ABD Merkez Bankası’nın yeni parasal genişleme kararı QE 3.0: kimin yararına?

Jack Rasmus

 

Çeviren: Taylan Doğan / Demokrat Haber

 

Giriş Yorumu: Geçtiğimiz hafta ABD Merkez Bankası, Federal Reserve (FED), ekonomiye doğrudan para enjeksiyonunu üçüncü kez tekrarlayacağını duyurdu: Bu işlem, QE 3 (“Quantitavive Easing”), yani parasal genişleme programı (PGP) olarak adlandırılıyor. FED’in bu son hamlesi, bu satırların yazarı tarafından geçen yıl Aralık ayında öngörülmüştü (bkz. “Ekonomik Öngörüler: Bugün ve Gelecek” [Economic Predictions: Present and Future”], Z Magazine, Ocak 2012. Üstelik o sıralarda (Aralık 2011) FED bundan bir önceki “QE 2,5 Programı”nı (PGP 2,5) daha yeni açıklamıştı. Bu programın da ismi “Twist Operasyonu”ydu. Ancak PGP’ler çoğunlukla hisse senedi ve tahvil piyasaları, türev enstrümanlar ticareti, emtia piyasaları ve diğer spekülatif yatırım biçimlerinin büyümesine ve varlık değerlerinin artmasına yol açtı. Reel ekonomiye, konut tedarikine veya istihdam yaratılmasına ise hemen hiç katkıda bulunmadı. Aşağıda niçin son para enjeksiyonunu PGP 3’ün de reel ekonomi üzerinde önemsiz bir etkisi olacağını, fakat daha önceki para enjeksiyonları gibi yatırımcıların kârlarını daha da arttıracağını okuyacaksınız.

 

Geçen Cuma günü (14 Eylül) FED, Amerikan bankacılık sistemine çok büyük miktarda likidite (para veya çabucak paraya çevrilebilir menkul kıymet) enjeksiyonu programının son versiyonunu duyurdu. “Parasal Genişleme” olarak tanımlanan bu işlem, 2009 başlarından günümüze kadar yaklaşık 4 yıldır süren ve FED tarafından yatırımcılardan mortgage senetleriyle diğer tahvillerin doğrudan satın alınmasını içeren daha önceki PGP1, PGP2 ve PGP2.5 hamlelerinin üzerine geldi. Daha önceki parasal genişleme programlarıyla FED, yatırımcılardan, toplam 2,75 trilyon dolarlık mortgage senedi ve diğer tahviller satın almıştı.

 

FED ve ABD medyası, 3. parasal genişleme programının, bugün Birleşik Devletler’de durgunluk içindeki işgücü piyasasını ve yıllardır kriz seviyelerinde gezinen konut piyasasını büyütmek için gerekli olduğunu aktardı. Bugün ABD’deki işgücü piyasası, işgücüne yeni katılan işçileri soğurmaya yetecek kadar dahi istihdam yaratamıyor. Evet, doğru, son birkaç yıldır işsizlik düzenli olarak 23 milyon kişi civarında dolaşıyor. Konut piyasası ise, geçen 3 yıldır olduğu gibi, neredeyse bütün göstergeler açısından “dibe toslamaya” devam ediyor.

 

Fakat 3. genişleme programı olan PGP3 de istihdam yaratma, konut veya genel ekonomik toparlanma üzerinde önceki parasal genişleme hamlelerinden daha etkili olmayacak. PGP’ler yatırımcıları sübvanse etmeye ve hisse senedi, tahvil, türev enstrümanlar ve emtia future piyasalarını yükseltmeye dönük uygulamalardır. Dolayısıyla, gerek bireysel gerekse şirket olarak yatırımcıların gelirleri ve kazançlarını artırmaya yöneliktir.

 

Geçen Aralık ayında yazdığım ve Z Magazine’in Ocak 2012 sayısında yayımlanan “Ekonomik Öngörüler: Bugün ve Gelecek” adlı makalemde [1] dokuz ay önce, üstelik de “Twist Operasyonu” denilen QE2.5 parasal genişleme programı FED tarafından daha yeni uygulamaya konmuşken,  ardından 2012’in bir yerleinde başka bir parasal genişleme programının daha (PGP3) daha gündeme geleceğini öngörmüştüm.

