özellikle Tayyip Erdoğan iktidarı boyunca, siyasetçiler arası insani ilişki, olağanüstü durummuş gibi algılandı. Aslında tam tersine, olağanüstü olan garip olan yıllarca parlamentoda aynı çatı altında siyaset yapıp da yan yana gelmeye tenezzül etmeyen zihniyettir. Ekmel Bey de beyefendi bir kişiliğe sahip, diyaloga açık. Şüphesiz ki çözüm yaklaşımlarımız farklıdır ama bu birbirimizi kırmamız, incitmemiz için gerekçe olamaz. Kullandığınız dil ve tarz tabanı çok etkiliyor. Başbakan bunu bilerek yapıyor zaten, tabanı kışkırtmak için hakaret ve nefret dilini kullanıyor. Başbakan’la hiçbir şekilde insani ilişkimiz bugüne kadar olmadı, hatırlamıyorum.

- Köşk’e çıkarsanız Abdullah Öcalan’ı affeder misiniz, bu yetkiyi kullanır mısınız?

Cumhurbaşkanlarının önüne bugüne kadar gelen dosyalar bugüne kadar nasıl değerlendirilmişse, anayasa ve yasalar çerçevesinde nasıl değerlendirilmişse öyle hareket ederim. Yani duygusal davranmaktan çok, kanunlar önüme konulan dosya neyi gerektiriyorsa o konuda öyle davranırım. Halkın başkanı olmak onu gerektirir. Hiç kimseye iltimas yapmak için cumhurbaşkanı adayı olmadım. Hiç kimse de benden iltimas beklemiyor zannederim. İlkesel tutum neyse onu gösteririm.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nizamettin Aktaş 2 yıl önce

.. evrensel hukukla tanışmasına engel olunmuş ülke insanları,öğretilmiş korkularla yaşamaya rıza göstermişler. bu halk derin analızler yapmadan gündelik yaşamın kime ne kattığını,kimden ne götürdüğünü biliyor. çünkü bedel ödeyenlerin tümü bu topraklarda yaşamış. 1920 müsolini cezayasaları ile takriri sükünü komşusu,köylüsü.akrabası yaşadı biliyor,1954,1938 katliamlarını tuydu,yaşayanları biliyor,1960 biliyor,1955 biliyor 1934 trakya sürgünlerini biliyor,12 eylül biliyor,1990 yıllları biliyor bu halk biliyorki bu devlet ceberruttur,biliyorki bu devlet zülmün baş sorumlusudur. korku ile yaşatılmış insanlarını korkularının ana sebebi a. öcalan'dır,bu ülke nasıl evrensel hukukla tanışır,nasıl avrupa devletleri ile aramızdaki yüz yıllık geri kalmışlığı kapatırız düşünmüyor. a. öcalan ne olaçak. yarının kaygısı giderilmiş,işsizler iş bulmuş,toplumun yarıya yakını açlık sınırıda yaşıyor, üçte biri yoksulluk sınırıda yaşıyor orası önemli değil. komşu yunanistan insanları kaç para alır bilme