Bu yazıyı yayınlamadan 4 sene önce, hatta tam bugün 1 Aralıkta İstanbul Kadıköy'de Bahariye Caddesi üzerinde "Çerkes Soykırımı Tanınsın" kampanyasıyla stant kurmuş ve TBMM'ne sunulmak üzere "Soykırımın kabulü" için imza topluyorduk. Hava buz gibiydi, hatta o gün yanımıza Nurhan abla ile Murat abi de gelmişti destek ziyaretine. Kadıköy AKADER'den almıştık masayı... Masanın üzerinde Çerkes Soykırımı ile ilgili bilgi veren broşürler, kampanyamızı anlatan afişler ve Çerkes Soykırımının tanınması için yazılmış dilekçeler vardı. Eğer yanlış hatırlamıyorsam bu stantta sürekli görev alan 5-6 kişi vardı ama, 10-15 kişi (-ki içlerinden büyük bir bölümü Çerkes de değil Kafkas da değil, korkmayın Kürt'te değil..) de gün içinde mutlaka bir süre yanımıza gelip destek oluyordu bize.

Çerkes Soykırımının tanınması için kurduğumuz ilk stand olmadığından dolayı; biraz daha becerikliydik o gün. Zira şahsen benim aktif olarak bulunduğum İstanbul'da 2 yerde daha stand kurmuştuk. İstiklal caddesinde ve yine Kadıköy'de timsah heykelinin orada. Daha önce bu işle ilgili arkadaşlarımız Sakarya ve daha başka yerlerde de stand kurmuşlardı. Yani becerikliydik ve bismillah demeden önce polisin gelmesini bekledik. Nihayet polisler geldiğinde ve şansımıza gelen polislerin içinden kendisini Çerkes olarak tanımlayan birisi olunca, hiç zorluk çıkarmadan bizlere o gün imza toplayabileceğimiz stand için bir izin kağıdını da kendisi getirmişti.

Bu imza kampanyalarımız sırasında bu ülkede bulunan her toplumsal kesimden destek gördük ve imza topladık desek herhalde yanlış olmaz. Zaten doğası gereği ezilen halklarla dayanışmayı şiar edinmiş STK'lar ya da örgütleri saymama gerek bile yok ama İstiklal'de Alperenciler, Ülkücüler dahi o gün orada bulunan bir gösterileri dolayısıyla gruplar halindeydiler ve gruplar halinde gelerek imza kampanyasına desteklerini sundular.

Bir tek yazımın başında belirttiğim gibi, 4 yıl önce bugün Bahariye caddesinde kurduğumuz standta imza toplarken ortayaş üstü bir kadının saldırısına maruz kaldık. Kadın topladığımız imzaların Türkiye'yi bölmek olduğunu, kendisinin de Çerkes olduğunu bizlere bağırarak; bu kimliği toplumdan ayrıştıramazsınız diye feryat ediyordu. Mahalle ağzıyla söylemek gerekirse bir çıngar çıkarmaya çalıştı ve yaklaşık 10 dakika boyunca standımızın karşısında, imza atmak için bizlere yaklaşanlara bizlerin terörist olduğunu, bu yaptığımız eyleminde Türkiye'yi bölmek olduğunu bağıra bağıra (ya da anıra anıra) anlatıyordu. İlk gelip diyalog kurmaya çalıştığında da kendisiyle şahsen ben muhatap olup, bu konunun düşündüğü gibi olmadığını anlatmaya çalışsam da kadının diyalog kurmak istemediğini anlayarak "peki hanımefendi" diyerek kendisiyle diyaloğumu keserek standın diğer bölümleriyle ilgilenmeye başlamıştım. Yaklaşık 10 dakika sonra güvenlik şubeden gelen polisler kadını alandan uzaklaştırana kadar kadın kendisinin üstüne basa basa bir Çerkes olduğunu, Türkiye'yi çok sevdiğini, Çerkes soykırımı diye bir şey olmadığını, bizim Çerkes olmadığımızı, terörist olduğumuzu haykırmıştı.

Bugün o günden tam dört yıl sonrası...

