Celal Başlangıç: Erdoğan savaşın başkomutanlığını yapıyor

Gazeteci Celal Başlangıç,  90’lı yıllarda "ya bitecek ya bitecek" diye ülkeyi savaş sürükleyen Tansu Çiller’in  ardından bugünde Erdoğan’ın “savaşın başkomutanlığını” yaptığını belirtti.

Başlangıç,“Döndük, dolaştık aynı yere geldik. "Çözüm süreci" diye yola çıkan Recep Tayyip Erdoğan bugün "Terör örgütünün zerresi dahi kalmayacak" savaşının başkomutanlığını yapıyor” dedi.

“1990'ların Çiller'i 2010'ların Erdoğan'ı olmuştu hem Kürtler, hem de bu coğrafya için.” İfadelerini kullanan Celal Başlangıç’ın Haberdar’da yayınlanan “1994 model Çiller'den 2016 model Erdoğan'a: Aynı şeyleri yap, farklı sonuç bekle!” başlıklı yazısı şöyle:

Yola "Bask modeli" diye çıkmıştı, "ya bitecek ya bitecek" savaşına sürükledi Türkiye'yi.

 Boşaltılan, yakılan köyler, faili meçhul cinayetler, yaşamını yitiren binlerce insanla 1990'lı yıllarda ülkeyi bir kan gölüne döndürdü Tansu Çiller.

 Döndük, dolaştık aynı yere geldik.

 "Çözüm süreci" diye yola çıkan Recep Tayyip Erdoğan bugün "Terör örgütünün zerresi dahi kalmayacak" savaşının başkomutanlığını yapıyor.

 Yakılan, yıkılan, bombalanan Kürt kentleri; yüzlerce gencin, askerin, polisin, kadınıyla çocuğuyla yaşlısıyla sivillerin öldürüldüğü; onlarca gazetecinin, binlerce Kürt siyasetçinin gözaltına alındığı, tutuklandığı kan rengi bir ülkeye uyanıyoruz her sabah.

 1990'ların Çiller'i 2010'ların Erdoğan'ı olmuştu hem Kürtler, hem de bu coğrafya için.

 Tam da "devlet aklı" bu olsa gerek. 20 yılda alınan mesafe ancak bir "kuş beyni" kadar.

 Benzeşme bu kadar olsa yine iyi...

 Bu ülkenin geleceğine dönük çok daha büyük hendekler kazma, barikatlar örme konusunda da adeta Çiller'le yarışıyor Erdoğan.

 1994'te DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması gündeme gelince adeta kükremişti Çiller:

 "PKK'yı meclisten atacağız."

 Ne tesadüftür ki, Erdoğan da Çiller gibi "kükrüyor" bugünlerde:

 "Terör örgütü uzantılarını TBMM'de istemiyoruz."

 Polis Meclis'i basıp ensesinden tuttuğu Kürt milletvekillerini yaka paça götürürken aldığı sonuçtan çok emindi Çiller:

 "Başlarım şimdi onların dokunulmazlıklarına."

 Aradan geçen 22 yıla rağmen Erdoğan da alacağı sonucu neredeyse aynı şehvetle bekliyordu:

 "Suçun varsa yargılanacaksın kardeşim. Ben senin milletvekilliğinin bitmesini nasıl beklerim ya."

 Aynen Çiller gibi Erdoğan da beklemek istemiyor milletvekilliklerinin bitmesini.

 Bu da olsa olsa aynı "devlet aklı"nın, "balık hafızası" modeli...

 Oysa biraz "balıktan öte" hafızalı bir "devlet aklı" olsaydı asla unutmazdı 2 Mart 1994 tarihinde Meclis'te yaşananları.

