Tarık Ali: Gezi Parkı isyanın kıvılcımını çaktı

İsmet KAYHAN / LONDRA /ANF

“Kapitalist demokrasi içinde siyasetin temelinin aşırı bir merkez tarafından kontrol edildiğini’’ belirten yazar Tarık Ali savaş karşıtı hareketin ve Avrupa solunun emperyalizmin değirmenine su taşıyan bir niteliğe büründüğünü söyledi. Gezi Parkı direnişi sırasında Londra’da görüşme fırsatı bulduğumuz 68 hareketinin liderlerinden Ali, İstanbul’daki direnişle isyanının kıvılcımının ateşlendiğine dikkat çekti. Ortdoğu’da mezhep savaşlarının Irak savaşı ile başladığını işaret eden Ali’ye göre Türkiye Başbakanı Erdoğan NATO'nun favori İslamcısı...

ANF'ye konuşan Tarık Ali, Şu anda Türkiye’de olanlar bir park için mücadeleye indirgenip, basitleştirilecek türden değil. Olanlar, ülke çapında Erdoğan şahsına, diktatoryal kişiliğine ve partisinin politikasına isyandır" dedi. Tarık Ali'nin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Sizce Gezi Parkı direnişi isyanın kıvılcımını çaktı mı?

- Gezi parkı isyanı umarım yeni sol bir parti veya mevcutlar içinde yenileşmeye gidebilen bir parti oluşumuna sebep olur. Yunanistan’daki isyanların sonucu olarak doğan SYRIZA gibi. AKP iktidar olduğundan beri Türkiye’de gerçek bir muhalefet ortaya çıkmadı. Sol demoralize, parçalanmış durumda, CHP ise belli bir düzeyde marjinalleşti. İslamcılık konusunda giderek artan bir kaygı gelişti, özellikle Gülen cemaatinin yargıya ve orduya sızması vs... Türkiye’deydim ve arkadaşlarımı demoralize, depresif buldum. Örnek olarak, Emek Sinemasının yıkımı, Erdoğan’ın kullandığı dilin tehditkarlığı, kabalığı... İnsanlar hükümetin uygulamalarında en ufak bir muhalefete tahammülsüzlüğünden, toplumunu dinleme nezaketi bile göstermemesinden çok rahatsızlardı.

Şu anda Türkiye’de olanlar bir park için mücadeleye indirgenip, basitleştirilecek türden değil. Olanlar, ülke çapında Erdoğan şahsına, diktatoryal kişiliğine ve partisinin politikasına isyandır. Gezi Parkı, isyanın kıvılcımını çakmıştır.

Nedenlerine bakarsak, Birincisi Erdoğan’ın kendi toplumunda seçmeni olmayanlara hesap vermeyi kabul etmemesi, ikinci olarak bugünlerde dünya çapında neo liberalizme karşı yaygınlaşan isyanın bir parçası olarak görüyorum.

Kapitalizmin -doğasına uygun olarak- piyasayı ve kârı tüm toplumsal çıkarların önüne koymasına toplumsal tepkidir. Üçüncüsü neden ise Erdoğan’ın ve partisinin müteahhitlerle ve inşaat sektörüyle ilişkine bakmak lazım. AKP inşaat sektörüne bağımlı, hemen her konuda geleneksel sağcı bir perspektifin sahibidir.

SURİYE İÇİN ÇOK GEÇ...

Sizce Esad rejimi Suriye’deki isyanı nasıl kontrol altında tutuyor? Ve askeri bir müdahaleyi olası görüyor musunuz?

-Ben iki şey olduğunu düşünüyorum. Bir buçuk yıl önce ayaklanmanın başında, Suriyelilerin çoğunluğunun artık bir değişiklik istediklerinden hiçbir şüphe yoktu. Rejimin sert reaksiyonu ve baskısı bence büyük bir stratejik ve taktik hattaydı. Ve bunu dile getirdim daha evvel. Bu noktada diğer muhalefet liderleri çağırıp bir meclis teşkil edip demokratik bir anayasa oluşturalım demeliydiler. Dindar olmayan ve Suriye'deki tüm etnik azınlıkların hakkını savunacak bir anayasa, yani diğer bir deyişle çatışmayı politize etmeliydiler. Bunun yerine Esad rejimi ihtilafı militarize etti ve buna tepki olarak Suriye'deki Müslüman kardeşliği militarize oldu. Ve daha sonra Batı cihad gruplarını desteklemeye başladı.

