Zirve Yayınevi katliamının en yakın tanıkları: 'Yeni Türkiye'de Hıristiyanlar'a yer yok'

Serdar Korucu / Radikal

18 Nisan 2007’de Türkiye’de kırılma yaratan vahşi cinayetlerden biri işlenirken, biri Alman vatandaşı üç Hıristiyan canice katledilirken oradaydılar. Kendi deyimleriyle “üç baba, üç adam, üç koca”nın öldürüldüğü Zirve Yayınevi’nin kapısının önünde.

Gökhan ve Özge Talas için Zirve Yayınevi’nde öldürülenler, Necati Aydın, Uğur Yüksel ve Tilmann Geske sadece üç dindaşları değil aynı zamanda dostlarıydı. Bu nedenle üzerinden 8 yıl geçse de, acıları da, özlemleri de taze. Ama umutları var. Katliamdan iki yıl sonrasında doğan çocukları, 2012’den beri beraber çıkarttıkları Miras dergisi gibi. Kaygılarıysa tamamen sona ermiş değil.

Gökhan ve Özge Talas, dava sürecini işaret ederek “Türkiye’de Hıristiyanlar için adalet yok” diyorlar.

2007 yılının 18 Nisan’ından önce Malatya sizin için nasıl bir yerdi?

Gökhan Talas: Malatya’ya 2006 yılının Mayıs ayında yerleştik. Öncesinde yurtdışına gitmeyi düşünmüştük, olmadı. Önce bu karar zor geldi. Malatya farklı bir şehirdi. İlk beş ay sıkıntılı geçse de Malatya’dakileri tanıdıkça alışmaya, sevmeye başladık. 35-40 kişilik bir cemaatimiz vardı. Kopmaz bir bağ oluşturuyorduk. Özellikle de Uğur, Necati ve Tilmann’ın aileleri ile dostluğumuz vardı. Artık oradan ev almayı, temelli yerleşmeyi düşünüyorduk.

Özge Talas: Şehir değişikliğinde alışma süreci yaşadık. Fakat küçük şehirlerde insanlar çok daha hızlı kaynaşıyor, bunu fark ettik. Haftada bir toplanıyorduk. Dua ediyor, oyun oynuyor, piknik yapıyorduk. Kısa zaman sonunda bir aile gibiydik.

Bu mutluluk tablosu içinde 8 yıl önce o gün sizin için nasıl başladı?

Gökhan Talas: Bir seminer programı için Ankara’ya gitmiştik. 17 Nisan akşamı Malatya’ya döndük. Sabah erkenden ofise gidiyorduk ama eşim kahvaltı edelim istedi. Ben de Uğur’a mail gönderdim. Esprili bir yanıt verdi. Ama öğlen görüşemedik.

Özge Talas: 11:00 civarında ofise gidiyorduk. Tam da o gün yolda yürürken insanların yüzlerine bakıyordum, “İyi ki sizin yanınızdayım, iyi ki bu şehirdeyim” diyordum. Onlara hizmet etmenin çok güzel bir şey olduğunu düşünüyordum.

“KAPININ ÖNÜNDEYKEN İÇERİDEKİ SESLERİ DUYUYORDUK”

Fakat sizi az sonra bir katliamın tanıklığı bekliyordu.

Özge Talas: Apartmanın içine girdik. Kapıyı çaldık. Açan yoktu. Anahtarı zorladık, olmadı. Ben içeride bazı gölgeler görüyordum. Şirketin telefonunu aradık, çalmıyordu. O sırada içime bir his geldi, ya içeride hırsızlar var ya da kardeşlerimizi öldürüyorlar diye düşündüm. Elim ayağım titriyordu. Apartmanın içinde Tilmann, Uğur ve Necati’nin adını bağırıyordum.

Ses duyuyor muydunuz?

Özge Talas: İçeriden bazı sesler geliyordu. Bir ağlama sesi vardı. Kötü bir şeylerin olduğunu anlamıştık. Apar topar aşağıya indik. Eşim beni oradan uzaklaştırmak istiyordu fakat ben gitmedim. Ona da zarar verirler diye korkuyordum. Sonrasında polis geldi.

Gökhan Talas: Ben polislerle ve katillerden biriyle gerginlik yaşadım. Gözaltına aldılar. Akşama kadar onlarla karşı karşıya oturduk.

Özge Talas: Katiller önümüzdeydi. Biz arkalarından gidiyorduk. Gözlerimizden yaşlar boşanıyordu. Peş peşe karakola girdik. Yüzümüze pis pis sırıtarak bakıyorlardı. Oradaki tek kadındım. Tedirginlik kaplamıştı içimi. Bizi parmak izlerimizi aldıktan sonra bıraktılar. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi karakoldan öylece çıkarttılar. Polis aracıyla bir yere bile bırakmadılar. Otobüsle önce Tilman’ın eşinin evini sonra da Necati abinin eşi Şemsa ablayı ziyaret ettik. İki gün sonra da Ankara’ya döndük.

“MALATYA KATLİAMI SİNSİCE HAZIRLANDI, FARK ETMEDİK”

Böyle bir katliamı bekliyor muydunuz?

Özge Talas: Katillerin kardeşlerimizi öldürmesi karşısında şok olduk, çünkü o güne kadar insanlardan hiçbir tepki görmemiştik. Bizi polise şikayet edebilirlerdi ama o da olmadı. Bu nedenle etkisi çok yıkıcı oldu.

