Zamanın Teni Mi Var Terlesin?

Zaman terler mi?

Teri kurur da kokusu eser gelir mi? Nasıl yaşandığına bağlı evet. Temiz, güzel, dupduru, pırıl pırıl, su gibi akarak, derin, engin, heyecanlarla, coşkularla yaşanmış biz zamanın teni olur. O tenin adı yağmur mu olur Baran mı, ne olursa yaşar, hayat devam ettikçe yaşar. Sonsuza dek yaşar. Yaprağa düşmüş çiğ tanelerinde, toprağa oturmuş arkadaşların anlattıkları hikâyelerde, serin, korkusuz rüzgârların esişinde yaşar.

Elbette dağlarda saçlarına ak düşmüşse, o yıllar yıllar boyunca yaşamak ustası, arkadaşlık ustası, direniş ustası, üreterek yaşamak ustası olunmuştur. O ak düşmüş saçların, bıyıkların imlediği bilgeliktir. Bu, savaşarak, direnerek var olmuş, dirilmiş bir halkın ulaştığı bilgeliğin ifadesidir. O halkın en güzel, güzide çocuklarının ulaştığı olgunluk, sadelik, incelik, zariflik, derinlik ve evet kahramanlığın ifadesidir.

Halkıyla beraber büyüyen çocuklar zamana ten olurlar. Zaman onları yaşamaktan, onlarla yaşanmaktan mutluluk duyar kuşkusuz. Zamanın, mekânın ve insanın düşmanları onları sürek avlarında vahşice katlederek halka dirilmediğini, var olmadığını, olamayacağını göstermek istemektedirler. Ama nafile. O bilgelik o dağlara sinmiştir artık. Dağlar da artık yalnızca kayalardan, ağaçlardan, sulardan oluşan kara parçaları olmaktan çoktan çıkmıştır. Zamanın, öğrenerek, öğreterek, üreterek yaşandığı, büyük arkadaşlıkların yatağı, büyük yaşamların yatağı olmuşlardır. Ve daha çok çocuklarını büyütecek saçlarına aklar düşürecekler.

Ölümün bu kadar vahşi olması yaşamın o kadar büyük olmasındandır. Tahammül edilemeyen, insanlık dışı bir nefretle, kinle boğulmak istenen tam da bu büyük yaşamlardır. Parçalanan, yakılan, sürüklenen bedenlere bu büyük yaşamın imgeleri olarak daha da büyüme, daha da umutlu olma ve daha da büyük direnme gerekçesi olacaktır. Mutlaka olacaktır. Artık dağlar da yetmiyor, her hane, her mekân, her sokak, her mahalle, soluk alınıp verilen her mekân zamanın tenidir. Bütün yaşam alanları artık bu üretim ve bilgelik için, bu direniş ve arayış için dağdır. Dağlaşmıştır. Dağlaşacaktır.

Onların ışıkları bütün bu hayatı ışıtacak kadar güçlüdür. Onların izleri bütün hayatlarımızı anlamlandıracak kadar derindir. O izlerden yürümek yaşamı terli terli yaşayabilmek için yeter bize. Yalnız bize değil bütün ezilen dünya halklarına yeter. Onlara layık olmanın tek ve doğru yolu onlar gibi yaşama çabası içinde olmak. Nerede nasıl yaşıyorsak öyle temiz, berrak, duru, üreterek, direnerek…

Bu büyük yaşamların, bu büyük yaşamak ve direnmek ustalarının anıları önünde saygı ile eğilmek, eğilerek gül tenlerinden öpmek istiyorum.

Gökleri kucaklasın, sarsın, yaralarını sağaltsın, bir ince ışık huzmesiyle uyutsun, dinlendirsin. Uğurlar olsun.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>