Türkiye'de dahil oldu tabi. Biliyorsunuz, Esad ile çok samimi bir ilişkisi vardı Erdoğan'ın yan yana eşleriyle poz vermeler... Aniden Batı'nın ihtiyaçları değişti ve Erdoğan yeni bir rol üstelendi ve Batının istediklerini yaparak gücünü arttırmaya çalıştı, başarılı da oldu bir bakıma. Fakat sınır bölgesinde yaşayan Türk halkının durumu korkunç. Erdoğan, bölgedeki tüm bu küçük şehirleri ve köyleri kaybedecektir çünkü insanlar artık bıkmış bir vaziyette.

Ben Suriye'de uzlaşmacı bir çözümü destekliyorum hâlâ, ama korkarım ki bazı şeyler artık çok geç. Bu nedenle ya bir bölünmüş Suriye göreceğiz yada Batı askeri müdahaleyi yapacaktır. Ancak bunu yapmaları hiç kolay olmayacaktır, çünkü Rusya, Çin ve İran Esad'ı destekliyor. Yani bölgesel şey çok önemli hale geliyor. Benim tahminlerime göre insanların yaklaşık yüzde 22-25’i hükümetten yana, özellikle azınlıklar...

Özellikle Suriyeli Kürt halkına Kürt bölgelerinde sanal özerklik verilerek rejime karşı herhangi bir olası düşmanlık yatıştırılmıştır. Bu yüzden nüfusun bir bölümü rejimi desteklerken, nüfusun diğer bir bölümü cihad savaşçılarını destekliyor. Her iki tarafı da desteklemeyen vatandaşlar var ve bu kesim giderek depresif bir hal alarak ülkeyi terk ediyor. Bu üzücü bir durum ve bir taraf almak kolay değil, biliyorum çünkü her iki şekilde Suriye'de bir felaket söz konusu olacaktır. Fransız ve İngiliz devletlerinin yapmaya çalıştığı da bu, yani kendi menfaatleri ve çıkarları doğrultusunda Esad ile dostluk kuruyorlar. Bu yüzden Suriye'de barışçıl bir geçiş için şansımızı kaybettiğmizi düşünüyorum.

MEZHEP SAVAŞI ASLINDA IRAK’TA BAŞLANDI

Ortadoğu'daki Sünni ve Şii'lerin arasındaki kutuplaşmanın tehlikeli bir tırmanış ve olası açık bir savaşa yol açabileceğini düşünüyor musunuz?

-Ben bunun Irak'ın Amerikan işgali ile başladığını düşünüyorum. Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ta yaptıklarına bir bakın misal... ABD o ülkenin tüm sosyal ve siyasal alt yapısını tahrip etmekle beraber onlarla işbirliği içinde olan cihad partilerine güç teslim etmiştir. Ve belli ki hiç kimse kendi dışişleri bakanlığında oturup biz bunları yaparsak er yada geç bu insanlar İran ile anlaşma yapar ve İran bölgedeki en önemli oyuncu olur diye düşünmedi. Yani kendileri bu durumu oluşturdu. Şimdi Güney-Doğu yardımı ile bu durumu tersine çevirmeye çalışıyor, fakat bu da bir Sünni ve Şii savaşına yol açıyor ve bu çok tehlikelidir.

Suriye'deki Kürtler dış müdahaleye karşı olduklarını ve olası bir müdahale karşısında Kürt bölgelerini koruyacaklarını açıkça belirtmişlerdir.Bu siyasi durumun Suriyeli Kürtler tarafından sürdürülebileceğini düşünüyor musunuz?

-Ben sürdürülebileceklerini düşünüyorum. Irak'a giden ve uzun yıllar Batı ile İsrail ile işbirliği yapan Kürtlerden daha çok iyi bir konumda olduklarını düşünüyorum, yani Kürt aşiret liderleri. Ben bu duruma çok eleştirel yaklaştım ve 2004 yılında Diyarbakır'a gittiğimde beni davet eden birçok ‘ilerici Kürdün’ Amerikalıların onlara Kürdistan’ı vereceğini düşündüğünü görünce şok oldum. Ben bunun çok belirleyici bir an olduğunu düşünüyorum. Maalesef Türkiye'deki Kürt liderleri bu süreçte çok yanlış bir pozisyon aldı ve şimdi bazıları bunu yeni yeni öğreniyor, haliyle Erdoğan'da öğreniyor. Tekrar vurgulamak gerekirse, evet Suriye'deki Kürtlerin mevcut konumunun çok iyi olduğunu düşünüyorum ama olası bir dış müdahale karşısında Rusya ve İran gibi ülkelerle karşı karşıya kalacaklardır.