 

Bu öngörüm, geçen Kasım ayında yaptığım analize dayanıyordu (bu analiz, yine bu web sitesinde ulaşabileceğiniz, Obama’nın Ekonomisi: Bir Avuç İnsan İçin Toparlanma [“Obama’s Economy: Recovery for the Few”] adlı, Nisan 2012’de yayımlanan kitabımda da mevcut. Yaptığım bu analizde, yeni parasal genişleme programlarının (PGP) uygulamaya konulması ile borsa ve diğer piyasalardaki yükselişler arasında güçlü bir bağıntı olduğunu gösteren verilere yer vermiştim. Bağıntı şöyle işliyordu: Piyasalar durağanlaşmaya başladığında PGP’ler devreye sokuluyor ve piyasalar bir kez daha yükseliyordu. Sözünü ettiğim kitabımın 90. sayfasındaki tablo, borsalar yavaşlamaya ve hisse senedi fiyatları tekrar düşmeye başlar başlamaz, bir başka PGP’nin uygulamaya sokulduğunu gösteriyor. Ardından borsalar tekrar yükseliyor. Söz konusu PGP’nin sonuna gelinmeye ve program hızını kaybetmeye başladığında ise, borsalar tekrar duraksamaya başlıyor ve yeni bir PGP’den söz ediliyordu. Eninde sonunda başka PGP devreye sokuluyor ve bu yeni program yine borsanın yükselmesiyle sonuçlanıyordu. Yukarıda bahsettiğim tablo 5.1, 1. ve 2. PGP’ler için bu ilişkiyi tespit ediyor. İlk iki PGP, FED tarafından bankalar ve yatırımcıların cebine 2,3 trilyon dolar enjekte edilmesiyle sonuçlandı. FED, yatırımcılar ve bankalardan çeşitli yüksek riskli ve diğer mortgage senetleri ve menkul kıymetler satın aldı. Üstelik bu varlıkları pek çok defa, mevcut çok düşük değerleri üzerinden değil, tamı tamına satın alma değerleri üzerinden aldı. Başka bir deyişle, FED’in PGP’lerinin sonucunda, yatırımcılar ve bankacılar sübvanse edilmiş oldular.

 

Bankalar ve yatırımcılar daha sonra FED’in sağladığı bu “talih kuşunu” hisse senetlerine, çürük tahvillere [“junk bonds”; riski ve getirisi yüksek tahviller], türev enstrümanlara, (en gözdesi petrol future işlemleri olmak üzere) emtia piyasalarına, borsada trade edilen yatırım fonlarına [“exchage traded funds”], döviz future işlemlerine, yani çeşitli spekülatif finansal enstrümanlara yatırıyor. Ya da bazı bankaların yaptığı gibi, FED’in sağladığı parayı alıp kendi bünyelerinde tutuyorlar. İster saklansın isterse spekülatörlere akıtılsın, parasal genişleme programıyla enjekte edilen bu paralar kredi biçiminde istihdam yaratmak üzere reel sektör şirketlerine verilmiyor. Başka bir ifadeyle, yatırımcı ve bankalar offshore finans merkezlerine [getirilerin yüksek, vergilerinse çok düşük olduğu yatırım merkezleri] veya finansal menkul kıymetlere aktarmadıkları parayı ellerinde tutuyorlar. Bankalar, şimdi rezervlerinde fazladan 1,7 trilyon dolar civarına ulaşan bu paranın üzerine oturuyor. Bankaların küçük ve orta boy işletmelere açtıkları krediler hiç artmıyor, hatta azalıyor. PGP’ler tarafından bankalara pompalanan ve bankaların üzerine oturduğu veya finansal spekülasyona aktardıkları bu trilyonlar şimdiye dek pek az istihdam yaratmaya yaradı.

 

PGP’lerin konut sektörünün toparlanmasına da fazla etkisi olmadı. PGP’ler mortgage kredi faizlerini biraz düşürebiliyor, fakat düşük faizler bugüne kadar konut sektörünün toparlanamamasına bir çözüm oluşturmadı. Bankalar düşük faizli mortgage kredileri verebileceklerini duyuruyorlar; fakat bu, bankaların –çok çok küçük, seçme bir alıcı grubu dışında– gerçekten düşük faiz oranlarından mortgage kredisi verdikleri anlamına gelmiyor. Son üç yılda düşük faiz oranlarına karşın bankalar, ev satın almak isteyen çoğu alıcıya mortgage kredisi vermek için faizle ilgisi olmayan çok sayıda, külfetli koşullar dayattı.  Konut satın almak birisi, yüzde 3,75 faiz oranıyla bir mortgage kredisi alabilir. Fakat şu koşullara uyması şartıyla: Konut bedelinin yüzde 40’ını peşin ödemeli, mükemmel derecede 800 + kredi siciline sahip olmalı, yüksek aylık geliri olmalı ve söz konusu banka şubesindeki hesabında 100.000 dolar tutmalı.