...tam bugün olmasa da geçtiğimiz günlerde yaşanan Kafkas Dernekleri Federasyonu Olağan Kongresi sırasında, Cumhuriyet Halk Partisi'nin milletvekili sıfatıyla kongreye katılan bir kişi kürsüden üzerine basa basa bir Çerkes olduğunu belirterek, kendisinden önce konuşanların bazı görüşlerine katılmadığını ifade ederek "Çerkes soykırımı olmamıştır" dedi. Bunu Türkiye'de Çerkeslerin en örgütlü yapısı olarak bilinen bir federasyonun kongresinde, orada bulunan ve her biri Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki Çerkes derneklerini temsil eden delegelerin oluşturduğu Kafkas Dernekleri Federasyonu Genel Kuruluna karşı söyledi. Bunu söylerken ki tarzını da incelediğimizde tipik bir türk politikacısı ağzıyla konuştu desem inanın haksızlık olmaz. Çerkesler yüzlerce yıl savaşmışlar, çok acılar çekmişler, emperyalist devletlerin ikili oyunlarıyla sürgüne gönderilmişler dedi. Ama üzerini çize çize; 1864 yılında son bulan ve sadece o tarihten sonraki yaşadıkları bile BM'in soykırım tanımına uyan trajedimize, "soykırım değildir" dedi. Aslında ilgili konuşmayı bulup dinlerseniz ya da okursanız; bütün konuşmasında söylediği tek şeyin Çerkes soykırımı yoktur demek olduğunu, onun haricinde söylediklerinin ise bunu dolandırarak söylemek olduğunu daha iyi anlarsınız.

Yukarıda anlattığım olayla bir kaç farklılığı bulunan bu olayda birbirine benzeyen iki durum tespiti yapıyorum aklımdan. Birincisi: Standımıza saldıran kişi de inatla ve üstüne basarak Çerkes olduğunu söylüyordu. İkincisi: Soykırımı inkar etmeyi vazife edinmişlerdi.

Birinci olaydaki şahısla, ikinci olaydaki şahısın hiçbir bağlantısı yok... ancak birinci olayla, ikinci olayın tarihsel bir ortaklığı olabilir.

Biz son 10-15 yılın ama özellikle de son 4-5 yılın içerisinde ülke çapında defalarca hüzün, acı, öfke dolu şoklar geçirdik. Cumhuriyetin birbirine zıt tüm toplumsal yapıları bazı acıların, hukuksuzlukların, zulümlerin, baskıların altında ara sıra bir araya gelebildiler. Ki bunun en bariz örneği; Gezi eylemleri oldu. Şahsen kendi tecrübelerime dayanarak; hayatta yan yana gelebileceğine inanmadığım düşüncelerin etkisinde bulunan toplumsal yapıların yan yana geldiğini, dayanışma gösterdiğini, ortak bir nokta bulduğunu yerinde ve eylemin her aşamasında gözlemledim. Dahası o günden sonra düşüncesine kökten karşı çıktığım görüşlere dahil ama görüşün tabanını oluşturan sokaktaki, mahalledeki, köydeki, apartmandaki vs. insanlarla da diyalog kurmayı öğrendim. Daha önce zihnimde "falancılar kötüdür, filancılar iyidir" diye bir set olarak oluşmuş ve insanlarla şahsi ilişkilerimi bile belirleyen o duvarı yıkıldı; insanlar benim için Ahmet, Leyla, Canan, Mahir vs. oldular. Kısacası hem konuşarak anlatmaya hem dinleyerek anlamaya başladım. Zaten Gezi eylemlerinin benim için en büyük katkısı da bu oldu diyebilirim. Hatta bu yüzden saldırdılar geziye; Özgürler Azadları dinlemesin, Erkekler Kadınları duymasın, farklı olanların çatışması; iktidarın en büyük kaynağı değil mi zaten?

Şu anda yine durum böyle... Kimse kendisinden olmayanı dinlemiyor, duymuyor...

Bu diyalog ortamı kalktı ne yazık ki, sanki topluma reset atıldı ve yine herkes karşısındakinin ne söylediğini umursamadan "falancılık-filancılık" yapmaya başladı. Bir tek; İktidar karşıtlığı kaldı o günden geriye... Çünkü iki şey para ediyor siyasette: Birisi güçlü iktidar olmak, diğeri de güçlü bir muhalefet olmak. Güçlü muhalefetin sınırları; iktidar karşıtlığıyla ölçülüyor. Bugün CHP; bütün programını AKP'ye muhalefet olmak üzerine kuruyor, siyasi kalemleri toplumu bunun etrafında kenetlendirmek için çaba harcıyorlar.