ERDOĞAN NATO’NUN FAVORİ İSLAMCISI

Türkiye buradaki Kürt özerkliğine müdahale etmeye çalışıyor...T

-Tabi ki yapacaklar bunu. Erdoğan hakkında konuşulması gereken başka bir şey de Türkiye'deki İslamcı rejim, biz onlara NATO'nun favori İslamcıları diyoruz, ki zaten NATO'ya çok sadıklar. Erdoğan okulda küçük bir kabadayı çocuk gibi Amerikalılara gösteriş yaparak, "bak bak ne isterseniz yapabilirim ama sizden daha iyi, bana bırakın" diyor ve güç göstergesi yapıyor. Bu iğrenç ve yanlış bir yaklaşım!

Nisan ayında Türkiye'de düzenlenen bir konferansta Ortadoğu'da bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması mümkün değil, çünkü Kürtler İsrail ve ABD'nin kuklası olur dediniz. Eğer öyleyse, Kürdistan’ın dört parçasından oluşan ortak bir federal sistem oluşturulabilir mi?

-Ben her zaman bir Kürt cumhuriyetinin kurulmasını savunmuş ve bunun için mücadele etmiş biriyim. Hatta İngiliz İmparatorluğu Osmanlı'nın yıkılmasından sonra bunu gerçekleştirebilirdi fakat yapmadı. Oysa bugün durum farklı, çünkü soğuk savaş yıllarında bağımsız Kürt cumhuriyeti olsaydı emperyalist bloka karşı tarafsız bir cumhuriyet olurdu. Eğer dürüst olmak gerekirse ben Iraklı Kürt liderlerin tamamen ABD ve İsraillilerin cebinde olduğu yönünde endişeliyim. Şüphesiz içinde bulunduğumuz yirmi birinci yüzyılda sorgulamamız gereken şudur, siyasi ve sosyal programlar yerine etnik kökene dayalı tamamen etnik devletlerin oluşumu olumlu bir şey mi değil mi? Belki de daha da önemlisi bunun mümkün olup olmadığını sorgulamalıyız?

Şimdi, Amerikalılar Türkiye'nin bölünmesine izin vermez çünkü Türkiye NATO'nun doğuda temel ayağı, özelikle Rusya ile aralarında soğuk rüzgarların estiği bu aralar. Haliyle Türkiye'nin bölünmesi söz konusu bile olamaz. Gerçek bir bağımsızlığın olması için Kürtler emperyalist güçlere ve Türk devletine karşı gelmeli ve kendi Kürdistanlarını inşa etmeliler. Ancak Irak'ta bunu yapmaları ne kadar mümkün bilemiyorum. Bu yüzden cevaplaması zor bir soru benim için. Çünkü Filistin'de olduğu gibi sahte değil gerçek bir bağımsızlık istenmeli. Şayet dış güçlerin gözetiminde ve kontrolünde olacaksa bu bağımsızlık, ne anlamı var? Tabi ki Kürtler kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olmalıdırlar fakat bunun nasıl hayata geçirdikleri çok önemli. Eğer bir ülke olarak kendi kaderini tayin edebilmek seni Amerikan Devletinin bir kolonisi yapıyorsa ne anlamı var? Bunun yerine bir halk olarak mevcut sistem ve ağlardan federal haklarını talep etmek daha mantıklı bir yaklaşım. Bir başka sorun ise evet dağlık bölgelerde Kürtler çoğunlukta ama İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan Kürtler ne olacak? Onların haklarını düşünmek ve onları da korumak zorundalar. Aksi takdirde yeni bir karmaşa olacaktır.