 

Dolayısıyla PGP, konut sektörünün toparlanması ve yeni istihdam yaratılması açısından pek bir işe yaramıyor. Bankaların gerçekte küçük işyerleri ve tüketicilere kredi vermesini sağlamıyor. Sadece bankaların, FED’ın sağladığı paranın üzerine oturması veya onu spekülatörlere vermesiyle sonuçlanıyor. Spekülatörler ise söz konusu krediyi hisse senetleri, çürük tahviller satın almak, (benzinin pompa fiyatlarını yukarı çekmek üzere) spot piyasada future petrol işlemleri veya sanayi emtiaları, her türlü türev enstrüman ve döviz vs. piyasalarında spekülasyon yapmak için kullanıyorlar.

 

Bir başka deyişle PGP yatırımcıların yararınadır, ev sahipleri ya da işsizler veya küçük işletmelerin değil.

 

Bu yaz FED’in son PGP3’ü uygulamasına yönelik baskılar, borsa bir kez daha yavaşlamaya başlayınca gündeme geldi. FED’in geçen aylarda yeni bir PGP’yi devreye sokması giderek ihtimal dahiline girmeye başlayınca, borsa da hareketlenip yükselmeye başladı. FED geçen hafta PGP3’ü duyurduğunda ise piyasalar patlama yaşadı. Dow Jones ve S&P 500 endeksleri bugün, 2007’de finansal çöküşten önce bulundukları seviyelere ulaştı. (Büyük ölçüde geçen üç yılda uygulanan 3 PGP’nin harekete geçirdiği) hisse senetleri fiyatları neredeyse % 150 (iki mislinden fazla) yükseldi. Çürük tahvillerin getirilerindeki artış ise daha da yüksek oldu. 2009 başlarından bu yana petrol ve emtia fiyatlarında üç ayrı fiyat balonu oluştu ve böylece hem emtia piyasalarından hem de spekülatif türev enstrümanları işlemlerinden miktarı bilinmeyen büyük servetler kazanıldı. Bilinmiyor, çünkü bu yatırımların kayıtları hiçbir yerde yer almıyor. Buna karşın, (bir yıl önce “Obama’s Economy” kitabında öngörüldüğü gibi) ABD’de nüfusun geri kalanı (yani yatırımcı/şirket sahibi-yöneticisi olmayanlar) için konut sektörü, istihdam ve genel ekonomik durum dip seviyelerde dalgalanmalar gösterdi ve üç yılda, üç kez kötüleşip durgunluğa girdi.

 

Bankalara sağlanan sıfır faizli krediler biçimindeki bedava para (ZIRP olarak tanımlanıyor) ile FED’in PGP politikalarıyla piyasaya enjekte edilen para, bugüne kadar toplamda 10 trilyon doların üzerine çıktı –hepsi de bankalar ile yatırımcılar camiasını kurtarmak üzere tasarlanan programlar çerçevesinde, bankalar ve yatırımcılara verilen sübvansiyonlu para. Ancak bankaların kurtarılması, ekonominin toparlanması anlamına gelmiyor. Bankalara yönelik kurtarma programları zorunlu olarak ekonominin toparlanmasıyla sonuçlanmıyor. Niçin? Çünkü ya kurtarma parası bankaların rezervlerinde tutuluyor (yani trilyonlarca dolara varan rekor düzeydeki rezerv fazlası biçiminde bankalarda kasalarda bekletiliyor); veya bankalar tarafından çoğunlukla (hisse senetleri, çürük tahviller, emtia future işlemleri, ETF’ler vs. gibi) spekülatif piyasalarda epeyce kârlı, hızlı getiriler elde eden profesyonel yatırımcılara kredi olarak veriliyor. Sonuçta FED’in PGP’lerle gerçekleştirdiği para enjeksiyonları, ekonominin geneli için kalıcı bir ekonomik toparlanma üretmiyor.

