Bernardo Bertolucci'nin 'Ben ve Sen'i

Gökhan Gençay / Halk Bank Kültür Sanat

Bernardo Bertolucci, 'Ben ve Sen'de kamerasını bir kez daha gençlere doğrultuyor ve yine çoğunlukla tek mekânda geçen bir öykü anlatıyor. 'Ben ve Sen'de, büyüme ve erişkinlerin dünyasına dâhil olma sancıları yaşayan iki gence odaklanıyor.

Görsel ihtişamından ödün vermeyen, yetkin kültürel tahliller içeren filmleriyle sinema sanatının auteur’lerinden biridir Bernardo Bertolucci. 1962 yılında, henüz yirmi bir yaşındayken çektiği ilk filmi “La Commare Secca”dan bugüne kesintisiz biçimde üretmeye devam etmiş, siyasal-felsefi yönelimlerine içkin pek çok hikâyeyi, kişisel deneyimleriyle harmanlayarak sayısız başyapıta imza atmıştır. Filmler yoluyla olayları analiz ederken gizli anlamlara yönelik özel vurgularıyla edindiği estetik anlayışla büyük yönetmenler arasındaki yerini almıştır. İtalyan kültürüyle, İtalya kültürüne nüfuz eden faşist geçmişin kalıntılarıyla hesaplaşmak gayesiyle filmler çekerek başladığı kariyerine büyüme sancıları, cinsel bastırılmışlık, kalabalıklar arasında yalnız olma hâli gibi evrensel temalara odaklandığı filmlerle devam etmiştir Bertolucci. İlk filmlerinde olmazsa olmaz mertebesinde benimsediği Freudcu çözümlemelerden zamanla uzaklaşmış, kozmopolit Batı kültürünün kadim Doğu uygarlığıyla kıyaslandığında ne denli yüzeysel ve materyalist kaldığını işaret etmeyi amaçlayan filmlerle seyirciyle buluşmuştur.

Bertolucci, son filmlerinde kimlik arayışı içindeki bireylere yöneldi. Bu yönelimin bir sonucu olarak babalar/anneler ve oğullar/kızlar arasındaki karmaşık ilişkileri ele alarak, özgürlüğün tinsel koordinatlarını araştırmayı iş edindi. Meseleyi ele alırken tabuları çiğnemekten, kırmızı çizgileri aşmaktan da imtina etmedi. Kendisi artık yaşamın, var olmanın anlamını keşfetmeyi arzulayan, cesur hamlelerle hayatlarına yeni bir rota tayin etmeye çalışan karakterlerin minör hikâyelerine ilgi duyuyor. Eskiden kurmuş olduğu görkemli setlerden de, anlattığı epik hikâyelerden de uzak duruyor hâliyle. Söz konusu yönelimin en başarılı örneği de, 2003 yılında çektigi “Dreamers”tı. Bertolucci’nin yaratıcı enerjisinin tükenmediğinin somut bir örneği olan bu film, 68 dalgasının sokakları kasıp kavurduğu dönemde geçiyor, kamera Paris’teki bir apartman dairesine kapanmış üç gence doğrultuluyordu. Ebeveynlerinin evde olmamasını fırsat bilerek türlü türlü oyunlar vasıtasıyla kendi cinsel kimliklerini keşfetmeye soyunan iki kardeş ve bir ABD’li misafir gençten mürekkep karakterleri, özgürlüğün sokakta kazanılacağının haykırıldığı bir tarihsel momentte kapalı bir mekânın içine hapsetmek son derece sıra dışı bir yaklaşımdı. Bertolucci, sokaklarda kurulan barikatlarda dillendirilen toplumsal kurtuluş sloganlarına iştirak etmekle, bireysel hazların peşinde koşmanın birbirini dıştalamadığını anlatmak istiyordu “Dreamers”ta. Hayat bir noktada ikisi arasında seçim yapmayı dayatıyor olsa da, yapılan her seçim neticesinde özgürlüğün bir ayağının boşta kalacağını işaret ediyordu.

