Başka dillerde yazan Kürt yazarların eserleri Kürtçe ve Türkçeye çevriliyor


Zuhal Özden / Demokrat Haber

Ayrıntı Yayınları’nın Sarı Kitaplar projesinin editörü yazar Yavuz Ekinci, Meyaserin Uçuşu isimli kitabındaki öykülerinden dolayı Pakize Barışta tarafından Türk Edebiyatındaki gerçek ve sessiz bir devrimci olarak nitelenmişti.

Yavuz Ekinci, Meyaserin Uçuşu, Sırtımdaki Ölüler, Bana İsmail Deyin, Tene Yazılan Ayetler, Bir Dersim Hikâyesi (katkıda bulunanlardan biridir), Cennetin Kayıp Toprakları, Rüyası Bölünenler adlı kitapların yazarı.

Bir Kürt köylü ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Yavuz Ekinci, sırasıyla Yedibölük Köyü İlkokulu (1990), Siirt İmam Hatip Lisesi Orta Kısmı (1993), Batman Endüstri Meslek Lisesi Tesviye Bölümü (1997) ve Dicle Üniversitesi Siirt Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü'nü (2001) bitirdi.

2001 yılında Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde "Dikkate Değer" öykü ödülünü aldı. 2003 yılında Kafatası, 2005 yılında Eşikteki Hayatlar, öykülerini yayınladı.

Yazar, hâlen Batman'da öğretmenlik yapmakta ve Van'da Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Entstitüsü'nde Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisans eğitimine devam etmekte…

***

Ayrıntı Yayınları’nda hayata geçen Sarı Kitaplar projenizden bahseder misiniz?

Sarı Kitaplar Dizisi dilinde sürgün edilen ve başka dillerde yazan Kürt yazarların eserlerini Kürtçeye ve Türkçeye çevirmeyi planlıyor. Seçeceğimiz eserin en önemli kriteri yazarın başarısı ve eserin edebiyat niteliği. Çünkü ben edebiyata inanıyorum. Şubat ayında ilk kitabımız çıktı. Mayıs ayında da ikinci kitabımız çıktı.

İlk kitap Selîm Berakat’ın Tüy romanı Arapçadan Türkçe ve Kürtçeye çevrildi. İkinci kitabımız ise Sherko Fatah’ın Sınırlar Ülkesinde romanı Almancadan Türkçe ve Kürtçeye çevrildi. Sınırlar Ülkesinde Türkiye, Irak ve İran üçgeninde kaçakçılık yapan bir adamın hikâyesi. Sarı Kitaplar Dizisinin hem Kürtçe hem de Türkçe okur için güzel ve özel bir okuma olacağını düşünüyorum.

Ben Abhaz’ım, anadilimde konuşulanları anlıyorum ama derdimi anlatamıyorum, kendimi bu konu da kültürüme gözlemci olarak tanımlıyorum, öyle hissediyorum. Çünkü hep dinleyendim, kimse benimle konuşmadı. Siz de dedenizin hikayeleriyle büyümüşsünüz ve ana diliniz Kürtçe’yi soysal hayatın içine girince terk etmek zorunda kaldınız. Türkçe yazan ama romanları kendi diline çevrilen bir yazarsınız, üstelik merkeze ulaşmış bir yazar, çünkü Batman’da yaşıyorsunuz. Kendi dilinizde yazma fikri geçiyor mu kafanızdan, böyle bir düşünceniz var mı?

Dilinde sürgün edilen ve Türkçe yazan bir yazarım. Şu an öyle bir düşüncem yok. Anadilinde sadece dinleyen değilim konuşan ve derdini anlatabilen biriyim. Kürtçem fena değil. Evde ailemle Kürtçe konuşuyorum.

Sizin projeye dahil ettiğiniz Ariel Sabar, Zaho’lu, Yahudi bir Kürt, Amerika’da yaşıyor İngilizce yazıyor. Ailesinin izini sürdüğü bir romanı olmasa dikkatinizi çeker miydi böyle bir yazar?