 

Üstelik şimdilerde küresel ekonominin süregiden yavaşlamasına çare olması için belli başlı bütün merkez bankalarının öncelikli strateji olarak küresel çapta PGP-benzeri politikalara artan ölçüde bel bağladığına tanık oluyoruz. Sadece FED değil, Avrupa, Japon ve Birleşik Krallık merkez bankaları da bu politikayı izliyor. Bugün Birleşik Devletler sadece % 1,5 ekonomik büyüme üretebiliyor ve ekonomisi yavaşlıyor. Avrupa zaten giderek derinleşen bir durgunlukta; Çin ve diğer hızlı büyüyen ekonomiler de (Hindistan, Japonya, Brezilya vs.) şimdi hızla yavaşlıyor. Merkez bankaları, özel bankacılık sistemlerini daha da istikrarsızlaştırma potansiyeli taşıyan, ekonomik yavaşlamanın küresel düzeyde devam edeceği beklentisiyle bankacılık sistemlerini istikrarlı hale getirmeye hazırlanıyor.

İşte bu nedenle dünya çapında merkez bankaları arasında giderek artan bir yakınsama ve koordinasyon başladı. Geçen hafta Avrupa Merkez Bankası (AMB), başka bakımlardan da FED’in bir ayna imgesine dönüşmeye çalıştığı için, kendi PGP versiyonunun yeni bir aşamasını uygulayacağını duyurdu. Birleşik Krallık Merkez Bankası da (The Bank of England) önce FED’in ve AMB’nın harekete geçmesini beklediği için yakında yeni bir PGP ilan edecek. Japon ekonomisi şimdilerde daha fazla yavaşlama sinyalleri vermeye başladığı için, bu kervana Japon Merkez Bankası da katılacak. Başka bir deyişle, dünya çapındaki merkez bankaları 2008’in tekrarından kaçınmak için hep birlikte ön-alıcı bir tutumla yeni bir bankacılık krizine mani olmaya çalışıyorlar. PGP’lerin artan koordinasyonunun ve merkez bankalarının, her geçen ay dengeleri yeniden bozulan özel bankacılık sistemlerine yoğun para enjeksiyonu yapmayı sürdürmesinin ardında işte bu var.  

 

Fakat ne kadar koordineli şekilde uygulanırsa uygulansın PGP’ler, ABD, Avrupa, Japonya ve şimdi aynı yola giren Çin’de bile reel ekonomilerin yavaşlamasını durdurmayacak. İster PGP’ler isterse başka biçimde olsun, merkez bankalarının politikaları reel ekonomik yavaşlamayı durduramaz ve ikinci bir eşzamanlı küresel durgunluğa sürüklenişi engelleyemez. PGP’ler ve genel olarak parasal politikalar bir çözüm değildir, çünkü merkez bankaları dünyadaki bütün parayı ve likiditeyi bankacılık sistemine pompalayabilir; fakat bunun mutlaka reel ekonomi şirketlerine borç vermek ve dolayısıyla istihdam yaratmak üzere yatırım yapmakla, sonuç olarak ekonomik bir toparlanmayla sonuçlanması gerekmiyor.  

 

Bugün küresel kapitalist sistem, üretim amacıyla gerçek ekonomiye borç vermek, gerçek bir istihdam yaratmak ve gerçek anlamda sürekli bir ekonomik toparlanma için gerekli tüketimi harekete geçirmek üzere gerçek kullanılabilir gelirler yaratmak yerine, spekülatif yatırım biçimlerine ve bu tür yatırımlarla hızlı kazançlar peşinde koşmaya artan şekilde bağımlı hale geliyor. Günümüzde bankalar spekülatif finansal menkul kıymetlere yatırım yapmadıklarında nakit parayı rezervlerinde tutmak istiyorlar: rezervlerinde tutmadıklarında ise bunu yapmak üzere bekliyorlar. Ya da parayı spekülatörlere aktarmadıkları veya bunu yapmak üzere bekleyişe geçmedikleri takdirde, belki de bankalar (ABD, Avrupa, Japonya) offshore işlemlerle yükselmekte olan piyasalara borç veriyorlar. Fakat artık yükselmekte olan piyasalar da yavaşlama içinde. Dolayısıyla bankalar artan şekilde PGP’yi ve merkez bankalarının sağladığı nakitleri ya kasalarında tutuyorlar veya çabuk, kısa vadeli kârlar elde etmek için spekülatif piyasalara girip çıkıyorlar ve/veya bekliyorlar.

