Selda Manduz
Selda Manduz
07 Ağustos 2017 Pazartesi 09:53
İrfan Aktan: Direniş ayağınıza geldi, neredeydiniz?

Gazeteci İrfan Aktan, HDP’nin Diyarbakır’da başlatıp İstanbul’da devam ettirdiği ‘Vicdan ve Adalet’ nöbetini yazdı.

HDP’nin İstanbul’da bir hafta devam eden ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’nde polis ablukası ve baskısına dikkat çeken Aktan, Yoğurtçu Parkı’na girişlerde iktidarın kota belirlediğini ifade etti.

Aktan, “HDP’nin Diyarbakır’da başlatıp İstanbul’da devam ettirdiği “Adalet ve Vicdan” eylemini bırakın yüzbinlerin, bir gazetecinin bile izlemesi onca taciz sınavından başarılı geçmesine bağlıydı. Aşağılama ve caydırma maksatlı muamele bununla sınırlı değildi. Parkın içine bazı günler keyfi olarak 30, bazen 50 kişi kotası kondu. HDP’lilerin aktardığına göre, polis bazen alana girip insanları tek tek saydı ve “kota” aşılmışsa nöbeti ziyaret edenler alanın dışına çıkarıldı. Elbette CHP’nin Adalet Yürüyüşü’ne gösterilen “müsamahanın” HDP’ye gösterilmeyeceği baştan açıktı. Çünkü HDP, son iki yıldır aldığı tüm darbelere rağmen hâlâ bu otoriter sistemden kurtuluşun reçetesini elinde tutan başat kitle partisi” dedi.

“HDP İstanbul’dan Van’a giderken “Adalet ve Vicdan” nöbetinin bir haftasını daha arkasında bıraktığı gibi, bu eyleme destek vermeyen sayısız “mağduru” da vicdanıyla baş başa bıraktı” değerlendirmesinde bulunan Aktan, “HDP kimseyi 40 derece sıcağın altında saatlerce yürümeye de davet etmedi. Direnişi, adalet talebini ayaklarına kadar getirdi. Direniş ayağınıza kadar geldiği halde ayak sürüyorsanız, direnişe niyetiniz, HDP’ye eleştiri hakkınız var mıdır?” diye yazdı.

İrfan Aktan’ın Gazete Duvar’da yayınlanan, “Direniş ayağınıza geldi, neredeydiniz?” başlıklı yazısı şöyle:

Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’nın etrafı, tıpkı Ankara’daki İnsan Hakları Anıtı gibi çepeçevre polis ve bariyerlerince kuşatılmış. Mahalleli bile kendi parkına giremiyor, çocuklarını sokamıyor. Halkın parkı halka kapalı.

Parkın ilk arama noktasında durdurulan kalabalığın içinden bir gazeteci basın kartını uzatıyor polise. “Bu sarı değil ki” deyip geri veriyor polis. Çanta, kimlik ve üst aramasının ilkinden geçip 200 metre ötedeki ikinci girişe, polislerin kuşkulu bakışları arasında varıyoruz. Tekrar kimlik, üst ve çanta aramasından geçerek nihayet parkın içine ulaşıyoruz. Parkın içinde bariyerlerden oluşturulan dar labirenti de geçtikten sonra üçüncü defa kimlik, üst ve çanta aramasına tabi tutuluyoruz. Bu aramadan da sağ salim geçip HDP milletvekillerinin “kapatıldığı” daracık alana varacakken, bir polis memuru “dur, nereye!” diye soruyor. Polisin “dur” ihtarına uymayıp kaçabileceğiniz bir yer yok. Daracık bir barikatın ortasındayız. “Üç aramadan geçtim, buradan nereye gidebilirim sizce?” diyorum. Yanıt: “Üç de olur, beş de olur hocam, kimlik göreyim.” Tekrar kimlik gösteriyorum. Çantaya bakacak gibi oluyor, sonra vazgeçiyor.

NEDEN CHP’YE GÖSTERİLEN ‘MÜSAMAHA’ HDP’YE GÖSTERİLMİYOR?

HDP’nin Diyarbakır’da başlatıp İstanbul’da devam ettirdiği “Adalet ve Vicdan” eylemini bırakın yüzbinlerin, bir gazetecinin bile izlemesi onca taciz sınavından başarılı geçmesine bağlıydı. Bu keyfi uygulamaya karşı sesinizi yükseltmeyegörün, en iyi ihtimalle halkın parkına sokulmaz, kötü ihtimalle de hakkınızda “işlem” başlatılırdı. Aşağılama ve caydırma maksatlı muamele bununla sınırlı değildi. Parkın içine bazı günler keyfi olarak 30, bazen 50 kişi kotası kondu. HDP’lilerin aktardığına göre, polis bazen alana girip insanları tek tek saydı ve “kota” aşılmışsa nöbeti ziyaret edenler alanın dışına çıkarıldı. Peki sebep ne? Dört tarafı bariyerlerle çevrili, gözlerden ırak bu kapalı alanda 30 yerine neden 35 kişi kalamıyor? “Çünkü öyle.” Neden “öyle?” “Çünkü böyle.” Hepsi bu.

