‘12 Eylül'den 'Acayip Hikayeler' çıktı’

Göksel Durutuna / ntvmsnbc

 

İSTANBUL - Gırgır dergisinin esprilerle dolu, komik sayfalarının arasında fantastik, bilim-kurgu ve gerilim hikayeleri okumak okurlar için de çok farklı bir tecrübeydi. Oğuz Aral'ın "gereksiz taramalardan kaçının" sözlerine inat simsiyah bir sayfaydı. O çizgilerin altında Galip Tekin imzası vardı.

 

Gırgır dergisinde başlayan hikayeler Hıbır, HBR Maymun ve Leman dergilerinde de yıllarca devam etti. Galip Tekin'in hikayeleri şimdi dergi sayfalarından çıkıp bir televizyon dizisine dönüştü. Cuma geceleri Star'da yayınlanacak "Acayip Hikayeler"de her hafta farklı bir hikaye, farklı oyuncularla ekranlarda olacak.

 

Galip Tekin, "Acayip Hikayeler"in 12 Eylül darbesinin ardından gelen sansür günlerinde çaresizlikten başladığını söylüyor: Yapacak bir şeyimiz kalmadı. Ben de fantastik hikayeler çizdim.

 

Gırgır’da başlayan ve Hıbır, Leman’da devam eden hikayeler televizyona uyarlandı. Nasıl başladı dizi projesi?
80'lerde bu hikayeleri çizdiğim zaman adı “Acayip Hikayeler”di. Yıllar sonra bu hikayeleri albüm haline getirdim o zaman adını “Tuhaf Hikayeler” yaptık. Dizinin adını da önce “Tuhaf Öyküler” yapacaktık ama sonra “Acayip Hikayeler”e dönüştü. Aslında yapmak istediğimiz, kanala teklif ettiğimiz başka bir projemiz vardı. “Profesyonel” adında uzun bir hikaye, eski bir çizgi romanımdı. Onun tarzı farklı olduğu için kanal haklı olarak cesaret edemedi. Bizim hikayelerimiz biraz aykırı. Dergide bile bazen aykırı durduğu oluyordu. Aslında bu kanala verildiği zaman benim hiç umudum yoktu. Kabul edilmez diye düşünüyordum. Önce bir ısındıralım dedik bu yola gittik. Olur mu olmaz mı? ters tepki alır mı? ona göre diğer projeye girelim derken “Acayip Hikayeler”e başladık.

 

Nasıl bir format hazırlandı?
Hepsi dergideki hikayelerden uyarlama. Dergide 1-2 sayfa süren hikayeler olduğu için daha fazla uzatamıyoruz. Sürelerini 30-35 dakika ile kısıtladık. Her bölümde yeni bir hikaye başlayıp bitiyor ve mekanlar, oyuncular değişiyor. Uzun hikayeler de var ama onlara giremiyoruz.

 

Gırgır’dan beri yüzlerce hikaye çizdiniz. Dizi için hikayelerin seçimlerini nasıl yaptınız?Yaklaşık 400 hikaye var ve bunlardan 150 tanesi yapılabilir. Ama şu anda en az efekt olan, en az rahatsız edeci olan, fazla kan olmayan, uçan, kaçan uzaylı yaratık, uzay aracı göstermeden basit, kolay halledebileceğimiz hikayeleri seçtik. Kalan hikayeler çok masraf isteyen hikayelerdi. Çizerken her şeyi çizmişiz; bir yerden yaratık geliyor, uzaylı kaçıyor, oradan yanardağ patlıyor. Hani bir şey görünmezse daha korkutucu olur. Jaws meselesi gibi… Jaws görünene kadar çok gergin geçer de göründükten sonra birden “aman bu muymuş” dersiniz. Biz de göstermeden halletmeye çalışacağız.

