Yasalara Dair Almanya'daki Kısıtlamalar

Konuya girmeden önce bir şeyin altını çizmek isterim. Bu yazıyla, bir ülkeyi başka ülke ve devletlerine göre daha iyi veya övmek için yazmıyorum.

Almanya'nın tarihsel gelişim itibariyle günümüzün Covid salgınının getirdiği somut yaşam koşullarına değineceğim.

Bildiğiniz gibi Almanya ikinci dünya savaşı sonrası insanlık adına büyük acılar ve yaralar bırakarak çıktı. Parantez açarak bugünlerde 75 yıl sonrasında anıları olan insanları konuşturuyor medya. Bu ülkede dünyanın hem emperyalist güçler tarafından batı Almanya, hem komünizmi temsil eden bir devlet tarafından doğu Almanya, denetildi ve yönetildi. Her ikisi de askeri bir işgaldi. Batı Almanya'da parlamenter sistem 1949 kurulana kadar, dört yıldır askeri güçlerin kontrolü altındaydı. 1949 da alman parlamentosunu oluşturan zamanın siyasetçileri insanlığı temel alan bir anayasayı oluşturmak için hemfikirdi. İnsanlık tarihi bir daha aynı vahşeti ve zorbalığı yaşamasın diye masa başında anayasayı belirlediler. Böylece 'insanlık onuru dokunulmazdır' yasanın ilk maddesi oldu. Diğer maddeler de insanın temel hakkı sayacağımız ve aslında insan aklıyla düşünüldüğünde, doğal ve olması gereken haklardır. Daha bundan bir kaç yıl önce çocuklar için bir madde eklendi.

Tüm bunları dünyanın savaş sonrası gelişimi içerisinde düşünürsek elbette ki emperyalist güçler olan ABD, İngiltere ve Fransa tarafından etkilenerek ve yönlendirilerek, anayasa belirlenmiş ve parlamento tarafından onaylanmış oldu. Bunu batı Almanya için söyleyebilirim, Doğu Almanya'nın tarih gidişatı farklıdır çünkü Sovyetler Birliği'nin işgali altında anlatılıyordu bizlere, bu ülkenin okullarında. Böylece Doğu Almanya o zamanın SSCB'nin birer kopyası olarak öğretildi. Savaşın getirdiği insan üzerinde ki baskı, psikoloji ve yazamadığım birçok hakka erişmenin mutluluğunu yaşıyordu insanlık tarihi Almanya'da.

Yasalarda insanın birey olarak hakkı ve insan hakları uluslararası gelişimi örnek alarak, kanun olarak yasalaştı. Özellikle Fransa ile korkunç geçmişi yaşayan Almanya, dostane bir ilişkiye girdiler ki bu ilişkinin sonucunda Avrupa Birliği'nin tohumları atıldı. Almanya birinci dünya savaşında da olduğu gibi ikinci dünya savaşında da fransaya karşı savaştı ve ikisinde de derin düşmanlıklar geride bıraktı. Bugün halen iki ulus için samimi bir dostluğun olduğu gerçek anlamında söylenemez. Her iki ulus birbirlerini sevmez.

Devletler dostluğun geliştirmesi için bildiklerimi sayıyorum hurda tek. Birincisi şehirler arası dostluk ilk buradan çıkmıştır. Her alman şehri başka bir Fransız şehri, kenti, kasaba köyü ile kardeştir. İkincisi lise son sınıflar, sınıflar arası öğrenci değişim haftası gerçekleşir. Alman öğrenci fransaya, fransızlar daha sonra Almanya ya gelir. Bunlar aynı anda o ailelerde kalır. Bir kültürel değişim programı gibi düşünün. Savaşın öğrettiği dersler örnek alınacak şeklinde duruyorsa. Ben şahsen ilgi görenleri ve dostluk ilişkisi kurulduğunu pek göremedim açıkçası, bir katılımcı olarak. Çünkü dili geliştirmek hedef alınıyordu ama herkes İngilizce konuşuyordu. Dahası artık 90’lı yıllarda kimse pek tarihe bakarak, eskiyi hatırlamak istemiyordu. Ama birey özgürdür alman yasalarında bu vurgu hep var. Fransa tarihin bu konuda katkıları çok çünkü özgürlük şiarını bayraklarına kazmışlardı bir kere, devrimleri sayesinde.

Yukarda anlatılan tarihsel gelişimi dikkate alarak, neden bu ülkede Corona döneminde, sokağa çıkma yasağının çıkamayacağı sorusunun yanıtını kendiniz bulabilirsiniz.

İnsanın hareket alanı yine bugünlerde daraldığı ama diğer ülkeler kadar baskıcı olmadığı, bireyi hür bıraktığı, insanı tek kişilik bir varlık olarak 'serbest' bırakıyor. Ama halbuki insan toplumsal bir varlıktır denildiğinde, bu daha çok Avrupa dan doğuya doğru giderek belli olmaya başlıyor. İnsan sağlığı her şeyden önce gelmesi gibi, Almanya'da bireyin özgür olması kadar önemli bir hak görülmez sanki. Her şeyden önce bireyin hürriyeti gelir. Bu da ama geçmişte yaşanan barbarlıktan kaynaklanarak, bireyin önemi ön plana tutarak programlandı.