Benimde aklımda tek bir soru dolaşıyor...

İktidar nedir?

Çok ucuz düşündüğümüzü düşünüyorum, çünkü biz iktidarı hep dönemlerde arıyoruz. Böyle yapmamız hem dönemin iktidar temsilcisi olan siyasi partisi için, hem de asıl iktidarın muhalefet partileri için çok elverişli bir ortam sağlıyor. İktidarın bir dönem meselesi olmadığı gün gibi açık. İktidar bir anlayıştır ve hatta bu anlayışın oluşturduğu bir devlet politikasıdır diye biliriz. Daha da sürdürebiliriz bunu konuşmayı, ki bunu buradan defalarca farklı konulardan ele aldığımdan ve şimdiki konumuzdan da daha fazla kopmamak için bu kadar kısa açıp kapatıyorum.

Bu kadar şeyden sonra; söylemek istediğim şey! İktidar zihniyeti gelmiş Türkiyedeki Çerkeslerin en büyük kurumlarından biri olan federasyonun kongresinde, genel kurul üyelerinin yüzüne baka baka, Çerkes olduğunu da üzerine basa basa söylemekten imtina etmeyerek Çerkes soykırımını yok sayıyor. Dahası; genel kurul üyelerinin bir bölümü de bunu alkışlıyor.

Şimdi okuyucularımın vicdanına bırakıyorum, bir milletvekilinin bir Çerkes kurumunun kongresine gelerek genel kurula karşı; kendisinin de Çerkes olduğunu belirterek, Çerkes soykırımını yok sayması hangi akla ve vicdana sığar?

Daha da kötüsü, bunu yapanı alkışlamak için olaya hangi yönden bakmak gerekir?

Çerkeslik mi? Yoksa partizanlık mı!..

Peki bunu yapana ve alkışlayanlara karşı koskoca genel kurulda bir tane itirazın olmaması?

Asalet mi? Nezaket mi!..

Tüm Türkiye'nin neredeyse bir çok yerinde insanlar iki şeyle uyuşmuş vaziyetteler ve tek gerçeği göremiyorlar. İnsanları uyuşturan şeylerden birisi "Türk-İslam" siyasetiyle iktidarın hükümeti olanlar diğeri de "Türk-İslam" siyasetiyle" iktidarın muhalefeti olanlar.

Göremedikleri tek gerçek ise; İkisinin de aynı iktidarı paylaştığıdır.

Hükümetin her söylediğini alkışlayanlar ile muhalefetin her söylediğini alkışlayanlar; aynı profilde insanlar!

Mevcut hükümetin partisi bu ülkede yönetici olduktan sonra sürekli "yeni Türkiye" söylemini öne sürdü. Basit gibiydi ama değildi; güçlü bir slogandı "Yeni Türkiye" sloganı. Eski Türkiye'de acı çeken, zulüm gören, inkar edilen ve asimile edilen o kadar çok unsur vardı ki; yeni Türkiye onlara hiç olmazsa bu yönde bir umut vaat ediyordu.

Hani derler ya "Allah var; hakkını yemeyelim" diye. Yemeyelim de. Sadece söyleme dayanan bir umut olarak kalmadı, bir açılım sürecini de içinde doğurarak; ve bütün eksiklerine rağmen kendisi için en büyük kambur olan Kürt sorunu yönünde barışçıl bir çözüm doğurabilecek bir adımlar da attı.

İktidarın genel başkanı diyor ya hani; "yeni nesiller bilmez eski Türkiye'yi" diye. Çok yeni olmasam bende az biraz biliyorum yani. Mükemmel bir ülke değildi, ne Kürtler için, ne Çerkesler için, ne Aleviler için ne de Emekçiler için. Nasıldı diye soracak olursanız; az-çok son 3 yıl gibiydi. Hatta anadil dersi yoktu. Ragıp hoca (hala Marmara bölgesinde dersler veriyor) gizli gizli Çerkesce kurs veriyordu bize mesela.. yasal değildi. Biz Türk olmadığımızı biliyorduk, hiç Kürt tanımıyorduk çocuklukta; Kürtleri de "dağa çıkmış Türk" diye öğretiyorlardı bize. Şimdi hiç olmazsa Kürtleri, Çerkesleri falan kabul ediyorlar, dilleri de kısmen yasaklamıyorlar. O zaman biz "Kafkas Türkü", Kürtler de "dağa çıkmış Türk" idi.