 

Senaryo aşamasında siz de yer aldınız mı?
Ben tretmanları yazıyorum, iki bölümün de senaryosunu yazdım. Gırgır dergisinden Seyfi Şahin senaryoları yazıyor. Önünde çizilmiş hikayeler var. Bu yönetmen olsun, sanat yönetmeni olsun kostümcü olsun çok avantajlı bir durum. Seyfi’nin önünde tretmanlar oluyor bir de görsel olarak hikayenin kendisi olduğu için senaryoları yazıyor. Bir kere daha benim kontrolümden geçtikten sonra çekime başlanıyor.

 

Oyuncuları nasıl belirlediniz?
İşlerim çok yoğun olduğu için oyuncu seçimleri için devreye giremedim. Benim istediğim mümkün olduğu kadar çizgi romandaki tiplere uygun tiplerin seçilmesiydi. Adam çirkinse çirkin, kadın güzelse güzel; kısa boyluysa kısa, uzun boyluysa uzun… Ancak öyle tavsiyelerde bulunabildim çünkü harıl harıl çalışılıyor, iş yetiştirilmeye çalışılıyor. Bunun için toplantı yapalım da işte şunu şunu seçelim diye vaktimiz olmadı. Çizgi romandaki tiplere uyulması rica edilerek halletmeye çalışıyoruz.

 

Çizgi romandan ayrı dizi için tasarladığınız şeyler olacak mı?
Çizgi roman uyarlaması olduğu için araya parça parça çizgi roman karesi giriyoruz. Bir de hikayelerim çok karmaşık olduğu için dergide ben genellikle kendimi çizip anlatırdım. Onu Hayko Cepkin’e yükledik. O hikayelerde anlatıcı olacak.

 

Televizyonlarda son zamanlardaki dizi furyası malum, onlarca dizi gösteriliyor. “Acayip Hikayeler” çok farklı bir formatta yayımlanacak. Nasıl tepkiler bekliyorsunuz?
Benim de kanalın da çok fazla beklentisi yok. Kanal da zaten rating kaygısı olmadığını, gece 12’den sonra denemek istediğini söylüyor. Bu kanalın büyük bir cesaretidir. Kanala çok saygı duyuyorum. Büyük bir cesaretle “olur” dedi. Bazen dergide bile otokontrolümüz olmasına rağmen bizi bile tedirgin eden hikayeler çizdik. Televizyona koymaları büyük cesaret…

 

Gırgır dergisinde başladı “Acayip Hikayeler”. Fantastik, gerilim, bilim kurgu hikayeleri daha önce çizilmemişti. Nasıl başladı?
Benim başladığım dönemde zaten ufak ufak fantastik, bilim kurgu furyası başlıyordu. “Yıldız Savaşları”, “ET”, “Jaws” 80’lerde geldi. Eskiden filmler Amerika’da oynadıktan 5 yıl sonra Türkiye’ye gelirdi. Biz de onları seyretmeden dalga geçen şeyler yapıyorduk. Halkta bir merak başlamıştı. O dönemlerde yine “Alacakaranlık Kuşağı” başlamıştı, oradan da yatkınlık vardı. Ben de o dönem ufak ufak çizmeye başladım ama biraz da çaresizlikten oldu. O dönem 80 darbesi sonrası sıkı bir sansür geldi. Yapacak bir şeyimiz kalmadı. Politikacılar yasak çizemiyorsun, politik kapak yapamıyorsun. Dünyanın en renkli tipleridir rahmetli Erbakan, Ecevit, Türkeş sonra Demirel ama yasak… Okuyucuyu nasıl elimizde tutucağız derken herkes başka bir yola gitti. Behiç Pek, tuttu “Muhlis Bey”i yaptı. Saçma sapan Türkçe konuşan bir adam… Hasan Kaçan, “Cork”u yaptı. Küçük yuvarlak tipler, Heten Keten diye imza atardı. Adamların ne konuştuğunu şifre çözer gibi çözüyordun ama çözdüğün zaman da darbe marbe uçup gidiyor. Ben yapacak bir şey bulamadım dedim fantastik bir şeyler yapayım. Derdimizi fantastik olarak anlatalım. İşkence yapılıyorsa Türkiye’de geçmesin ama uzayda bir yerde geçsin. İşkenceyi konu alan çizgi roman olsun. Oğuz Abi çok açık görüşlü bir adam ama o bile İlk önce “Oğlum ne yapıyorsun Fransızlar gibi çizmenin alemi var mı” dedi. Uzun süre yayınlatamadım ama bir ara punduna getirip “Acayip Hikaye” diye bir hikaye koydum. O zaman editörlükte yapıyordum bazı şeyler benim kontrolümdeydi. Sonra patladı gitti, beğenildi, devamı istendi. Daha sonra birçok çizer fantastik, bilim kurgu çizmeye başladı. Gerek çizgi romanda, gerek karikatürlerde olsun.