Böylesine derinlikli ve tartışmaya açık bir meseleyi başarıyla peliküle aktaran Bertolucci, o tarihten sonra çektiği ilk film olan “Ben ve Sen”de de kamerasını gençlere doğrultuyor ve yine çoğunlukla tek mekânda geçen bir öykü anlatıyor. “Ben ve Sen”de, büyüme, erişkinlerin dünyasına dâhil olma sancıları yaşayan iki gence odaklanıyor. Bu sefer, söz konusu iki genç bir hafta boyunca bir apartmanın bodrum katında saklanıyorlar; üstelik biri kız, biri erkek iki başkarakter, aynı zamanda üvey kardeşler. Ancak “Dreamers”la “Ben ve Sen”in benzerlikleri bunlarla sınırlı; Bertolucci, “Dreamers”ta muazzam bir estetik duyarlılık eşliğinde derin sularda kulaç atmayı başarmışken, bu kez sıradan gençlik filmlerinin klişelerine takılıp kalıyor. Ele aldığı mesele üzerine yeni, özgün bir şey söyleyemediği gibi, günümüz gençliğinin psikolojisine, kültürel eğilimlerine pek de vâkıf olamamasından kaynaklanan yüzeysel yaklaşımlarıyla filmin dramatik etkisini minimuma indiriyor.

“Ben ve Sen”, Niccolo Ammanati’nin 2010 yılında yayımlanan romanından sinemaya uyarlanmış. Bertolucci, önce içine kapalı, asosyal bir lise öğrencisi olan Lorenzo (Jacopo Olmo Antinori)'yla tanıştırıyor seyirciyi. Yüzü ergenlik sivilceleriyle kaplı, bıyıkları yeni terlemiş, utangaç bir genç Lorenzo. Roma’da, üst-orta sınıfın yaşadığı bir muhitteki apartman dairesinde annesiyle birlikte oturuyor. Babasının iş icabı ortada gözükmediği sıralarda güzel ve alımlı annesi, Lorenzo’nun sosyal alışkanlıklar edinmesi için kendince önerilerde bulunuyor; psikoterapi, okul aktiviteleri, birlikte çıkılan akşam yemekleri gibi... Ama Lorenzo, kulağına kulaklıklarını geçirip müziğin sesini açarak dış dünyayla bağlantıyı kesmeyi tercih ediyor. Aksatmadan, gönüllü olarak sürdürdüğü yegâne sosyal ilişkisi, hastanede ölüm döşeğinde yatmakta olan büyükannesine yaptığı ziyaretler. Bu süreçte gündemde bir okul gezisi de var.

Annesine okulun düzenlediği bir haftalık kayak gezisine katılacağını söyleyen Lorenzo’nun o haftayı geçirmek için farklı bir planı var. Gezi için annesinden aldığı parayla bir haftalık ihtiyaç malzemelerini stoklayan Lorenzo, geziye gidiyormuş gibi evden çıkıp herkesten gizli, yalnız başına apartmanın bodrum katında kalmayı tasarlıyor. Kendi kendine, huzur içinde, kitapları ve CD’leriyle baş başa kalmak istiyor. Gezi günü geldiğinde de planını kusursuz biçimde hayata geçiriyor; annesini ve kapıcıyı atlatıp bodruma kapağı atıyor, eşyalarını güzelce yerleştiriyor ve zamanını abur cuburla beslenip kitabını okumakla geçiriyor (Meraklısına, Lorenzo’nun sık sık yüksek sesle pasajlar okuduğu kitabın Anne Rice’ın “Vampirle Görüşme" romanı olduğunu not düşelim). Lorenzo’nun huzurlu atmosferi, davetsiz bir misafirin ortaya çıkmasıyla altüst oluyor. Uzun yıllardır görüşmediği üvey ablası Olivia (Tea Falco) bir anda bodrum katında bitiyor ve bir süre orada kalmaya karar veriyor.