 

Bütün bunlar şu anlama geliyor: İster ABD’de isterse küresel düzeyde olsun, şimdiki gibi küresel bir durgunluğa doğru kaymak yerine, istihdam ve kalıcı bir ekonomik toparlanma sağlamak için kullanılabilecek yeterli sermaye aslında var. Daha önce belirttiğim gibi, raporlara göre tek başına Amerikan bankaları kasalarında yaklaşık 1,7 trilyon dolar tutuyorlar. Bankacılık dışı büyük sermaye şirketleri ise (ki bunların birçoğu da kısmen bankaların kendisidir ve türev araçlara, hisse senetlerine ve benzerlerine yatırım yaparlar) 2,5 trilyon doların üzerine oturmuş durumda. Son olarak, ABD’de yerleşik çokuluslu şirketler, offshore finans merkezlerindeki bağlı kuruluşlarında 1,4 trilyon dolar tutuyorlar. Söz konusu şirketler yasa gereği bu paraları ABD’de getirip vergisini ödemeyi reddediyor (tabii ki hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar tarafından Kasım seçimlerinden sonrası için söz verildiği gibi, Başkan ve Kongre’den yeni bir vergi indirimi “anlaşması” koparıncaya kadar).  

 

ABD iflas etmedi. Birleşik Krallık, Avrupa ve Japonya da iflas etmediler. Yatırım yapmak ve istihdam yaratıp ekonomik toparlanmayı sağlayacak para orada öylece duruyor. Sadece ona sahip olanlar tarafından kilitli kasalarda tutuluyor. Bu paraya sahip olan bankalar, onu (örneğin kredi veya yatırım amacıyla) harcamayacaklar. Aynı şey Euro bölgesi ve Japonya için de geçerli. Bu arada merkez bankaları tarafında politikalar birbirine yakınsarken, ABD, Avrupa, Birleşik Krallık ve Japonya arasında başka bir yakınsama daha gözleniyor: Maliye tarafında, süreklilik gösteren mali “kemer sıkma politikaları”nın uygulanması (ABD’de “mali uçurum” olarak tanımlanan şey). Bunun anlamı şu: Sosyal amaçlı hükümet harcamalarını ve hükümet yatırımlarını kısmak, olanaklı olduğunda kamu mallarını satmak (özelleştirme) ve yatırımcılar ile şirketler dışında herkesten daha yüksek vergi almak.

 

O halde FED’in 3. PGP’sinin manası şu ki sınırsız miktarda bedava para, saklamaları veya spekülasyon yapmaları için bankalar ve yatırımcıların emrine amade olmaya devam edecek; diğer yandan biz geriye kalanlar için yapılan harcamalar ve kullanılabilir gelirde kesintiye gidilecek. Fakat “onlar için PGP’ler” ve “biz geriye kalanlar için kemer sıkma” demek olan önlemler, –Avrupa’da hızlanan, ABD’de daha yavaş gerçekleşen ve Asya’da bile ufukta gözüken– ekonominin yavaşlaması ve durgunluk anlamına gelecek.


Notlar:

Jack, 2012’de yayımlanan “Oboma’nın Ekonomisi: Bir Avuç İnsan İçin Toparlanma” [Obama’s Economy: Recovery fort the Few] adlı kitabın yazarıdır. Adı geçen kitap, kendi bloğu ve web sitesinde indirimli olarak satılıyor. Blog adresi: jackrasmus.com; web sitesi adresi ise: www.kykloproductions.com. Jack’in konuklarıyla birlikte, progressive radyo şebekesinde her cuma New York saatiyle saat 14:00’de yayımlanacak olan “Alternative Visions” [Alternatif Vizyonlar] haftalık radyo programını, progressiveradionetwork.com üzerinden takip edebilirsiniz.

 

Makalenin orijinali için tıklayınız.

 

[1] Makale aynı zamanda kendi bloğumda da yer alıyor [bkz. http://jackrasmus.com]. Bloğumdaki yan menüden web siteme de [kyklosproductions.com] ulaşabilirsiniz. Aynı makale web sitemde de yayımlandı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.