 Kürsüde Orhan Doğan vardı. Karşısındaki koltuklarda oturan, biraz sonra ellerini kaldırıp dokunulmazlığını kaldıracak, kendisini yıllarca sürecek cezaevi yolculuğuna götürecek insanlara sesleniyordu Doğan:

 "Ben, tarihe ve tarih içinde halka hesap vermemekten korkarım. Bugün birileri, yüce parlamentonun da katkısıyla beni ya da arkadaşlarımı yargılayabilirler, fikir ve düşüncelerimi, düşünceleriyle mahkûm edemedikleri için ellerime kelepçe vurulmasına da onay verebilirler. Ama beynimi, demokrasiye olan sevdamı, insanlara olan tutkumu mahkûm edemeyeceklerdir. İnanıyorum ki, bugün dokunulmazlığımın kaldırılmasını isteyen çevreler, tarihe ve halka hesap veremeyeceklerdir. Asıl korkması gereken onlardır. Onlar mahkûm olduklarında, zaten biz kamuoyunun vicdanlarında aklanmış olacağız.”

 Sevgili Orhan Doğan başı dik girdiği cezaevinden 10 yıl sonra yine başı dimdik çıktı ve yaşamının son anına kadar Kürt Özgürlük Hareketinin, Türkiye Sosyalistlerinin yüz akı olarak sürdürdü mücadelesini.

 O gün TBMM'de dokunulmazlığı kaldırılanlardan biri de Sırrı Sakık'dı. Bugün Ağrı Belediye Eşbaşkanı...

 Bir diğeri Leyla Zana'ydı. Bugün HDP'nin Diyarbakır Milletvekili...

 Ahmet Türk'ün de dokunulmazlığı kaldırılmıştı o gün. Şu anda Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı...

 Bir başkası Selim Sadak'tı. Yıllarca cezaevinde yattı. Çıktıktan sonra Siirt Belediye Başkanı seçildi. Şu anda Kürt Özgürlük Hareketinin her kademesinde bir nefer olarak çalışıyor.

 Bir de Hatip Dicle vardı dokunulmazlığı kaldırılan. Cezaevindeyken bile milletvekili seçildi sonra. Şimdi DTK Eşbaşkanı olarak Kürt Özgürlük Hareketinin önde gelen siyasetçilerinden biri.

 Ya o dönem donulmazlıkların kaldırılmasına önayak olanlar... Tansu Çiller'ler... Mesut Yılmaz'lar...

 Milli Görüş geleneğinden gelenler... "Sol görünümlü nasyonalist"ler...

Ne oldu onlara? Neredeler şimdi?...

Hepsi, "son kullanım tarihi" geçenlerin gönderildikleri yerde.

Aradan 22 yıl geçti. Bugün artık Çiller yok, Erdoğan var. Geçmişin kötü bir tekrarını izliyoruz sanki.

Kaldırılması planlanan dokunulmazlıklarla ilgili olarak Orhan Doğan'ın yerine bugün Selahattin Demirtaş konuşuyor:

"Biz mevzuyu çok abartacak değiliz. Kaldırmak istiyorlarsa parmak onların, kol onların. Kendileri bilir. Ama bunun siyasi vebali bizim olmayacak. Fiziken bedeli bize ödetmek isteyebilirler. Bundan kaçan yok. Özellikle Sayın Kılıçdaroğlu'nun şu tuzağı iyi görmesi, iyi hesap etmesi lazım. Bu tür ucuz, Anayasa'ya aykırı ahlaksız tekliflerde birleşirseniz yarın 'CHP kaldırdı' diyecekler. Bu tarihi vebale hiçbirimiz ortak olmayalım."

Dönüp dolaşıp 22 yılda aynı yere gelmişiz demek ki... Aradan geçen bunca zamanın "Yeni Türkiye"sinde Kürtlerin yeni Çiller'i Erdoğan olmuş!

Onca yıllık süreçte, bütün bu yaşadıklarımızdan sonra geldiğimiz nokta meğer birleşik iki isim olmuş:

"ÇillErdoğan"

32 YILDA VARILAN YER: CHOPİN Mİ TEKBİR Mİ

Aslında "devlet aklı"nı yani "bu kafa"yı sadece Çiller-Erdoğan parantezine sıkıştırmak doğru değil.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana geçen süre içersinde Tansu Çiller bir ara duraktır, Recep Tayyip Erdoğan ise geldiğimiz son durak.