Lorenzo en başta bu durumdan fazlasıyla rahatsız oluyor; Olivia’ya onu yalnız bırakması için yalvarıyor. Ama arkadaşından haber alana kadar Roma’da kalacak yeri olmayan Olivia, zorla bodruma yerleşiyor. Baş başa geçirdikleri süre içinde iki kardeş birbirlerine ısınıyor. Daracık, izbe bodrum katında, uyuşturucu bağımlısı olan Olivia bağımlılığından kurtulmaya çalışırken Lorenzo da ilk kez birisiyle bu kadar yakınlaşabileceğini görüyor. Her ikisi de yetişkinler dünyasının hâkim değerlerine, günlük yaşamın olağan kodlarına lanet okuyor, birbirlerinin yaralarını iyileştirmeye çaba harcıyor.

“Ben ve Sen”, konusu itibarıyla, Bertolucci’nin sevdiği pek çok temayı içinde barındırıyor aslında. Usta yönetmenin, bir ergenin kendi kaderine hükmedebilmek için hamle yaparak olgunluğa adım atış öyküsünü, cinsel imaları da eksik etmeden anlatmayı pek sevdiği malûm.Tematik uygunluk tek başına yetmiyor ne yazık ki, bu sefer kimya da, fizik de tutmuyor; Bertolucci, zamane gençliğinin dinamiklerini yakalayamıyor. Laptop, mp-3 player, snowboard gibi birtakım teknolojik nesneleri seyircinin gözüne sokmakla veya The Cure, Red Hot Chili Peppers, Muse şarkılarını bangır bangır çalmakla gençlerin kültürel eğilimlerini yansıttığını sanıyor Bertolucci (Saydığımız grupların ergenler nezdinde yeni ve güncel olarak değerlendirilmediğinin, old school sayıldığının, “klasikler” mertebesinde anıldıklarının bile farkında değil maalesef). Dolayısıyla ele aldığı her iki karakterin sorunlarını da sahici kılamıyor. Kolayına kaçarak, Olivia’nın uyuşturucu bağımlılığını basitçe dramatize etmeyi seçiyor. Lorenzo’nun ergenlik sıkıntılarını, karakteri dış dünyadan soyutlayıp kulaklığında müzik dinleterek, yalnız başına bindiği otobüslerde anlamsızca sağı solu seyrettirerek, annesine garip şakalar yaptırarak hissettirdiğini sanıyor. Bertolucci’nin bu tür varoluşsal sorunların dış dünyayla olan bağlantısını kurmak için başvurduğu yegâne yöntemin kamerayı sokaklarda rastgele savurarak, gelip geçenleri seyrettirmek olması hakikaten üzücü. Her iki karakter arasındaki ilişkiyi hangi doğrultuda geliştireceğine bir türlü karar verememesi de cabası.

“Ben ve Sen”, Tea Falco’nun farklı güzelliğinden güç alan kompozisyonu ve Bertolucci’nin uyumsuzluğa düzdüğü samimi methiyenin hatırına izlenilebilir. Tea Falco’nun David Bowie’nin meşhur “Space Oddity” şarkısının İtalyanca cover’ına avaz avaz eşlik ettiği unutulmaz bir sahne içermesi filmin en büyük artısıyken, Truffaut’nun “400 Darbe” filmine selam göndermek için yapılan gereksiz final atraksiyonu da en büyük eksisi.

Film Adı

:

Ben ve Sen

Yönetmen

:

Bernardo Bertolucci

Oyuncular

:

Tea Falco, Jacopo Olmo Antinori, Sonia Bergamasco

Senaryo

:

Bernardo Bertolucci, Niccolo Ammatini

Ülke

:

İtalya

Yapım Tarihi

:

2012

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.