Bu çalışmaya başlayınca birçok arkadaşım duyduklarını bildiklerini bizimle paylaştı ve paylaşıyor. Ariel Sabar’ın bu romanını yurtdışındaki kitapçıların vitrininde görmüştüm. Ariel Sabar Amerika’da, Murat Işık Hollanda’da, ben Türkiye’de yaşıyorum. Yaşlarımız birbirine yakın. Üçümüzün de birer aile romanı var ve üç roman da hemen hemen yakın tarihlerde yayınlanmışlar. Ariel Sabar’ın romanın adı Babamın Cenneti, Murat Işık’ın romanın adı Kayıp Topraklar, benimki ise Cennetin Kayıp Toprakları.

Kendi dilinde bir edebi metni okurken dışarıdan onun içine giren insan, kendi kimliğinin izlerini sürmek istiyor. Çerkes kadın edebiyatçıların biyografilerini araştırırken kapılmıştım bu hisse, Sarı Kitaplar Projesi o yüzden beni de heyecanlandırıyor. Türkçe okuyacağım elbet başka dil bilmediğimden ve ne kadar duygunun oraya geçebildiğini merak ediyorum. Siz kendi dilinde okuyan insanların neler hissedeceğini düşünüyorsunuz ya da tahmin ediyorsunuz diyeyim.

Sarı Kitaplar projesinde yayınlanacak yazarların hem Türkçe okur, hem de Kürtçe okur için yeni ufuklar açacağını düşünüyorum. Daha çok başındayız. Zaman içinde ciddi bir külliyat olacak. Bunun okuyucudaki karşılığını çok sonra anlarız. Kendi adıma her kitabı sabırsızlıkla bekliyorum. Bu ay Almanca yazan Sherko Fatah’ın Sınırlar Ülkesinde romanı yayınlandı. Muhteşem bir roman. Bu romanın okuyucusu olduğum için mutluyum.

Dil, araya ne kadar aracı girerse duygusunu o kadar kaybeder gibi geliyor bana, sizce Kürt yazarların yaşadıkları toprakların dilinde yazdıkları eserler kendi anadillerine çevrilince okuyucusuna ne kazandıracak.

Ben bir okuyucu olarak bu metinleri merak ediyorum. Kimi okurlar bu metinlerin Kürtçe çevirisini yuvaya dönüş olarak tanımladılar. Bu metinlerin serüvenini zaman belirleyecek. Buna okurlar karar verecek.

Gelecekteki bir diğer projeniz Kürtçe yazılmış eserlerin Türkçeye çevrilmesi sanki burada daha yakın bir tanışıklık var gibi, öyle değil mi?

Böyle bir çalışmanın hazırlıklarını bitirdik sayılır. Önümüzdeki günlerde Kürtçe yazılmış eserler Türkçe okurla buluşacak. Bu çok daha tanıdık. Bu yazarların birçoğunu tanıyorum. Eserlerini biliyorum. Bu mahallendeki mahalle takımında top koşturmak gibi bir şey.

Rüyası Bölünenler kitabının kahramanı İsmail, sizin deyiminizle sadece dilinden değil, ailesinden, büyüdüğü topraklardan sürgün ediliyor. O gittiği yere yabancı, geldiği eve de yabancı oluyor sonra. İsmail bir yazar olsaydı arafta kalmayı anlatacaktı büyük ihtimal, şimdi bu çemberin genişlemesini sağlıyorsunuz, tanımadığımız yazarların hem Türkçe hem de Kürtçe ne hissettiklerini öğreneceğiz. Yani eylemleriniz söylemlerinizin devamı.

Bir yere iltica etmekle o yere tercihen gidip yerleşmek arasında çok fark var. Berlin, Frankfurt, Köln gibi Almanya’nın farklı şehirlerinde kaldığımda yurdundan, evinden, ailesinden sürgün edilen insanlarla tanıştım. Onların sadece bedenleri sınırları aşmıştı. Ruhları vatanlarında, evlerinde ve ailelerindeydi. Ve bu büyük yarılma onları darmadağın etmişti. Onlarla konuşurken bunu hissettim. O günlerde şöyle bir karar verdim. Bir gün cezaevine gireceğimi veya öldürüleceğimi bilsem de bir yere kaçmayacağım. Çünkü insan bir kez ölebilir ama her gün ölmemeli.

