16 Eylül 2012 Pazar 13:13
‘Vatan değil oğlum sağ olsun’

Kimi kaynaklara göre Türkiye'de bir milyona yakın asker kaçağı var, buna karşın askere gitmeyeceğini açıklayan 132 kişi... Sebebiyse vicdani reddini açıklayan erkeklerin devlet tarafından cezalandırılması... Şimdi bu direnişe kadınlar da katıldı. Henüz 30 kişiler ancak her geçen gün sayıları artıyor. Sebepler farklı olsa da ortak bir noktada buluşuyorlar: Barış!

 

ZEYNEP BAKIR / Akşam

 

Her şey Tayfun Topçu ve Vedat Vencir'in 1989 yılında vicdani redlerini açıklamalarıyla başladı. Gerekçeleri 'elimize silah almayız'dı. Ardı ardına vicdani reddini açıklayan ve kimliksiz dolaşan, hayatlarını ideolojileri uğruna kaybeden kişiler tarihe isimlerini yazdırdı. Şimdi o erkeklerin arkasından kadın vicdani retçiler de seslerini yükseltmeye başladı. Geçtiğimiz 4 Eylül'de 'Barış İçin Vicdani Ret Platformu'ndan bir çağrı yayınlandı, bu özellikle kadın vicdani retçileri ilgilendiren bir konuydu.

 

Çağrı, kadın retçilerin hareketlerini 'entelektüel bir faaliyet' olarak nitelendiren görüşe yönelikti ve metnin içinden aldığımız alıntıda aynen şunlar yazılıydı: 'Kadın vicdani reddini 'entelektüel bir faaliyet' diyerek küçümseyen, hatta tam bir sivil itaatsizlik olarak bile görmeyen genel bir anlayış hakim.' Ve çağrı şu soruları soruyordu: ''Ordu millet' efsanesi nasıl bir tarihsel süreç içinde doğdu, yaygınlaştı? 'Her Türk asker doğar' anlayışı nasıl normalleşti? Zorunlu askerlik deneyimi erkekleri nasıl millileştirdi ve erkekleştirdi?'

 

Son zamanlarda tüm ülke onlarca yeni 'şehit' haberiyle başlıyor güne. Empati kuramayacağımız kadar büyük acılar yaşanıyor asker evlerinde... Anne-babalar 'Vatan sağ olsun' demekten başka bir şeye tutunamıyor. Birçok vicdani reddini açıklayan ve ilerleyen günlerde açıklayacak olan kadın da, tam bu noktaya işaret etmek istiyor. Oğlunu ya da kocasını askere gönderen, üniformasını ütüleyen, ölümlerinin ardından yasını tutarken bile 'vatanı yüceltme' misyonu verilmiş bu kadınların söz söylemeye, eline silah alma zorunluluğu olmasa bile, savaşın neresinde bulunmaları gerektiğine karar verebilmek ve tepkilerini ilgili makamların (Başbakanlık ve TSK) gözü önünde açıklamak istiyorlar.

 

RET, CAİZ DEĞİLDİR!

Konuya Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bile karışmışlığı var. Geçtiğimiz aylarda dini inançları yüzünden eline silah almak istemediğini belirten bir gence çıktığı mahkeme hakimi şu açıklamayı yapmıştı: 'İslam'da vicdani ret yoktur.' Ve hiç gecikmeden Diyanet İşleri'nden bir açıklama geldi. 'Dinimize göre aklı baliğ olan herkes, ibadetlerinin yanı sıra, devletine vergi vermek ve askere gitmekle yükümlüdür. Her bireyin kendi teminatı için askerlik hizmeti kaçınılmazdır. Bu itibarla kanunen yapmak zorunda olduğumuz askerliği 'vicdani ret' gibi bir gerekçeyle terk etmek dinen caiz değildir'

 

BÖYLE DE BİR ŞEY VAR

Kabul etmek gerekir ki hangi tarafından tutarsak tutalım hassas bir konu. Ülkenin süregelen geleneklerini, bağlılıklarını sorgulamak, üzerine söz söylemek yasa ve kanunları sorgulamaktan çok daha zor.

