Bulgulara göre; diz kıkırdağı kendini yenileyemiyor

Sert bir düşme sırasında diz kıkırdağının yırtılmasındansa bacak kemiğinin kırılması yeğlenebilir. Çünkü kıkırdaklar, kemiklerden farklı olarak, yenilenemez ve iyileşemez. Profesyonel atletler ve haftasonu koşucuları, dizlerde oluşan bir incinmenin geçmesinin ne kadar güç olduğunu en iyi bilenlerdendir. Yine de şimdiye dek yetişkinlerin diz kıkırdaklarının yavaş da olsa yenilenip yenilenmediğinden emin olunamamıştı; çünkü kıkırdak eksilme ve artmalarını ölçmek pek mümkün olmuyordu.

Kopenhag Üniversitesi’nden romatolog Michael Kjær ve çalışma arkadaşları, konuyu açıklığa kavuşturmak için karbon-14 izotopu düzeyine dayanarak moleküllerin yaşını belirleyen bir teknik kullanmaya karar verdi. Atmosferdeki karbon-14 oranı 1950’li yıllarda yer üstü nükleer silah testlerine bağlı olarak büyük bir artış gösterdi. Fakat 1963’te bu patlamaların yasaklanmasıyla beraber tekrar düşüşe geçti.

Bu izotopun bolluğu ölçülerek, bir molekülün yaşı anlaşılabiliyor. Eğer molekül sürekli olarak yenilenmişse, genç görünmesi gerekir. Karbon-14 miktarı atmosferin şu anki düzeylerine yakın olmalıdır. Fakat eğer molekül uzun süredir durağan kalmışsa ve yerine yenisi gelmemişse, içeriğindeki karbon-14 düzeyi molekülün oluştuğu zamanki atmosferik düzeylerde olur.

Kjær’ın ekibi, organlarını bağışlamış bir merhum ile diz protezi takılan 22 hastanın dizindeki karbon-14 düzeyini ölçü. Kişiler 2000 yılından önce doğmuşlardı. Bazıları osteoartritten ötürü yeni dize gereksinim duymuştu; diğerleri ise sağlıklı eklemlere sahip olmalarına rağmen kemik tümöründen ötürü bu operasyonu geçirmek durumunda kalmıştı.

Araştırmacılar, gerilimin büyük bölümüne dayanan diz ekleminin ortasındaki kıkırdak ve daha az yük taşıyan eklem ucundaki kıkırdak üzerinde analizler yaptı. Diz kolajenindeki (kıkırdağın gerilme kuvvetini sağlayan protein) karbon-14 düzeyleri, kişilerin 8 ile 13 yaş arası dönemlerindeki atmosferik düzeylere karşılık geliyordu. Bu da onların ergenlikten itibaren yeni kolajen üretmediklerine işaret ediyordu. Ekip, elde ettikleri bu bulguları, Science Translational Medicine dergisinde yayımladıkları makale ile duyurdu.

Analiz sonuçlarına göre, örneğin 1935 doğumlu bir kişide çok az karbon-14 vardı. 1950’den itibaren doğan hastaların kolajeninde ise tam tersine bol miktarda izotop vardı, ki bu da nükleer testlerin başlamasıyla birlikte atmosferde oluşan değişimi yansıtıyordu.

Daha önce yapılan bazı çalışmalarda, osteoartrit hastalarında artan bir kolajen sentezine rastlanmış ve bu durum, eklemin kendini iyilrştirme çabası olarak yorumlanmıştı. Fakat son çalışmada böyle bir etki görülmedi. Farklı bulgular konusunda bilimcilerin düşüncesi, önceki çalışmalarda eklemlerdeki kolajen çevriminin dolaylı ölçümlerinin alınmış olmasından kaynaklandığı yönünde. En fazla gerilime maruz kalan eklem bölgelerinde bile yetişkinler kolajen üretimi yapamıyor.

Araştırmacılar diz kıkırdağında yenilemeyi tetiklemek için çeşitli yöntemler de denemiş. Kök hücre  ya da sağlıklı kıkırdak dokusu yerleştirmek gibi işlemlerin hiç biri işe yaramamış. Kjær, bundan sonra kıkırdak bozulmalarını engelleyici yöntemler üzerinde çalışacaklarını belirtiyor ve dizlere gençlikten itibaren çok iyi bakılması gerektiğini ekliyor.

Bu makale bilimfili'nden alınmıştır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.