PKK ÖDÜN VERMEMELİ

PKK ve Türk devleti arasında devam eden görüşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Türk ordusu ve Türkiye'nin doğu bölgelerinde baskıcı güçlerin hakimiyetini zayıflatacak her şeyin ileriye doğru büyük bir sıçrama ve bir kazanç olduğunu düşünüyorum. Fakat Türkiye'deki Kürt halkı için gerçek garanti ve hakların elde edilmediği sürece -ki bundan kastım dış politika ve savunma alanı dışında- bu görüşmelerin hiçbir anlamı olmayacaktır. Kürtler diğer tüm haklarını da almalıdır. Bu tür özerklik için insan savaşmalı. 20 yıl sonra ne olur bilmiyoruz ama önümüzdeki iki yıl içinde bu çok önemli olacaktır. Farkında olmamız gereken şey, -ki PKK'de bunun farkında olmalıdır- görüşmelerin tek nedeni Kürdistan'dan petrol almaktır. Bütün bu olan biteni ise Amerika’nın desteği ile tabi Erdoğan manevra ediyor. Ben PKK'nin konumunun çok açık olması gerektiğini düşünüyorum, hiçbir şekilde siyasetten ödün vermemelidir.

MURSİ TÜNElLERE KANALİZASYON KURDU

Ortadoğu'ya Güney Amerika tipi bir model öneriyorsunuz. Neden? Hala aşiretlerin etkili olduğu bir çoğrafyada Güney Amerika modeli nasıl hayata gecebilir?

-Kabileler uzun bir süre hakimler ama bu bizim Arap birliği hayallerimizi durdurmadı. 1956'lerde güçlü bir Arap milliyetçiliği dalgası vardı; Mısır’da Nassır’ın zaferi ve Irak'ta Qasım’ın zaferi gibi ve insanlar artık tek bir Arap ulusunun olabileceği fikrine alıştı. Ben bunun sorun olacağını düşünmüyorum. Sorun, Arap dünyasında Amerika Birleşik Devletlerine ve neo liberalizme meydan okuyacak güçlü bir liderin olmamasıdır. Bugün Mursi’nin başbakan olarak seçildiği Mısır’a bakıyorsun, hiçbir şey değişmiş değil. Hatta anlaştıkları tek bir konu üzerinde, yani Filistin’e bakıyorsun ve tüneller kullanılamıyor. Mübarek tünellerin içine gaz koyardı ve Mursi kanalizasyon kurdu. Tunuslular ise umutsuzca IMF ile pazarlık yapma cabasında ama yakında insanlar bunu görecektir ve bu derin bir umutsuzluk yaratacaktır.

İşte bu sebepten dolayı vizyon sahibi bir lider ve yeni bir toplumsal hareketimiz yok. Bu yüzden Türkiye’deki Gezi ayaklanmasından çok umutluyum, çünkü bu ayaklanma yeni bir sosyal ve siyasi hareketi tetikleyecek ve bu devamında Arap dünyası üzerinde de etkisini gösterecek. İleriye gitmek için bu tek yol, çünkü Türkiye Müslüman Kardeşliğini denedi, ama bunun nelere yol açtığını hepimiz gördük. Ben İslamcı Müslüman kardeşler partilerini Avrupa'daki Hıristiyan demokrat partileriyle benzer olduğunu her zaman savunmuşumdur. Onların İslamcı partileri demokratik, burada Hıristiyan demokrat partiler, sosyal konularda sağcı olanlar, ekonomi ve siyasete sağ kanatta olanlar var ve hepsi oldukça dini. Bu yüzden laiklik üzerinden Erdoğan saldırıyorlar çünkü Erdoğan onlara ahmakça ayyaş dedi sanki partisinin omurgası olan bina yapıcıları alkol içmiyor. Biz onların ne içip ne yaptıklarını çok iyi biliyoruz!

İNSAN HAKLARI VİRÜSÜNÜN KURBANLARI

Irak savaşından sonra savaş karşıtı hareket iyice zayıfladı. Savas karşı hareketin çıkmazı nerede? Sizce, Avrupa solu emperyalizmin değirmenine su taşıyan bir niteliğe mi büründü?


