Demirtaş: Barış yolunda yürümek kolay değil!

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş Radikal gazetesine Kandil görüşmelerini ve süreci yazdı:

KANDİL'DE BARIŞ İÇİN KESİLEN KURBANLAR

Görüşmemiz bittiğinde gece yarısını geçeli neredeyse iki saat olmuştu. Herkesin üstüne baharın kokusu sindiğinden midir nedir, haki olan ne varsa daha bir yeşile çalıyordu o gece.

KCK yöneticileri Murat Karayılan, Sabri Ok, Ronahi Serhat ve Sülbüs Peri ile bolca tartışmalı toplantıyı bitirdiğimiz odadan çıkıp onlar kalacakları yere giderken Sırrı Süreyya’yla birlikte son bir sigara içmek için biz de dışarıya kadar eşlik ettik. (Gerçi Sırrı Süreyya sabaha kadar 8 tane daha sigara içti ama bu durum, yine de dışarıya çıkış gerekçemizi değiştirmez)

Gidenler hangi taraftan gittiler, kaç saniyede gözden kayboldular, bu zifiri karanlıkta korumalarıyla birlikte geceye nasıl aktılar, biz ‘fanilerin’ anlayabileceği türden şeyler olmasa gerek.

‘Kandil sütüyle’ büyümüş çocukların hayallerini, özlemlerini neredeyse sabahın beşine kadar dinledik. Gece kalacağımız evi ve etrafını korumakla görevli, kendilerine teslim edilmiş ‘emanetlere’ bakmaya bile kıyamayan, tepeden tırnağa duygu yüklü çocukluk arkadaşlarımız. Ya da çocukluk hayalleri, bizimle aynı şekilde yarım kalmış arkadaşlar.

Malatya morgundan parçalanmış cesetlerini alarak, üstünde çocukça oynamaya fırsat bulamadıkları toprakların altına defnettiğimiz gençler. Cezaevinde, mahkemelerde elleri kelepçeli yürürken başını dik tutmaya çalışan, dik başlı gerillalara emanettik o gece.

Dışarıda kaç kişiydiler bilmiyorum ama  Karayılan ve diğer arkadaşların da geceyi bize yakın bir yerde geçirdiğini varsayarsak epeyce bir ‘koruma ordusuyla’ çevrili olmamız muhtemeldi.

Yatmamız için hazırlanan odaya geçtiğimizde gün ışımak üzereydi. İnsan milletvekili de olsa Kandil’de uykusu geliyordu. Uyku geliyordu gelmesine de Hewler’den bizi Kandil’e getiren arkadaşların da bizden önce uykuya daldığı oda zifiri karanlıkta adeta top gümlemeleriyle inliyordu. Sırrı Süreyya’nın deyimiyle bu horlamayla Heron’a felan gerek kalmadan yerimizi Mardin’deki herhangi bir karakoldan rahatlıkla tespit edebilirlerdi.

Velhasılı uyumaktan vazgeçerek, toprak zeminin üstüne serilmiş battaniyelerden oluşan rahat yataklarımızı terk edip, aydınlanmış günün yüzüne bakmaya dışarı çıktık.

Dün gece yarısı geldiğimiz bu yeri, sabah alacasında görünce nasıl bir görkemin içine düştüğümüzü anladık. Baharın her santimini yeşerttiği bu derin vadinin içinden gökyüzüne bakmak için bayağı bir dik başlı olmak gerekiyormuş zaten.

Sırrı Süreyya her fırsatta gerillaların barış hayallerini öğrenmek istiyordu. Bir gerilla ‘sivile geçince’ ne yapmak ister? Her ağacın arkasında birkaç gerilla ile karşılaşınca da bol bol sohbet etti.

BİR GARİP RÜYA

1992 baharında üniversite yurdunda yattığım üst kat ranzada aniden uyandığımda da rüyamda tıpkı böyle bire yerde olduğum geldi aklıma. Hayatım boyunca gördüğüm tek rüya buymuş gibi hiç unutmadım o anı.