 Önceki gün Erdoğan yine "PKK'yı yendik" diye gürledi:

"Güvenlik güçlerimiz fedakarca mücadeleyle terör örgütünü bir kez daha eyvallah yenmiştir."

Bir bakalım geçen 32 yıllık süreç içersinde kaç defa "yenilmiş" PKK:

"Devlet eşkiyaya pabuç bırakmaz, huzurlu olun."

(Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Üruğ, 24 Mayıs 1986)

"Hainler mutlaka hüsrana uğrayacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın."

(İçişleri Bakanı Yıldırım Akbulut, 2 Mart 1987)

"Devletimiz güneydoğudaki her türlü şer'in üstesinden gelebilecek güçtedir. Bu hainane teşebbüsleri, hareketleri yapanlar er geç pişman edilecektir."

(TBMM Başkanı Necmettin Karaduman, 13 Ağustos 1989)

"Bu katil eşkıyalar nerede olurlarsa olsunlar hak ettikleri cezayı göreceklerdir. Belki yaptıklarından pişman olmaya bile vakitleri olmayacaktır."

(Başbakan Mesut Yılmaz, 7 Ekim 1991)

"Eşkiyanın defteri er geç dürülecektir. Artık her türlü ok yaydan çıkmıştır."

(Milli Savunma Bakanı Barlas Doğu, 25 Ekim 1991)

"Irak sınırında kuş uçmayacak."

(Başbakan Süleyman Demirel 10 Eylül 1992)

"PKK Kuzey Irak'ta barınamayacaktır."

(İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, 22 Haziran 1992)

"PKK'yı süpüreceğiz. Uzun süredir önemli planlar ve stratejiler üzerinde çalışıyoruz. Uygulamaya da geçiyoruz."

(Hükümet Sözcüsü Yıldırım Aktuna, 23 Ekim 1993)

"Bu kış PKK'nın tüm kadrolarına büyük darbeler vuracağız. PKK'nın tüm kadrolarına büyük darbeler vuracağız. PKK'nın lider kadrosu yok edilecek. Hatta o örgütün başı dahil."

(Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, 10 Kasım 1993)

"PKK işi baharda bitecek."

(Başbakan Süleyman Demirel, 21 Mayıs 1994)

"PKK'yı imha harekatı karşısında teröristler panik içindedir."

(Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, 21 Mayıs 1994)

"PKK teröristleri Güneydoğu'nun her yerinde zemin kaybediyor."

(Başbakan Tansu Çiller, 9 Nisan 1996)

"Teröre çok güzel bir darbe vurulmuştur."

(Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, 21 Ekim 2007)

"Bu cinayet şebekesinin çökertildiğini göreceksiniz."

(Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 16 Ağustos 2011)

"Sınırlarımız içinde tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemize devam edeceğiz."

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 11 Ağustos 2015)

"Gerektiğinde de çok şedit bir şekilde kafalarını ezeceğiz."

(İçişleri Bakanı Selami Altınok, 2 Eylül 2015)

"Dökülen her kanın hesabını soracağız."

(Başbakan Ahmet Davutoğlu, 8 Eylül 2015)

Erdoğan'ın önceki gün söylediği sözü de bu listenin sonuna ekleyin:

"PKK'yı yendik."

Bakalım bu liste bu anlayışla kaç yıl daha, ne kadar uzayacak!

Bütün bu yaşananlardan gele gele 1994 model Çiller'den, 2016 model Erdoğan'a varmak hazin bir sonuç.

Akan bunca kanın ardından da "devlet aklı"nın soruna çözüm bulmak yerine vardığı aşamayı söyleyeyim:

"Şehit cenazelerinde Chopin'in Cenaze Marşı yerine Itri mi çalınsın, yoksa tekbir mi getirilsin" tartışmasıdır.

"Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek ahmaklıktır" der Einstein.

Onlarca yıldır yaşadıklarımızın prizmasında bugüne uyarlayalım üstadın bu sözünü:

"Aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekleyen ancak tekbir getirir!"

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.