-Evet bazıları tartışma ve hareket biçimleriyle bunu yapıyor, fakat bunun farkında bile değiller. Maalesef onlar insan hakları denilen virüsün kurbanı olmuşlar. Ne yazık ki gençler bu zamanda artık çok kolay manipüle ediliyorlar. Onlar misal, büyük televizyon kanallarında askeri güçlerin bir halka baskı uyguladığını görüyorlar ama bunun dışında başka bir görüntü görmüyorlar ve bu görüntüler tekrar tekrar gösterilerek insanların savaşı desteklemelerini sağlıyorlar. Ama ilginç olan, ben İngiltere'de görüş panolarına baktım insanların yüzde 70’i Suriye’de olası bir müdahaleye karşı çıkıyor. Bu yüzde 70’i Avrupa'daki kurşun geçirmez bilinç düzeyi, özelikle dünya konuları üzerinde, daha önce olduğundan çok düşük. Hatta ABD'nin varlığını görmezden gelmemizi istiyorlar ve Amerika bize bütün bu olan bitenin kendi başına geliştiğini söylüyor ama bu düpedüz yalan ve saçmalık!

SYRİZA TÜRKLER İÇİN İYİ BİR MODEL

Avrupa’da neredeyse beş yılını dolduran ekonomik krize rağmen sizce neden kapitalizme karşı sosyal bir patlama ortaya çıkamıyor?

-Bunun nedeninin çok basit olduğunu düşünüyorum. Obama hükümetinin istisnasız bütün Avrupa partilerine, merkezi sağ veya merkezi sol uyguladığı propaganda sonucu yaratılan izlenim, başka bir alternatifin olmadığıdır. Yani biz müdahale etmez isek daha kötü olur ve bizden başka bunu yapacak kimse de yok. Tabi zaman zaman istisnalar olmuyor değil, Yunanistan’da olduğu gibi Syriza gibi bir partinin ortaya çıkması, -ki Syriza Türkler için iyi bir örnek modelidir. Bir çeşit sosyal ve siyasi güç yarattı ve şu an Syriza ülkenin ikinci en büyük güçü halinde. Fransa’da bir basın toplantısında Syriza lideri Alexis Tsipras’a dünya çapında hayran olduğunuz lider kimdir diye sorulduğunda Hugo Chavez diye cevap vermişti. Merkel’den tut Hollande’ye kadar her siyasi lider bu cevap karşısında deliye dönmüş ve öfkeden Tsipras’a saldırmıştı. Yunanistanlılara eğer Syriza partisine oy verirseniz mağazalarınızda ilaç olmayacak ve hastaneleriniz kapatılacak denmişti. Tam anlamıyla gerçek bir korku atmosferi yaratılmıştı, çünkü Alexis Tsipras’ın Syriza Partisi onlar için artık bir tehditti. Bu atmosferde insanlar kolayca korkmuştu ve halkın bir kısmı genelde 45 yaş ve üzeri, sağ koalisyon partilere oy verdi, halkın bir diğer kısmı ise -ki daha çok gençlerden oluşuyor- yeni bir umut vaat eden Syriza partisine oy vermişti.

Maalesef Yunanistan dışında, Avrupa’daki sol kesiminden buna benzer pek örnek yok. Alman Sol Partisi var umut verici olan ama onlarda sosyal demokratlara olan yakınlıklarından dolayı eleştiriliyorlar. Haliyle şu an sahip olduğumuz gençlerden oluşan bir tabakadır. Avrupa’da sisteme karşı olan ve mevcut siyasi partileri sevmeyen milyonlarca genç var, fakat herhangi bir gerçek alternatif görmedikleri için Almanya’daki Korsanlar Partisi gibi partilere yöneliyorlar, yöneliyorlar çünkü umutsuzlar. Çok değişken bir süreçten geçiyoruz. Uzun bir mücadele geleneğine sahip olan Fransa’ya bakın, kitlesel bir işsizlik var ve çocukların yüzde 20’si işsiz.

Peki oradaki büyük gösteriler ne için?

-Eşcinsel evlilikler için! Yanlış anlaşılmasın, ben eşcinsel evliliklerden yanayım tabi ama bunu sağ ve sol kesimleri bölmek için bir kutsal mesele haline getirmeleri çok tuhaf, saçma üstelik. İstanbul’da tanıştığım bir Türk memuru bana, “Tarık, neden Avrupa Birliği bizden bu kadar çok nefret ediyor?” diye sormuştu ve ben de ‘Türkiye eşcinsel evlilikleri yasalaştırırsa belki girer’ diye cevap vermiştim.