Ha diyeceksiniz ki; ne kadar eskisin ki sen diye. Doğru, henüz yeteri kadar eski değilim belki ama zaten ben eskiye gittikçe kimliğim için ne kadar daha kötü zamanlar yaşanmışsa, benden eskiye doğru gittikçe de inanın daha kötü şeyler yaşandı.

Benden daha kötü şeyler yaşanılan zamanları da yaşayanlar var henüz..

Velhasıl;

Biz son üç yılın sıkıştırılmış baskı, zulüm, işkence vs.'lerini yaşarken pek tabi bunların birinci dereceden sorumlusu gördüğümüz hükümeti kuran partiye kafayı öyle takmış durumdayız ki; onun haricindeki herkes şuan bir kurtarıcı modunda gibi geliyor sanırım bize. MHP, küçük Akp olduğundan; onu AKP'nin haricinde saymakta yersiz zaten. Olmasaydı; kimisinin dediği üzere en azından bizi açıkça tanımayan samimi faşist bir parti olarak, tanıyormuş gibi inkar eden kılıflı faşist bir partiden daha iyiydi diye yorabiliriz Çerkeslik için.

Doğrusu mu hayatı sadece Çerkes olarak yaşamadığımız için ve daha da önemlisi hayatın bize verirken ve bizden alırken Çerkes olduğumuzu umursamadığı bir çok şeyden mütevellit, hiç mevcut hükümetin savunucusu yada destekçisi olmadım hatta sürekli onun neoliberal politikalarına ve batılı liberallerin ılımlı islam tanımlamasıyla cumhuriyeti evrilttiği yeni düzenine karşı en önde mücadele ettim ve hâlâ ediyorum. Çünkü ben aslında mücadelemin temelini bir siyasi parti destekçiliği ya da karşıtlığı oluşturmuyor, bir siyasi partiyi iktidardan düşürmek için ya da başka bir siyasi partiyi iktidara taşımak gibi bir niyetim hiç olmadı. Ben bir anlayışa karşı mücadele ediyorum.

Hiçbir şey değişmez değil, insanlarda, insanların oluşturduğu siyasi partilerde buna dahil.

Geçmişte tüm halklar ile birlikte pek tabii Çerkesleri de inkar eden bir anlayışı temsil eden zamanın hükümeti olan bir partiye karşı bile bugünün şartlarında yaklaşarak değerlendiriyorum.

Dün bizi inkar eden anlayışı, bugünde inkar ediyorsa..

Bizi kendi anavatanımızdan koparıp, burada eritmek istiyorsa..

Bizim acımızı, dilimizi, sorunumuzu yok sayıyorsa...

Dahası mı; bunu bize, bizden olanlarla taşıyorsa!.. bize bunları alkışlatıyorsa, biz bunlara ses çıkarmıyorsak.. CHP aynı CHP demek için inanın bir sebebimiz oluyor.

CHP hangi aynı CHP mi?

Bizleri sürgüne tabi tutan, anadilimizi konuşmamızı yasaklayan, bizleri inkar ve asimile etmek için programlı politikalar üreten, bizi kendi vatanımıza yabancılaştıran, bir kişi üzerinden hepimize hain yaftası yapıştırmak için tarih yazan ve bu tarihi eğitim müfredatlarına sokarak bizi utandıran.. Cumhuriyet tarihindeki ilk "iktidarın hükümeti" olan şuan ki "iktidarın muhalefeti" olan CHP.

CHP aynı CHP...

Köyümüzde bile Çerkesce konuşmayı yasaklayan, gelen genel kurulumuzda Çerkes soykırımı yoktur diyen CHP.

...ve bize bunları alkışlatan CHP

...ve bizim buna itiraz edemediğimiz CHP

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.