 

Konuyu sonuçlandıramayacağımız aşikar ama AKŞAM Gazetesi Ekler Yayın Yönetmeni Nilay Örnek'in de köşesinin adına seçtiği cümleyi ödünç alarak 'Böyle de bir şey var' deyip olan biteni düşünce sistemimizin çarkına bırakabiliriz.

 

Sözü vicdani reddini açıklamış ve henüz 'resmi' açıklamasını yapmamış aktivist kadınlara bırakalım. Sonunda herkesin istediği gibi sadece barışı temenni edelim...

 

MAALESEF NE KADAR ASKERSEK O KADAR MİLLETİZ!

Figan Erozan - Ev işçisi (49)

Vicdani reddini 2010'da açıklamış bir kadın. Vicdani ret ile ilk vicdani retçiler Vedat Vencir ve Tayfun Topçu'nun bu uğurda ölümlerine şahit olduğunda tanışmış. Gerisini Figan Erozan'dan dinleyelim. 'İki oğlu olan bir kadınım. Yasal zorlamalarla dolu bir dünyada silahla tanıştırılma ve ölme ya da öldürme 'ritüellerine' alet edilmelerini kabul edemezdim. Bu benim taraf olabileceğim bir alan değil. Devlet ve kurumlar bireyin seçmeme hakkını ortadan kaldıramaz. Ben ölümleri kutsayamam. Bu hiçbir şart altında onaylayabileceğim bir durum değil.

 

AKLI KARIŞTIRAN HAVVA

Adem'e elma verip aklını karıştıran Havva durumuna düşürülüyoruz. Kutsiyet üzerinden tanımlanmış asker ocaklarının mahremiyet alanına giren, akıl karıştıran kadınlar olarak etiketleniyoruz. Bu alanda söz söylemek, düşünmek kadınlara sessiz bir anlaşmayla yasaklanmış sanki. Anlatmaya çalıştığım yasal cezalandırmanın ötesinde ahlaki bir yasak olarak karşımıza çıkıyor. Oysa yaşadığımız dünya ve ülke bağlamında alınan tüm kararlar biz kadınların yaşamları üzerinden tanımlanıyor. Neden fikrimizi söyleme hakkımız olmasın ki? Millet olabilmek ve millet olarak kalabilmek ordular üzerinden belirleniyor. Ne kadar askersek o kadar milletiz!

 

RACONA TERS

Vicdani reddimi açıklamamda, büyük oğlumun askere gitme zamanının gelmesi etken oldu. Oğlum konusuna çok girmek istemiyorum zira ona yansıyacak bir şey beni tedirgin eder. Ama şu kadarını söylemeliyim: Bir erkek için askere gitmemeyi düşünmek, erkek olmayı ret olarak görüyor. Erkekler askerde tüm erk yöntemlerini sorgusuz kabullenmeyi ve içselleştirmeyi öğreniyor. Ne kadar erkek olunabileceği üzerinden sınırsız bir alan askerlik... Dünyanın bu kadar erk söylemli olmasının, askerlik yüzünden etkisi olduğu düşüncesindeyim. Erkek, makul, yumuşak, sakin, anlaşılabilinir olmamalıdır. Bu racona terstir. Eğer bu özelliklerle var oluyorsanız askerlik size nasıl bir erk'ek olunacağını öğretir! Sert, kesin, tartışmasız, ödünsüz, sorgusuz itaat. Bunların bilgisi ve uygulamalarını askerde öğrenir sivil hayatta kullanırsınız. İşte o zaman sistem sizi sivil bir yurttaş olarak kabullenir ve onaylar... Ben ne gençler gördüm, iç dünyasıyla askerde gördüklerini bağdaştıramayıp saçları beyazlayan, teskere aldıktan sonra hala selam duran...'

 

ASKERE GİTMİYORSUN, NEYİ REDDEDİYORSUN?

Zozan Özgökçe - Kadın hakları aktivisti (30)

İki yıl önce vicdani reddimi açıkladım. Ülkemizin 'savaş sever' bir yaklaşımı olduğunu ve kan görmeyi sevdiğini düşünüyorum. Tüm ırkçılığa karşı tepkiliyim ve silahsızlanmanın en iyi yol olduğunu düşünüyorum. Reddimi açıkladığım sıralarda erkek kardeşim askere gitmek üzereydi ve benim bu davranışımı gereksiz buldu. 'Askere gitmiyorsun, neyi reddediyorsun?' demişti. Ona ve aileme de anlattım ama geleneksel bir hal bu. Askere gitmeyene kız da vermezler iş de... Zaten 'erkek olamamıştır' daha...

 

Kardeşim de askere gitmek istemiyordu ama reddetmeyi göze alamadı. Çünkü büyük bir bedel ödüyorlar. Kimliksizleşiyorsunuz, ceza evleri, işkenceler... Bu serüven hiç bitmiyor. Kardeşim akerliğini bedelli yaptı ama ben onun da sınıfsal ayrımcılık olduğunu düşünüyorum. Biz kadınlar askere gitmediği için toplumda da birey olarak ikinci sınıf vatandaş sayılıyoruz. Ve geri planda savaşı destekleyen savaşçılar olarak altımız çiziliyor. Buna karşıyım, sonuna kadar...

 

BENİM SANA VERECEK BİR OĞLUM YOK PAŞA!

Serap Akpınar Emekli (52)

Bir oğlum var ve onu neredeyse tek başıma büyüttüm. Şu anda 23 yaşında. Bu konuda kendisiyle çok konuştuk. Bundan 7 yıl kadar önce, bir gün bana; 'Ben kendi çıkarlarım için bile hiçbir canlıya zarar vermeyi düşünemezken, bir başkasının çıkarı için birilerini öldürmem ya da ölmem için nasıl ikna olabileceğim düşünülebilir!' diye bir soru sormuştu isyan içinde. Ben de 'Düşünenlerin yanına kalsın, zaten kimseyi öldürme ve kimse için ölme' dedim. Ancak zorunlu askerliğin olduğu bir ülkede yaşadığımızın farkında olarak 'İyi de git sen orduyu ikna et o halde' dedi. Ben de 'Kimseyi ikna etmek zorunda değilim, değilsin. Gerekirse bu ülkeden gider, vicdani reddin kabul gördüğü bir başka ülkede yaşarsın 'dedim. Yaklaşık 7 yıldır bu düşünce biçimiyle yaşıyorum ancak 'resmi' olarak vicdani reddin nasıl gerçekleştirileceğini bilmediğim için bu reddimi legalleştirmedim.

 

Elimden gelse, tüm anneleri dolaşıp, iki omuzlarından silkeleyerek 'Bu vatan sağ olsun demeyin, evladım sağ olsun deyin' diye haykırabilirdim. Ama buna imkanım yoktu elbette. Yine de ulaşabildiğim herkese, her gence, her anneye savaşın bize ait olmadığını, ölümün ancak doğal bir süreç olarak yaşanması gerektiğini, sermaye savaşları için feda edebilecek çocuklarımız olmadığını anlatmaya başladım.

 

Geçen yıldan beri de Aygül Erce'nin 'Benim sana verecek bir oğlum yok paşa' şarkısını paylaşıyor, dinletiyor ve yaygınlaştırmaya çalışıyorum. O şarkının içinde benim ve tüm annelerin duyguları olduğuna inanıyorum. Kadınların dünyayı değiştirebileceğini düşünüyorum. Zaten 21 ülkede kabul görmüş bizde de görecektir. Ve son olarak 'Toprağı kim savunacak?' sözlerini arkaik bir deyim olarak görüyorum. Yaşam ve özgürlük neredeyse toprak değerlenir. Kanla beslenmeye ihtiyacı olan bir toprağın yaşayana hayrı yoktur.

Son Güncelleme: 17.09.2012 22:59
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.