SİYASETİN TEMELİ AŞIRI BİR MERKEZ TARAFINDAN YÖNETİLİYORS

Burjuvaların nasıl davrandıklarını Victor Hugo, "Burjuvalar halkın memnun edilen bir parçasıdır. Ancak Burjuva artık oturmaya vakit bulmuş insandır. Sandalye toplumsal bir sınıf değildir. Yalnız, bir an önce oturabilmek için, insanlığın yürüyüşü bile durdurulabilir" diyor. Bilmediğimiz şey şu: Avrupa’da sistem karşıtları da sandalye mi oldular?

-Evet ‘sandalye’ oldular. Günümüzde kapitalizmin kontrolünün şirketler ve burjuvanın tam olduğunu düşünüyorum. Bundan hiçbir şüphem yok. Ben kapitalist demokrasi içinde siyasetin temelinin, merkez sol ve merkez sağı kapsayan, aşırı bir merkez tarafından kontrol edildiğini düşünüyorum. Aşırı merkez olarak nitelendiriyorum bunu. Çünkü bu merkez diğer ülkeler, azınlıklar ve insanlar üzerine savaşlar empoze eden bir çeşit kemer sıkma savaşıdır. Bu bir alternatifin imkansız olduğunun işareti değil sadece geleneksel ana akım siyasete artık bu eğilimin hakim olduğunun bir işaretidir. Türkiye’de bile bu böyledir, neoliberalizm kapitalizm açısından... Kısa bir süre sonra aynı sorunlarla onlarda karşı karşıya kalacaktır. Şimdi Türkiye çok iyi bir durumda olduğunu düşünüyorlar, fakat ekonomide bir düşüş görülmeye başladı bile. Avrupa Birliği'nden denetçiler Türk bankalarının durumunu görmek için gelseler her şeyin bu kadar iyi olmadığını görecektir, özellikle Gezi direnişinden sonra...

MURAT BELGE BENİ ÇOK ŞAŞIRTTI

Gramsci’den bugüne aydının, entelektüelin tanımında ne gibi bir değişim oldu? Neoliberalizmin aydınlar üzerinde olumsuz bir etkisi oldu düşünüyor musunuz, aydınlar korkaklaştı mı?


-Bunun sebebi tek başına neoliberalizmin değil, 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve kapitalizme bir alternatif modelinin olmaması da etkili oldu tabi. Aydınlar için Sovyetler Birliği'nin çöküşü kitleler üzerinde hiçbir alternatif yok hissi yarattı. Bakın ‘her şey artık bitti’. Bunun üzerine aydınlar çok demoralize oldu, hatta bazıları gemi atladı ve taraf değiştirdi. Türkiye'de dahil olmak üzere, dünyanın her ülkesinde daha evvel aşırı sol da olanlar yeni düzenin bir parçası oldu.

Beni gerçekten şaşırtan ise eski bir dostum olan Murat Belge’nin, -ki Kürt sorunu konusunda da iyi bir konumu vardı- Erdoğan’ın 63 akil adamlardan biri olması. Kendisi Yeşiller Partisi’nin bir parçası ve Erdoğan’ın yeşil harekette yaptıkları ortada. Murat sadece bir örnek ve maalesef aydınlar içinde sağa yönelen birçok kişi var. Siyasi partilerin çerçevesi dışında olan aydınlar ise bir hava damarı gibidir. Gramsci’nin de savunduğu gibi organik aydınlar olabilmeleri için uzun vadeli hareketin bir parçası olmalıdırlar. Birey olarak hareket eden aydınlarsa sadece kendilerini düşünürler, bencil olurlar, ödül kazanmak ve burjuva tarafından takdir edilmek isterler vb. Günümüzde olan da budur, Gramsci’nin kendi ülkesinde olanlara bakarsak sosyalizm fikrinin İtalyan Komünist Partisi'nin halefleri tarafından imha ediliyor. Bu kötü bir durum ve bunu kırmak için bizlerin yeni kuruluşlar ve yeni fikirler oluşturmamız gerekiyor.

Yapacak başka bir şey var mı?

-Evet, neden mezarlarımıza inandığımız her şeyi satmış olarak gidelim ki? Özelikle dünyanın bazı yönleriyle 60'lar ve 70'lerde olduğundan daha kötü olduğu gözönüne alınınca... Bence muhalefet olmayan bir dünyada yaşamak baskıya karşı olan bir dünyada yaşamaktan çok daha kötüdür.