 

Gırgır’daki çizgi karakterler, öyküler komik olurdu ama sizin çizdikleriniz komik değil korku ve fantastik hikayeler… Oğuz Aral ne diyordu çizdiklerinize?
Benim ilk bilim kurgu hikayelerim komik hikayelerdi. Çizgi olarak da karikatüre daha yakın çizgilerdi. Hikayeler daha komik anlatımlıydı, öyle kurtarıyorduk. Sonra ben desen çizmeye, çizgi sertleşmeye, hikayeler daha kanlı olmaya başladığı zaman Oğuz Abi bir yerde “hop ne yapıyorsun” dedi. Her şey bembeyazken bir tane siyah sayfa orada göze batıyordu. Sayfalar komik gidiyor derken bir sayfa açıyorsun kafalar uçuyor, beyinler dağılıyor; homoseksüeller var, hayat kadınları tuvaletlere çocuk düşürüyor, onlar büyüyor fare adam oluyor… O da benim avantajıma oldu aslında. Pırıl pırıl komik şeylerin arasından sivrilip çıkmasının sebebi o. Belki bütün dergi fantastik, acayip olsaydı bu kadar çıkmayacaktı ortaya. Oğuz Abi de okuyucu çok istemeye başlayınca kabullenmek zorunda kaldı. Çünkü çok fazla talep oldu, mektup geldi. Hatta ara verdiğimiz zaman bile “nerede bu adam? neden çizmiyor merak ediyoruz" deyince Oğuz Abi de bu işin rüzgarına uydu, o baba haliyle “tamam, ne çizersen çiz karışmıyorum” geçiştirdi.

 

Oğuz Aral’ın meşhur lafı var “gereksiz taramalardan kaçının” diye ama sizin çizgilerinize baktığımız zaman çok fazla tarama var simsiyah bir sayfa. Oğuz Aral’ın sözünü dinlememişsiniz…
Ben çok sözünü dinlemedim, çok da kavga ettik. O söz aslında çok güzel bir sözdür. Hepimize söylenmiş bir sözdür. Aşırı taramalardan kaçının… O şuraya da gelir. Öyle kapsamlı ki aşırı içmeyin , yemeyin, para harcamayı … Her şeyin aşırısına karşı kullanılmış bir sözdür. Temeli tabii çizgidir. Tarama atmak da öyle bir şey ki hastalık gibi. Başladığın zaman bırakamıyorsun. Benim taramalarımda çok gereksiz değildir. O yüzden fazla da müdahale edemedi çünkü ben gotik çizdiğim için karamsar. Onu vermek için mecburen tarama atmak zorunda kalıyorsun. Çok duygusal bir aşk hikayesi çizdiğin zaman da çizgi birden değişir, taramayı bırakırsın daha yalın çizgilerle çizmeye başlarsın.