Gökhan Talas: Biz arkamızdan gelişen süreci mahkemede öğrendik. Bir iki haber duyuyorduk ama küçük şeylerdi bunlar. Malatya’da her şey çok sinsice hazırlanmıştı. Hiçbir şeyi fark etmemiştik.

Sizi şaşırtan şeylerden biri de cinayeti işleyenleri tanımanızdı değil mi?

Gökhan Talas: İki katili tanıyorum ama çok yakından değil. Biri diriliş bayramında önümden yemek almıştı.

Özge Talas: Ben de sadece ikisini görmüştüm. Onlardan birine tabak hazırlamıştım.

Gökhan Talas: Uğur onların varlığından rahatsızdı. Bana “Sen onlara dikkat et” demişti. Emre Günaydın ve Abuzer Yıldırım, Şemsa’nın yaptığı yemeklerden almışlardı sonra da kocasını öldürdüler.

Bugün davanın geldiği nokta size ne hissettiriyor?

Özge Talas: İki gün yurtdışında olsa gözünde İstanbul tüten bir insan olarak adaletin yerine gelmemesine üzülüyorum. Üç insanın vahşice öldürülmesi üzerine adaletin yerini bulması bu topraklar adına iyi olurdu. Çünkü bu tehlike yarın öbür gün Müslümanlar için de geçerli. Ama zaten adaletin Tanrı tarafından verileceğine inanıyorum.

Gökhan Talas: Bir konuda bize hiç yalan söylenmedi. Bir kez daha gördük ki Türkiye’de Hıristiyanlar için adalet yok. Hiç şaşırtmadılar. Yani Hıristiyanlar için ortada bir “Yeni Türkiye” yok. Bunu gördük.

“SOKAKTA UĞUR’U GÖRÜYORMUŞUM GİBİ OLUYOR”

Katliamın üzerinden tam 8 yıl geçse de sizde nasıl iz bıraktı?

Gökhan Talas: Hayatımızda her şeyi değiştirdi. Öncelikle umutsuzluk ve depresyona sürükledi. Sonuçta insanız, zayıfız. Ofis açıldığında kanlar içinde yatan arkadaşlarımı gördüm. Yine üzerlerine kan bulaşmış katillerle karşılaştık. Artık hayata kan kırmızı bir perde arkasından bakar olduk.

Özge Talas: Uzun süre korkudan geceleri uyuyamadım. Birileri gelecek ve beni öldürecekler diye düşündüm. Bunu üzerimden atmam zor oldu. İnsanlara güvenme mücadelesi verdim. Sonrasında şunu düşünüyorsun; yaşanan için her insanı suçlayamam. Öyle bir inancımız var ki, Tanrı’ya ve onun sözlerine güveniyoruz. O zaman yaşadığımız o korku üzerimizden gidiyor. Kutsal Kitaba göre insanları sevmem gerekiyor. Böylece yaşamın içine karışıyoruz.

Gökhan Talas: Yine de aklımıza ister istemez bir anda onlar geliyor. Sokakta Uğur’u görüyormuşum gibi oluyor ya da Necati’nin sesini duyuyormuşum gibi hissediyorum. Bu çok dramatik. Herhangi bir şey onları çağrıştırabiliyor. Facebook ya da Twitter’a girdiğinde onlardan birinin fotoğrafını görüyorsun, hatırlıyorsun.

Günlük hayatınızda neler değişti?

Gökhan Talas: Özellikle ilk günler kapıyı daha fazla kilitler olduk. Eşimle daha fazla irtibat halinde olmaya başladık. Hatta bir ara bende bir tik gelişmişti. İlk yıl sürekli belime bir şey sokacaklarmış gibi hızla arkama dönüyordum. Uzun zaman toplu taşıma aracı kullanamadım. Çok az paramız da olsa işe taksi ile gittim.

İki yıl sonraysa çocuğunuz oldu. Bu da zor bir karar değil miydi?

Gökhan Talas: Umutsuz olmamaya çalıştık. Tanrı’nın yaşananlara müsaade etmesinde bir maksat vardı. Kötüyü iyiye çeviren bir Tanrı olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle iyi şeylerin geleceğini biliyoruz. Böylece ayakta durduk. Çocuk sahibi olmak o kadar güzel bir şey ki. Sorumlulukları olsa da hayata bağlanmamızı sağlıyor.

Özge Talas: Çocuğumla yeniden heyecan buldum. İlk kez konuşmayı, okumayı, yazmayı öğrenmesini izliyorsun. Çok saf, çok temiz. Böyle de yetiştirmek istiyorum. Bu büyük bir lütuf. Hayatımıza kattığı anlam büyük.

Belki de “ikinci çocuğunuz” diyebileceğimiz şey “Türkçe’de tüm Hıristiyan mezheplerinin ortak vizyon ve temel inancına sadık olarak yayın yapan tek süreli yayın organı” diye tanımladığınız Miras dergisi değil mi?

Özge Talas: Onu gözbebeğimiz gibi görüyoruz. İnsanlar dergimizden yeni bir şeyler öğrenip bize döndüğünde, “Başarıyoruz, devam edelim” diyoruz. Bununla mutlu oluyoruz.

Gökhan Talas: Miras Dergisi insanların Hıristiyan inancıyla ilgili algısına yönelik bir iyileştirme projesi aslında. Hem Hiristiyanların kendi içinde ortak bir medya aracı olsun hem de kendi güncelimizi ifade ettiğimiz bir mecra yaratmış olalım diye yola çıktık. Ve bu anlamda ne başka bir dergi ne de gazete yok. Miras Türkçe yayın yapan tek Hiristiyan düşünce dergisi. Ve her mezhepten Hristiyan'a ait..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.