Son zamanlarda etrafta gördüğüm kırmızı narlar bana, Cennetin Kayıp Toprakları kitabını hatırlatıyor. Çünkü hafızama kazındı. Küçük bir çocuk babaannesini, dedesini, babasını anlatırken, birden ateşlere atıyorsunuz okuyucuyu. Hasta yatağındaki Almast’ın direnişini, kimliğini diri tutuşunu ölümün kıyısında vermek, muhteşem bir fikir, çok zekice. Siz okuyucunuzu sarsmayı söylediğiniz gibi başarıyorsunuz.

Okuyucuları rahatsız etmek isteyen bir yazarım.

Hikayelerinizle tanıdık önce sizi sonra üç roman yazdınız tekrar hikaye yazmayı düşünüyor musunuz?

Hikaye yazmayı hikaye anlatmayı seviyorum. Yazdığım hikayeler var. Ama onları bir kitap kapsamında toplamadım daha. Şimdi yazdığım bir roman var, bu romandan sonra hikaye kitabı yayınlamayı düşünüyorum.

Kitaplarınızın isimleri de kendi başına ayrı bir anlam taşıyor, “Tene Yazılı Ayetler” içini hiç okumasam da öyle bir köşede dursun isterdim. Elbet okuduğumda orada da kafama çakılan sahneler var. Tutsak edilip işkence edilen adamın kurtarıldıktan sonra bir türlü yaşadığına inanmaması ve ölmesi gibi.

Kitap isimlerine özel bir anlam yükleyen biriyim. Zaten zamanla her kitap kendi ismini buluyor. Buna inanıyorum. Çoğu kitabım daha yazar yazmaz isimleri belli olur. Tene Yazılan Ayetler ismine ilkin yani dosya halindeyken çok karşı çıkıldı. Fakat değiştirmeyi hiç düşünmedim. Çünkü bu romana en çok yakışan ismin bu olduğunu biliyordum.

Yazmaya başlamadan önce her yazarın bir zihin serüveni vardır o duyguyla ilgili, başlıklardan yola çıkıp bunu merak ediyorum. Siz kafanızdaki hikayeyi nasıl yola koyuyorsunuz?

Bir hikayeden önce beni bir duygu sarıp sarmalar. Bu duygunun çekimindeyken zamanla bir hikaye oluşur. O hikayenin ardından gitmek onu yazmak bir varlık nedenim haline gelir. Öyle ki sanki zaman durmuş ve ben bunu yazmadan zaman akmayacak gibi bir duyguya kapılırım. Her ardına düştüğüm hikayeyle biraz daha içime kapandım.

Yeni kitabınızdan bahsetmek ister misiniz, bu kadar sık arayla eser çıkarmak ve hepsinin okuyucuya değmesi, içinizde biriktirdiklerinizin çok fazla olduğunu düşündürüyor bana, bunu yazan yanım söyletiyor. Siz bu konuda ne söylemek istersiniz?

Yeni bir roman yazıyorum. Aslında büyük bir kısmını yazdım sayılır. Bazı bölümleri temize çekilmeyi bekliyor bazı bölümleri de demleniyor. Şu an bu roman hakkında konuşmak çok zor. Çünkü olabildiğince dağınık. Yaklaşık iki yıldan fazla bir zamandır bu roman üzerinde çalışıp notlar alıp fırsat buldukça yazıyorum.

Çok sık kitap yayımladığımı düşünmüyorum. İlk kitabım 2004 yılında çıktı. Aslında bu kitap 2001 yılında bitmişti ve Varlık Yayınlarının düzenlediği Yaşar Nabi Dikkate Değer Öykü Ödül’ünü almıştı. Yol yordam bilmediğim için öylesine yıllarca bekledi. İlk öykü kitabım Meyser’in Uçuşu 2004 yılında yayınlandı. Tabi o aralarda yeni metinler yazdım. Çok sık kitabım çıkıyor olmasındaki algı, kitaplarımın yayınlanmasından bir yıl sonra Kürtçe çevirilerinin çıkmasıdır. Çünkü basında yer ediniyor, ilanlar veriliyor ve okuyucu yeni bir kitabım çıkmış olarak algılıyor. Bunu yeni fark ettim. Çünkü kimi okuyucular geçen yıl yeni kitabınız çıktı, diyorlardı. Oysa her kitabım en az iki veya üç dört yıl arayla çıkıyor ve bir yıl mutlaka bittikten sonra bekletiyorum.

Bana vakit ayırıp sorularımı cevapladığınız için çok teşekkür ederim.

Bu güzel sorularınız için ben teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.