GEZİ PARKI MEDYA TANIMININ DEĞİŞMESİNDE ÖNCÜ OLDU

CNN tarafından yapılan bir ankete göre 10 Amerikalıdan 4’ü ‘terörle mücadele’ cabaları için temel insan haklarını vazgeçmeye hazırmış. Bu sonuç hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Ben bu tarz anketleri ne kadar ciddiye almalıyız bilmiyorum, ama doğruluk payı olabilir. Söyleyebileceğim tek şey var o da Allahtan 10 Amerikalıdan 4’ü ve 10 Amerikalıdan 6’sı falan değil, daha yüksek de olabilirdi! Amerikan nüfusu dünyanın en kötü eğitimli nüfusudur. Medyaları çok monolitik. Eğer ana akım Amerikan televizyonlarına bakarsanız, eleştiri ikili parti sistemin dışına geçemez ve her iki taraf hemen hemen aynı şekilde işlediği için bu tek bir parti devletiyle eşdeğerdir. Fakat en kötü Amerikan televizyonu bile, FOX ve CNN gibi Türkiye’nin yaptığı gibi gerçekleşen büyük olayları göstermemezlik yapamaz. Bu söz konusu bile olamaz. Şimdi devletin medya sansürü bitti mi bilmiyorum ama bundan iki hafta önce Türk televizyonları olan biteni vermektense yemek programı ve penguen belgeseli yayınlıyordu. Gerekçeleri ise alternatif medya ağları veriyordu ve bu şekilde insanlar, buna Avrupa basını ve Amerikan basını da dahil, öğrenmiş oldu. Tabi Twıtter gibi sosyal medya araçlarının katkılarını gözardı etmek lazım. Gezi Parkı direnişi bu bakımdan, medya tanımı değişiminin de öncüsü de oldu. Dolayısıyla kapitalizmin bu baskısı altında demokrasi sadece bir hayaldir.

Bunun öncüsü sanırım Thatcher’di...

-Bakın eğer Thatcher bunu empoze etmeseydi başka bir muhafazakar lider bunu yapacaktı. Ki zaten ondan sonra Tony Blair yaptı. Bunu dünya çapında birçok liderler de yaptı. Thatcher’ın arkasında ve bir bakıma onu inşa eden koca bir basın ordusu vardı. Çünkü Thatcher gibi güçlü figürlere ihtiyaçları vardı. Ama ben bunları ciddiye almıyorum çünkü asıl anlamak zorunda olduğumuz şey, bu tür önlemleri ve devletleri ihtiyaç haline getiren alt nedenlerdir.

Avrupa Birliği sınırları, göç hareketini, toplumsal olayları insansız hava araçları ile gözlemeyi bir süredir tartışıyor. Hatta önümüzdeki on yılda dünyada İHA pazarının büyüklüğü 94 milyar dolara ulaşacak ve iPhone'dan sonra en popüler teknoloji İHA olacak? İHA’lar yeni savaş tanırısı mı?

-Hayır, insansız hava araçları sadece onların kullanabileceği yeni bir silahtır. Popüler bir tercih haline geldiler, çünkü kendi taraflarında herhangi bir kişi kaybı olmuyor. Önceki zamanlarda bir çatışma olduğunda insanlar vardı, askerler vardı ve polisler vardı. Hatta bazı koşullarda polis ve askerlerin karşı tarafa geçmeleri gibi bir tehlike vardı. Bunun örneklerini Mısır’da gördük ve şimdi bazı örneklerini İstanbul’da görüyoruz. Bir gazetede okumuştum, bazı polisler eşyalarını atıp göstericilere katılmış. İHA’lar bir bakıma kendi tarafının enfeksiyonu önlüyor. Bu yüzden CIA İle küçük bir oda da oturup hedef belirledikten sonra bir düğmeye basmak çok daha kolay. Lakin sorun şu ki, İHA yapmak zor bir şey değildir. Başka ülkeler hatta gruplarda yapabilir ve durum böyle olunca bir İHA elde etmek çok kolaylaştı. Hatta, bazı durumlarda diğer silahları elde etmekten çok daha kolay. İHA kullanırsan onlarda sana karşı kullanacaktır. Bu kadar basit. Bunu ne kadar önlemeye çalışırlarsa çalışsınlar önleyemezler çünkü nükleer silah yapımını bile durduramıyorlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.