Kulaklığımdan Kürtçe bir ezgi yüreğime akarken silah sesleriyle yatağımdan fırlamıştım. Gerçekte müziğin bir yerinde silah sesleri duyuluyor ve ben rüyamda tam da böyle bir vadide vuruluyordum.

Ruhum öylece cesedimden yukarıda, cansız bedenimi büyük bir huzur içerisinde izliyordum. Kimseye kızgın değildim, beni vuranlara bile. Sadece niye ölmem gerektiğini anlıyor ve gerekliliği yerine getirmiş olmanın huzurunu yaşıyordum. Kulaklığımdan gelen silah sesleriyle uyanınca, uzunca bir süre rüya mıydı yoksa gerçekten ölmüş müydüm anlayamadım. İşte o gün bu gündür ölmekten hiç korkmadım.

Vadiden yukarı tırmanırken Sırrı Süreyya’ya soluk soluğa anlattığım bu rüyayı hiç dinlememiş gibi geri bana döndü ve “Başkan aynen orda dur” dedi. “Arkadaki dağ silsilesinin oluşturduğu manzara bir film sahnesi için inanılmaz bir açı oluşturuyor. Işığa bile gerek yok, kamerayı çevir çek, o kadar mükemmel yani” dedi.               

Konu benim rüyamken nasıl olduysa birden sinema sanatının inceliklerine kaymasının yarattığı imkânla, üç tane daha Kandil’de çekilebilecek film projesini araya sıkıştırıverdi Sırrı Süreyya.

Tırmanırken ‘nefesimiz kesilecek gibi olma aşamasına’ gelince artık durduk. Az önce içinden çıkıp yürüdüğümüz evi minnacık görebilecek kadar tırmandık herhalde derken o da nesi, hepi topu elli metre yukarıdan evin damına bakıyorduk.

KESİLEN KURBANLAR

Gönüllü ‘korumalarımız’ bizi rahatsız etmeyecek şekilde bütün vadiye mevzilenmişlerdi. Az ileride görünen ev gibi bir yapıda kimler kalıyor diye bakmak için yöneldiğimizde bir ağacın dibinde kan deryası  ve deryanın içinde koyun postuyla karşılaşınca, dün gece yediğimiz etlerin Migros’un et reyonundan alınmadığına iyice kani olduk.

Doğrusu aklıma ilk gelen şey dün akşamki etlerin lezzetiydi. Öylece birkaç adım attıktan sonra büyük bir utançla durdum. Geri döndüm ve kan deryası içinde yatan koyundan arta kalanlarla birbirimize baktık.

Kan dökülmesin diye Kandil’e misafir gelen heyete kurban edilmiş koyunun kanıyla uzun uzun bakıştık. Böyle işte, savaş da barış da kansız olmuyor bu topraklarda. Savaşın da barışın da kurbanları olacak, çaresi yok demek ki.

Sonra öğrendik ki, her mektup gidişinde Kandil’e, heyetin gelişinin hatırına bir kurban kesmişler meğerse.

Bu paradoksal durumun yarattığı can sıkıntısıyla, kaldığımız eve geri döndük. Birkaç dakika sonra da Murat Karayılan, kahvaltısını yapmış, sabah haberlerini dinlemiş, basın özetlerini okumuş bir şekilde girdi içeri (bunlar yüzünden anlaşılmıyordu tabii, kendisi söyledi). Dün gece getirdiğimiz mektubun ve saatlerce yaptığımız tartışmaların yarattığı umut da barışın kurbansız olamayacağını acı tecrübelerle öğrenmiş olmanın verdiği kaygı da aynı yüzde buluşmuştu. Bu defa o bizi yolculadı, bir hatıra fotoğrafı da çektirerekten, arkamızdan biraz da gülümseyerek “Galiba siz buralara daha çok geleceksiniz, yürümeye alışsanız iyi olur” diyerekten.

Doğru. Barış yolunda yürümek kolay değil. Aksini kimse iddia edemez. Barış isteyen herkesin bu yollarda yorulmaksızın ve dönüp arkasına baktığında bir arpa boyu yol kat ettiğini görse dahi umudunu yitirmeksizin yürümeye alışması şart. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.