Yeni kentliler kimlerdir?

Abone Ol

Samsun’da sağanağın TOKİ evlerini basması günün konusu. Daha çok, bodrum katlarındaki ölümlerin sorumlusu tartışılıyor.
Konut yapımı son elli yılda pek çok sorunun nedeni olmuştur. Hızlı sayılabilecek nüfus artışı ile köy ve kasabalardan kentlere gelenlerin barınma ihtiyacı her yıl arttı. Eskiyen evlerin yenilenmesi de sayıyı arttırıyordu.
Barınma bir biçimde karşılanır. Şükretmeliyiz, bizim insanımız, bazı ülkelerdeki gibi asfalt kenarında yatmaz. 1950 sonrası ‘ihtiyaç karşılanmadı’ ama çözüm bulundu ve halk adını koydu: Gecekondu!
1960 sonrasında ‘gecekondu’ toplumun diğer kesimini rahatsız etti. Gecekonduda oturanlar, diğerleri için ‘öteki’ idi. Başlangıçta ‘köylü’, sonra ‘kenti çirkinleştirenler’, 1980 sonrasında ötekileştirme nedenleriyle birlikte adlandırma da çeşitlendi, değişti; 2000’li yıllarda gecekondu ve onların yerine yapılmış apartmanlarda oturanlara ‘varoş’ denildi. 

Hükümetler çare aradılar; ilk bulunan, ‘başkasının arsası üzerine yapının yasaklanması’ oldu; yasaklı bina ‘imarsızdı’, ‘ruhsat’ verilemez; elektrik, su bağlanamazdı! Her yapılan yıkılacaktı ama bir örnek, sonucu gösteriyordu: 60’lı yılların ortasında, İstanbul Zeytinburnu’nda, üç kez gecekondusu yıkılmış, dördüncüsünde oturmakta olan ‘bir köylü’ ile karşılaşmıştım.
Gecekonduyla yaşadığımız 50 yılı, bugün de anlayabilmiş değilim; ne sayısını, ne gelenin kim olduğunu, kentlerde ne yaptığını, kentlere nasıl oturduğunu. ...Köylerimiz nereye gitmiş ve kentlerimiz ne olmuştu? 1963’te izlemeye çalıştığım ilk gecekondu araştırmasından sonra, gücüm elverdiği kadar öğrenmeye çalıştım; bu kadar zaman geçti, bir türlü 50 yılın göç ve barınma sorularının cevabını öğrenebilmiş değilim!
Baştan beri imar planı ve ruhsat kurallarıyla bu sorunların cevabının verildiği sanılıyordu. Her olaydan sonra da belediyelerin planlama ve imar müdürlüklerinde aradığımızın bulunmadığını anlar gibi oluyoruz. 

Samsun olayında da aynı anlayışın sürdüğünü gördük: Her karşılaştığımıza sorduğumuz ‘sorumluyu’ birisi söylese de onu yakalayıp hapsetsek, bütün sıkıntılarımızdan kurtulacaktık ama olmuyordu; her konuştuğumuz bir ‘sorumluyu’ işaret ediyordu; fakat herkesin söylediği farklıydı!
Karşılaşılan acıyı birilerine ‘havale edelim’ ama sonra düşünelim: 

Ülkemizde yeni kentler oluşuyor; oralarda yeni kentliler yaşıyor! Yeni kentler, eskiler için yeni bir yaşam alanıdır; orada o kentin başka bölgesinden gelen eski kentliler de köyden gelip yeni kentte tutunmaya başlayanlar da aynı yerdedir. Bunların çocukları için yeni kent, doğal yaşam alanıdır. Eskiler ve yeniler şimdi birlikte yaşamaktadırlar.
Onların eski ve yeni çevrelerini tanımak; değişimi tanımlayabilmek için yüzlerce soru sorabilirsiniz.
Köyden gelenler ve bıraktıkları anaları-babaları kimlerdi? Evleri nasıldı, köy yerinde ne yaparlardı, ne yerler, nerede gezerlerdi? Geldikleri kenti niçin seçmişlerdi? İlk oturdukları kimin eviydi, niçin orada oturdular, ne yaparak kente adım attılar? Sonra nereye yerleştiler, köyden kimleri getirdiler, çocukları nasıl doğup büyüdü? Komşuları kimdi? Onları tanırlar mıydı? Yeni komşularıyla nasıl tanıştılar? Günlük yaşamlarında değişmeyen ne kaldı?
Sizin bu soruları sormak aklınıza da gelmeyebilir! Samsun’da selden 12 kişi kaybedilince, aklınıza gelenleri söylersiniz; meseleniz biter!
Samsun’da yüzlerce, bütün ülkede yüz binlerce konut; bu soruların cevapları bilinerek yapılmışsa, aranılanın ne olduğu belirlenebilir, aranılan sorumlu ve hatası anlaşılabilir.
Ancak eğer bu soruların cevapları bilinmeden, yüz binlerce konut planlanmış; bahçesi, yolu, okulu yapılmışsa, nelerle karşılaşılacağı bilinemez. Bunca yaşam alanı el yordamıyla, bir dergiden kopya çekerek bilinmeden yapılmışsa ne diye ‘sorumlusu kim’ diye soruyorsunuz?

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }