'Şerzan'ımızı vurdular!'

Mesut Onatlı / Demokrat Haber

Adı Şerzan’dı. Batmanlı bir Kürt’tü. Babası, bu zorlu hayatta, oğlu “savaşı” ve “savaşmayı bilsin” diye bu adı vermişti ona. Şerzan, savaşı bildiği gibi savaşmasını da biliyordu. Kendini bilime adamış bir üniversiteliydi o. Denildiğine göre öğrendiklerini Kürt ve Türk haklarının kardeşliğini tesis etmekte kullanmaktı amacı. Zekiydi. Bilgiliydi. Dünyaya o güzel ve tedirgin gözleriyle bakıyordu. Hayatı uğrunda ölecek kadar sevenlerdendi. Hayat kavgasına erken atılmıştı. Küçücük bir çocukken Batman sokaklarında ellerinde Eğitim-Sen bayrağıyla dolaşıyordu. Babası onu sevdiği kadar o da babasını çok seviyordu. Babasının davasının bayrağını taşımak ona sevgisini göstermenin bir yoluydu. Minnacık bir çocukken eline aldığı bayrağı bir daha hiç bırakmadı. Üniversitedeyken bayrağı en önde taşıyanlardandı. Kürt’tü. Lakin Kürt dostları kadar Türk dostları da vardı. Sıcaktı. İnsancıldı. İnsanı sevdiği kadar hayvanları-bitkileri de seviyordu. Herkese sevgili olması, herkesin ona sevgili olması bundandı. Bu kişiliğiyle Muğla Üniversitesi’nde Türk ve Kürt öğrenciler arasında bir köprü oldu. Yaktığı kardeşlik ateşi kısa sürede etkisini gösterdi. Muğla Üniversitesi’nde tarihte hiç görülmeyen devrimci bir sinerji doğdu o yıl. Denilene göre bunda Şerzan’ın etkisi büyüktü. Görünüşü ve fikirleriyle Deniz’i andırıyordu. Kürtlerin Deniz’iydi o. Şerzan, eylemden eyleme, bilgiden bilgiye koşarken birileri de onu izliyordu. Onu izleyenler onun yarattığı sinerjiden rahatsız olanlardı. Bu böyle devam edemezdi. Karar verildi. Vuracaklardı onu. Onu nasıl vuracaklarını iyi hesaplamışlardı. Kurtulmamalıydı Şerzan. Öyle planlandı katli.

Hayatı seviyordu Şerzan. Sevdiği hayatı bırakmamak için günlerce direndi. İzmir’de kaldığı Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nin bahçesi arkadaşlarının, babasının dava arkadaşlarının, halklarının kardeşliğine inananların meskeni oldu günlerce. Şerzan hayata tutunsun diye günlerce seslerini duyurmaya çalıştılar ona. Kilometrelerce uzaklardan, Diyarbakır’dan, Batman’dan insanlar İzmir’e akın etmeye başladı sonra. Memleketi Batman yastaydı. Duyan inanmak istemedi. Şerzanları, Ömer Hocalarının çocuğu vurulmuştu. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Bir şehir sustu. Sustu ve bekledi günlerce. Yemekler öylesine yendi. Sular öylesine içildi. Sohbetler kesildi. Sessiz bir çığlık oldu şehir. Şehrin yerel gazeteleri başka haber yazamaz oldu. Söz konusu olan Şerzan’dı. Şerzan’ın hayatıydı. Gözler, kulaklar İzmir’den gelecek iyi bir haberdeydi. Nedense herkes yaşayacağına inanıyordu. Vurulan hepsinin tanıdığı Şerzan’dı ve Şerzanları ölemezdi.

Ve fakat kara haber TV ekranlarından duyuldu. Ömer Hocalarının açıklamasıyla yıkıldı şehir. Şerzan bitkisel hayattaydı. Ömer Hoca, Şerzan’a, davasına yakışan, oğlunu vuranları da utandıran bir açıklama yaptı. Şerzan’ın organları bağışlanacaktı. İzmir’de Türk kardeşlerine hayat verecekti. Böylesi bir acıya karşı böylesi bir iradeyi kimse beklemiyordu. Utandı herkes. Haberi duyan Batman ağladı. Bir şehir ağladı. Öfkelendi. Cenazesinin ne zaman geleceği belli değildi. Lakin bir şehir, haberi duyar duymaz şehri terk etmiş, şehir çıkışına doğru yollara dökülmüş, Şerzanlarını bekliyordu. Saatler geçti kimse ayrılmadı. Karanlık oldu kimse evine gitmedi. Güneş batarken sokağa çıkamayan bir kent bu kez gece karanlığında bütünen sokaktaydı. Gece geç saatlerde ulaşabildi cenaze. Batmanlılar şehirden kilometrelerce uzakta karşıladılar Şerzanlarını. Ömer Hocalarından rica ettiler Şerzanlarını onlara versinler diye. Onlar yıkayacak, onlar defnedecekti. Geç saatlerde binlerce kişi Şerzan’ı defnetti. Sonraki günlerde farklı dinlerden, faklı ırklardan, farklı partilerden, ideolojilerden binlerce kişi taziye çadırına akın etti. Polis taziye çadırına saldırdı. Basın sessizdi. Gençler öfkeliydi. Kardeşliğe olan inançlarını yitiriyordu. Tam da böyle bir ortamda Şerzanlarını büyüten Nejla anne konuştu. Sesi Rakel Dink’in sesine benziyordu. “Dostlar, Anneler” dedi. “Yeni doğan çocuklarımızın ismini Şerzan koyalım.” Ve bir şehir ant içti. Doğacak çocukların ismi Şerzan olacaktı. Denilene göre bir yıl içinde şehirde yüzlerce Şerzan doğdu. Doğmaya devam ediyor. Gençler ant içti. Şerzanları onlara yol gösterecekti. Çoğu genç o yıl Muğla Üniversitesini tercih etti. Çocuklar ant içti. Attıkları her taşta Şerzanlarını anacaklardı. “Niye taş atıyorsunuz?” sorusuna birçok neden söyleseler de hepsinde ortak bir neden vardı. “Şerzan’ımızı vurdular.”

Şerzan Batmanlı bir Kürt’tü. Zorlu hayata direnebilsin, savaşabilsin diye “Şerzan” konulmuştu ismi. Savaşı bildiği gibi savaşmasını da biliyordu. Kendini bilime, bilmeye adamıştı. Öğrendiklerini öğretiyordu. Halkların kardeşliği temel inancıydı. Bunun kavgasını veriyordu. Yiğitti. Cesurdu. Hayatı seviyordu. Daha iyi bir hayat kavgası verirken devletin polisi tarafından katledildi. Katil polis devletin yargısı tarafından tahliye edildi. Bir devlet, 21 yaşında dünyalar güzeli bir bilim insanını katletti. Bir devlet “onları ben temsil ediyorum” dediği halklarının kardeşliğini katletmek istedi…Şerzan’ı vurdu. Şerzan’ımızı vurdu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.