Elbette CHP’nin Adalet Yürüyüşü’ne gösterilen “müsamahanın” HDP’ye gösterilmeyeceği baştan açıktı. Çünkü HDP, son iki yıldır aldığı tüm darbelere rağmen hâlâ bu otoriter sistemden kurtuluşun reçetesini elinde tutan başat kitle partisi. Bu, HDP’yi zorlu bir sınavla karşı karşıya bıraktığı gibi, onun siyasi olanaklarının genişliğini de gösteriyor. O halde “Adalet ve Vicdan” nöbetini Diyarbakır ve İstanbul’da parkta gerçekleştiren HDP, bu iki haftalık deneyimden dersler de çıkarabilmeli. Görüldüğü kadarıyla iktidar için bu direnişin etrafını bariyerlerle kapatmak, basına açıkça engel koymak ve halkın katılımını engellemek çok kolay. Böylesi bir kuşatmada HDP’lilerin “bariyerleri kaldırın, görün o zaman bize verilen desteği” gibi bir dile başvurmasının karşılığı yok. O halde mağdur diline yönelmek yerine direniş yöntemleri yeniden değerlendirmeye tabi tutulabilir.

DİRENİŞ AYAĞINIZA GELDİ

CHP’nin yürüyüşünü “kontrollü” bir biçimde sürdürmesine müsaade eden iktidar, bu tutumunu Avrupa’ya karşı “demokrasinin” göstergesi olarak pazarlarken, içeride birikmiş olan öfkeyi de “kontrollü” olarak dindirebileceğini düşündü. Kılıçdaroğlu da Maltepe’den sonra “yürüyüşünü” sürdürmeyerek, HDP’nin nöbetini görmezden gelerek iktidarı yanıltmamış gibi görünüyor. Ama adalet talebinin karşılanmadığı müddetçe arttığına, artacağına şüphe yok. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nu tekrar “yürütecek”, HDP’yi kararlılığını sürdürmeye sevk edecek olan da talepteki bu yükseliştir.

Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünü HDP’liler de öyle destekledi. Çünkü birilerinin bir şeyler yapması gerekiyordu ve Kılıçdaroğlu doğru zamanda, doğru bir eylem gerçekleştirdi. Sonunu getirip getirmemesi kendisinin ve partisinin sınavı. Ama o yürüyüşe destek verip de HDP’nin kuşatılmış nöbetinden uzak duranlar, Adalet Yürüyüşü’nde boşuna taban tepmiş sayılır. İşin doğrusu, HDP onların desteğine muhtaç bir pozisyonda değil, ama bu otoriter düzenin altında ezilenlerin birleşmeye kuvvetle ihtiyacı var. Kılıçdaroğlu ve belli kesimler şu ana kadar bu ihtiyacı karşılamaktan uzak görünse de dönüp dolaşıp gelecekleri nokta ya mutlak itaat veya ortak direniş noktası olacak.

Bunun farkında olan, Adalet Yürüyüşü’ne de katılmış çeşitli kanaat önderleri, aktivistler vicdanlarının sesine ses veren HDP’nin nöbetini ziyaret etmekten geri durmadı. Ancak oturduğu yerden HDP’nin hiçbir şey yapmadığını ileri süren, buna karşın “ortamlarda” HDP’ye yakın olduğunu söyleyen pek çok “tanıdık” Kılıçdaroğlu’yla fotoğraf çektirme yarışına girerken aynı hevesi HDP için göstermedi. Bunun sebebi, HDP’yi iktidarın gözlükleriyle görmek değilse nedir?

HDP kimseyi 40 derece sıcağın altında saatlerce yürümeye de davet etmedi. Direnişi, adalet talebini ayaklarına kadar getirdi. Direniş ayağınıza kadar geldiği halde ayak sürüyorsanız, direnişe niyetiniz, HDP’ye eleştiri hakkınız var mıdır?

 Yazının tamamı burada.

Selda Manduz Kimdir?
Kars-Susuz’da 10 Nisan 1985’te doğdu. Kars Ticaret Meslek Lisesi’ni ve Kafkas Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli ajans ve yayınlarda Kars muhabirliği ve bazı internet sitelerinde editörlük yaptı. Halen Demokrat Haber editörlerinden.
Son Güncelleme: 07.08.2017 17:44
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.