Cizre Raporu: Halk kimyasal silahla tehdit edildi
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Cizre'de 79 gün süren sokağa çıkma yasağı sonrasında 6-8 Mart tarihleri arasında Yafes, Sur, Cudi ve Nuh mahallelerinde yapılan gözlem ve incelemelerine dair hazırladığı raporu kamoyuyla paylaştı.

Raporda halka ait eşyaların talan edilmesi, insanların kimyasal gaz tehdidiyle evlerini terk etmek zorunda bırakılması, delillerin olay yeri keşfinden sonra dahi korunması ve toplanmasının sağlanmaması, ölen ve yaralanan kişilerin yakınları ve yasal temsilcilerinin incelemelerde bulunamaması gibi ihlallerin yaşandığı, bunların "insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilebilineceği" ifade edildi.

HALK KİMYASAL SİLAHLA TEHDİT EDİLDİ

Abluka altındaki mahallelerde yaşanan tahribatın daha çok havan mermisi, bomba atar ve uzun namlulu silah mermileri ile oluştuğu kaydedilen raporda, tanık anlatımları doğrultusunda evlerdeki eşyaların kırıldığı yada çalındığı, evlerin duvarlarında da ırkçı, cinsiyetçi yazıların yer aldığına dikkat çekildi. Yurttaşlara ait evlerde yapılan bu hırsızlıkların yanı sıra TİHV ve Tabip Odası'nın ilçede kullandığı merkezin kapılarının da yine balyozlarla kırıldığı ve dağıtılan eşyalarla birlikte içerdeki bilgisayarların talan edildiği belirtildi. Tanık beyanlarında, 'kimyasal silah kullanacağız' anonslarından sonra mahalleden beyaz bayraklarla büyük risk göze alarak çıkıldığına vurgu yapılan raporda, en yoğun göçün yasağın 19. ve 20. günlerin de, güvenlik güçlerinin mahalleye yönelik yaptığı rastgele bombardıman ile zırhlı araçlardan 'evlerinizi boşaltın, boşaltmazsanız yıkacağız… kimyasal silah kullanacağız' vb. şeklindeki tehditlerden sonra yaşandığını kaydedildi.

BÜTÜN HAKLAR İHLAL EDİLDİ

Abluka altındaki mahallelerde başta yaşam hakkı ve işkence yasağı ihlali olmak üzere ciddi hak ihlallerinin yaşandığı kaydedildi. Bu ihlalleri saptamak üzere savcılıklarca olay yeri incelemelerinin yapılmadığı, toplanması gereken delillerin bazılarının binaların yıkıntıları arasında kaldığı ve bina yıkıntılarının iş makineleri ile başka alanlara aktarıldığı, böylelikle delillerin sağlıklı şeklinde toplanmamasına ve kaybolmasına sebep olunduğu vurgulandı. Raporda hayatlarını kaybedenlerin otopsi süreçlerinde de Birleşmiş Milletler (BM) Minnesota Otopsi Protokolü'nün gereklerinin yerine getirilmediği, cenazelerde yapılan işlemlerin Adalet Bakanlığı tarafından yürütüldüğü, cenazelerin kimlikleri ile ölüm nedenlerine ilişkin bilgilerin aktarılmadığı, aileler olmaksızın cenazelerin defnedilmeye çalışıldığı yer aldı.

CİNSEL ŞİDDET

Halka ait evlerin karargah olarak kullanılması üzerinden kadınlara yönelen cinsel şiddet de önemli bir veri olarak raporda yer aldı. Bu tespitler ise raporda "Evlerde tamamıyla dağınık ve pis bir halde uzun süreli yaşadığı tespit edilen kolluk kuvvetlerinin bu evlerde yaşayan kadınların kimliklerine, ne iş yaptıklarına, nasıl bir hayat sürdüklerine yönelik bilgiler edindikleri ve kadınların isimlerini yahut yaptıkları işleri 'özellikle kamu kesiminde çalışanların' duvarlara cinsel saldırı ve yaşam tehdidi içeren yazılar bıraktıkları gözlemlenmiştir” ifadeleriyle yer aldı. Raporda yine çatışmalar sırasında en az 38 çocuğun yaşamını yitirdiği, çocukların çoğunun  çatışmalardan sonra konuşamadığı, uykularından sıçrayarak uyandığına vurgu yapıldı.

‘BAŞVURUDA BULUNANLAR BODRUMLARDA ÖLDÜRÜLDÜ'

Raporda, 200 kişinin üzerinde insanın öldürüldüğü bodrumlara dair gözlemler de yer aldı. Buna dair ise şunlar ifade edildi: "İkinci bodrumun bulunduğu bina 5 katlı ve tamamen moloz yığını haline gelmişti. İkinci bodrumda tanık beyanlarına göre hava sıcak olduğunda halen ceset kokusu geliyor. İkinci bodrumun delilleri, güvenlik güçleri tarafından Dicle Nehri'ne kenarına dökülmüş.”  Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM), müdahalenin durdurulması için yapılan 'ihtiyati tedbir' başvuru taleplerinin inceleme süreci devam ederken, müdahaleler sonucu başvurucuların tamamının öldürüldüğü ve cenazelerinin tanınmayacak halde Cizre Devlet Hastanesi'ne kaldırıldığı hatırlatılarak, şunlar kaydedildi: "Görüşülen avukatlar, belediye yetkilileri ve halktan kişiler bodrumlara sığınan insanların yüksek mahkeme başvurularından sonuç alınamamasını ve bu insanların kurtarılamamasını  'yargıya olan güvenin bitimi' olarak adlandırmış ve bu olayın 'insanlığa karşı suç kapsamında' ele alınmasını talep etmişlerdir."

(Kaynak: DİHA)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.