 

Farklı bir çizginiz var. Bu zamanla mı oluştu yoksa etkilendiğiniz bir akım var mı?
Zamanla oluştu. Benim ilk çizdiğim çizgiler de Oğuz Aral kökenlidir. Yuvarlak gözler, patates burunlar, kepçe kulaklar… Ama sen çizgiyi değiştirmek için uğraşmazsın, çizgi zaten otomatik olarak evrim geçiriyor, değişikliğe uğruyor. Sen bir şeyler keşfediyorsun hatta inanır mısın bazen kalem kayıyor yanlış çiziyorsun güzel bir şey ortaya çıkıyor onu kullanıyorsun. Bir müddet sonra baktım hikayeler ciddileşmeye başladı, ağırlaştı hikayenin senaryosu oldu tutup onu komik bir çizgiyle çizemezsin yavaş yavaş çizgiyi değiştirip onu anlatabileceğin bir çizgi desen çizmeye başlıyorsun çünkü oarada bir kurt adam çiziyorsun komik çizsen hikayenin etkisi kalmayacak mecburen onu kılıyla kaşıyla dişleriyle tam desen olarak çizip okuyucuyu etkilemen gerekiyor.

 

Okurlarınız da merak ediyordur sizi bu hikayelerin çizen Galip Tekin kim? Hikayelerdeki gibi farklı yaşayan bir dünyası mı var?
Değil işte. Belki bir dönem tuhaf bir yaşantım oldu. Çünkü çok kişilikli bir yaşantıydı o. Bir taraftan Boğaziçi’nde öğretim görevlisiyim, bir taraftan gece alemindeyim çünkü bar işletiyorum. Ama hikayelerimdeki gibi abartılacak biri değilim. Ama bu doğaldır, bir şehir efsanesi uydurulur. Kötü niyetli değil. “Uyuşturucu kullanıyor da çiziyor” gibi şeyler söylendi. Okuyucunun da garip, çok abartılı bir hayal dünyası var. Bizden geri kalmaz. Öyle zannediyorlarmış. Ben uyuşturucu alıyorum da hayaller görüyorum öyle çiziyormuşum ki imkansız uyuşturucu alan birisi bırak çizmeyi imza bile atamaz. Tek kare çizemez ama madem öyle görmek istiyorlar, öyle mutlu oluyorlar ben de sesimi çıkartmadım. Öyle bilsinler diye.

 

İlk mesleğiniz makinistlik. Oradan çizgi dünyasına geçmeniz nasıl oldu?
Uzun yıllar makinistlik yaptım hatta çırak bile yetiştirdim. O zamanlar makineler kömürlüydü, makineler arasında kıvılcım atlardı. İki tane kömür vardı. Kaynak gibi inanılmaz bir ışık verirdi. Kömürün bir özelliği vardı parmak boyuna geldiği zaman kullanamıyordunuz, çıkarıyordunuz ve yenisini takıyordunuz. Kömürlerin üzeri bakır kaplıdır. Her film geldiğinde bir ton afiş gönderirlerdi onun arkasına falan çiziyordum kömür kalemlerle. Öyle ufak ufak çizmeye başladım sonra akademi sınavına girdim. Hiçbir kurs falan olmadan kazandım ama okuyamadım. Çünkü o sıra Gırgır’a başlamıştım. Bir de akademi masraflı bir okul, ben resim çiziyoruz sadece zannediyordum ama öyle değilmiş fırçalar, malzemeler inanılmaz masraflı karar vermek zorundaydım. Bir akademiye gidiyorum, bir dergiye gidiyorum. Bir gün Oğuz Abi çağırdı beni odasına “yavrucum sen bu okula gidiyorsun ama sana orada çizgi öğretiyorlar mı” dedi, “yok” dedim. “Peki çizdiriyorlar para veriyorlar mı” dedi, “yok” dedim. “Oğlum gel buraya ben sana hem çizgi çizmeyi öğreteyim hem de üzerine para veriyim” dedi. Çok mantıklı bir laf etti bana bıraktım ben akademiyi. Ve gerçekten çizgi çizmeyi ben Oğuz Abi’den öğrendim. Önce karikatür çizdim, sonra başkalarına hikayeler yazdım onlar çizdi. Sonra kendi hikayelerimi çizdim derken aldı başını gitti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.