“Güç, Erdoğan'ı kör etti”
Yazar Tarık Ali, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de hayata geçirmeye çalıştığı tek partili sistem eleştirisini ve özgürlüklerin kısıtlanmasını kaleme aldı.

Ali, “‘Erdoğan’dan bahsediyorum çünkü hünerden çaresizce yoksun bir hükümette eşitsizler arasında birinci o. Öyle görünüyor ki güç, gözlerini kendi ülkesi ve bölgesinin gerçeklerine kör etti” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet’te yayımlanan Ali’nin “Güç, Erdoğan'ı kör etti” başlıklı yazısı şöyle:

Erdoğan’ın bile eskiden alıntılar yaptığı büyük komünist şair Nâzım Hikmet, günümüz Türkiye’sinin insan manzaralarıyla karşılaşsa ne yazardı? Bazı şeyler tanıdık olurdu: Siyasi mahkûmların bitmek bilmeyen nakilleri; Kürtlerin süregelen ıstırabı ve gördükleri işkence (Nâzım 1925’teki Kürt ayaklanmasından sonra 15 yıl hapse çarptırıldı); hapiste bitmek bilmeyen konuşmalar, geçmişi yeniden yorumlamalar; hükümetin fiili bir bilgi tekeli uyguladığı tek partili devlete dönüşebilecek bir sistemde hayatın nasıl olabileceği. Özgürlüklerin sınırlandırılması...

MEKTUBU İMZALAMAZDI

Nâzım Cumhuriyetçilik’in çöküşüne hiç şaşırmazdı, ama İslamcıların başarısı da onu afallatırdı. Ne de olsa bir solcu olarak, tek alternatifin sosyalizm olduğunu düşünürdü. 1924 senesinin buz gibi soğuk Ocak ayında, Lenin’in tabutunun başında nöbet tutanlardan biriydi. Tarihin bu kadar acımasız olabileceğine asla inanmış olamaz.

Hele birkaç yıl evvel bir kısım liberal ve laik entelektüelin, ki aralarında maalesef Murat Belge gibi isimler de vardı, Erdoğan hükümetine geniş destek sunan mektubunu asla imzalamazdı. Nâzım bu duruma nasıl gelindiği üzerinde kafa yorar, kendi eserleri hakkında “Benim için mesele biçim ve içerik değil, felsefi, ekonomik ve sosyal kavramlara dair idraktır” diyen bir şair ne yapacaksa onu yapardı.
 
DİKTATÖR GİBİ DAVRANIYOR

Kürtlere ve muhaliflere yönelik saldırılar, gazetecilerin hapsedilmesi, Radikal’in kapatılması, yönetici elitin dağılması ve Erdoğan’ın güç iksiriyle ateşlenen fantezileri, son derece ciddi bir kriz yarattı. NATO’nun favori İslamcıları, kendisini Erdoğan’dan uzaklaştıran Gülen hareketinden ayrıldı.

HDP’nin Kürt yahut değil tüm Türkiyelilerin ilerlemeci partisi olarak belirmesi ve seçim zaferleri, Erdoğan’a aklını oynattırmışa benziyor.

Erdoğan’dan bahsediyorum çünkü hünerden çaresizce yoksun bir hükümette eşitsizler arasında birinci o. Öyle görünüyor ki güç, gözlerini kendi ülkesi ve bölgesinin gerçeklerine kör etti. Gitgide daha fazla bir diktatör gibi davranıyor.

IŞİD’İN MERKEZİ

Bir zamanlar Suriye lideri Esad’ın dostu olan ve Tahran’a dostane sesler çıkaran Erdoğan, Batı’nın Suriye isyanından istifade Esad’ı devirmeye karar vermesiyle değişti. Her türden isyancıya silah ve ‘uzman’, yani Şam’ın zor durumdaki rejimine karşı ‘silahlı direnişe’ rehberlik eden CIA birimleri, tedariğinde kullanılacak bariz kanal Türkiye’ydi. Erdoğan kendisinden istenen her şeyi yerine getirdi ve NATO’nun bölgedeki kilit öncüsü olarak davranırsa bundan bazı faydalar da sağlayabileceğini düşündü. Şam ise Suriyeli Kürtlere adeta tam özerklik vererek yanıt verdi. Buna karşılık, Türkiye’nin hem Rojava hem de Şam’ı ezmek üzere IŞİD girişiminin merkezi haline geldiği neredeyse kuşkusuz. İkmal hatlarının Türk toprakları üzerinde olduğu hiç de sır değilken, tecrübeli gazetecileri gerçeği yazdıkları için tutuklamak neden? Erdoğan ve Suudilerin asıl sorunu, ayrım yapmadan herkesten para ve silah alan IŞİD’in ne Ankara, ne de Riyad tarafından tamamen kontol altına alınamayacak bir güç olması. Onlar, halifelik dedikleri katı Sünni diktatörlüğün çatısında Arap dünyasını birleştirecekleri kendi fantezilerinde yaşıyor.

SALDIRILARA GÖZ YUMULDU

Türkiye’de de Türk istihbaratıyla bağlantılar kurmuş olmalılar. Zira Ankara’daki derin devlet, barışçıl bir gösteride patlayan o korkunç bombanın IŞİD girişimi olduğunu reddetmedi. Ankara’da bulunan IŞİD militanlarından bazılarını izlediklerini, ancak ne planladıkları konusunda hiçbir fikirleri olmadığını itiraf ettiler. Bu belki doğrudur, ama ben inanmakta güçlük çekiyorum. Bir önceki seçimlerde HDP’yi destekleyen çok sayıda seçmenin korkup kaçması için, kimilerinin bu zorbalığın gerçekleşmesine göz yumduğunu düşünüyorum.

AYNALAR ÜRKÜTÜCÜ AMA...

Nâzım’ın şiirinde, Halil (Nâzım’ın kendisi) orta sınıftan bencil bir doktorla tanışır. Münferit ve nevrotik bir burjuvazinin sesini temsil eden doktor, en sonunda hastanede yan koğuşta bir çocuk doğarken intihar eder. Erdoğan bu şiiri biliyor mu bilmiyorum, ancak aynalar bazen ürkütücü olsa bile hararetle okumasını öneririm. Davutoğlu’na da aynısını önerirdim ama zihnini yormak istemiyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.