Almanya'da Korona salgını başlayarak, devletin ve eyaletlerin önlem planı zorunluğu beraberinde getirdi. Eyaletlerin de hükümetleri belirleyici burda. Federal sistem böyle bir imkan sağlıyor diğer ülkelere göre. Devlet olarak hükumet, başbakanı ile eyalet başkanlarıyla görüşür ve danışır. Yani devlet hükumetinden bağımsız olarak, eyaletler farklı yasaklar koyabilir. Bunu salgın döneminde bayvera eyaletinde gördük. Hristiyan partilerin merkezi olan eyalet, komşu ülke olan avusturyayı örnek alarak ilerledi. Ve Almanya'nın genelini kapsayacak yasaklar geçirmeye çalıştı. Buna karşın en güzel cevabı, Armin Laschet Hristiyan demokrat parti, kuzey ren vestfalya eyaleti başkanı söyledi.

Dedi ki dışarı çıkmak tehlikeli değil, kalabalık oluşturmak sakıncalı ve tehlikelidir dedi. Yoksa dışarı çıkılması gerekiyor, insan sağlığı için vs. Görünen o ki salgın, sadece bir ekonomik krizi değil, aynı zamanda siyasi bir sallantıyı da beraberinde getiriyor. 1 mayıs süreci başlayarak yasaklara ve uygulamalara karşın eylemler başladı. Sistem bir krizin içine girdi, öncesi gibi işlemediği için. Bugün bir an önce eski halimize dönelim çağrısı yapılıyor, gazete manşetlerinde. Özellikle sistemi temsil eden burjuvalar tarafından.

Devlet her yönüyle herkese bir çare bulmak istiyor ama sadece para yardımıyla bu çözülecek sorunlar değil. Elbette başta ekonomi gelir ama insan sağlığı parayla satın alınacak bir ürün değildir?

Başka ülkeler için geçerli olabilir bu üçüncü dünya ülkeleri gibi ama Almanya da sağlığı paraya çevirdiklerinde bakalım evinde rahat oturacak insan sayısı bulabilecek misiniz?

Krizin başında kısıtlamalar gelince, önce insan mı ekonomi mi sorusu yayılmaya başlandı. Sağlık enstitüsü olan Robert Koch, yine savaş sonrası Charité den çıkan bir kurum, insan sağlığıdır temel alan aşı gereken diye açıklamalarda bulundu. Charité, birinci dünya savaşı sonrasında yaralı askerleri, travma geçirenler ve salgın hastalıkları da dahil, tedavi ediyordu Berlin'de. Oradan ünlü bir doktor Robert Koch adıyla, tüberküloz aşısı bularak, devlet ona enstitü kuruyor. Robert Koch enstitüsü her gün açıklama yaparak salgının gidiş hattı üzerine açıklamalarda bulunuyor. Ama ilk kez bir hükumetin bu kadar eli ayağı tutuştuğu görülmüştür. Kısıtlamalar dan sonra Merkel ard arda televizyon açıklaması yaptı. Hatta kendisinde pozitif çıktı karantinaya alındı. Bir salgın bir kıtayı mahvedebileceğini gördük.

Dahası maske konusunda Almanya anlayamadı ne olduğunu karar çıkana kadar bekledi herkes. Uçaktan maskeler, dezenfektanlar çalındı haberleri yazılı geçti televizyonlar ağzına kimse alamadı. Maske olmadığından Almanya'da zorunluluk geç çıktı ki önlemlerin çoğu önceden alınmalıydı sesleri yükselmeye başladı toplumda. Maske işi çözüldü sıra ekonomiye, aşı yarışına ve uygulamalara uyun kampanyaları başlatıldı. Devlet kasası boşalırken ve ulaşım ve trafik bakanı Andreas Scheuer, yabancı araçlara otoban ücreti ödenmesini yasal hale getiremeyince, Avrupa yasalarına aykırı düştüğü için ve konu itibariyle ırkçı bir temele dayandığı için Bundesrat tarafından reddedildi. Bundesrat yasaların son karara bağlandığı devletin bir mahkeme heyeti. Onun öcünü şimdi Bay Scheuer trafik kuralları cezaların ağırlaştırılmaktan alıyor. Eğer 20 km fazla gidersen sadece para değil, ehliyetine 4 haftalığına el konuluyor. Buna benzer bir sürü hız ve park cezaları.

Sağlıkta bakıcılara bir seferliğine para yardımı edilecekti. Bu haber edildi ama halen o para ödenmedi, çevremden biliyorum. Hükumet büyük temelleri kurtarma peşinde her gün onları konu ediyor ama işçiler, emekçiler, aileler ve emeklileri, işsizleri yani toplumun bütün olarak insanları ve insanlığı düşünen, düşünerek hareket eden bir düzen göremiyorum burada yaşadığım halde.

Hükumet yardım elini uzatıyor ama gemi çoktan battıysa kaptana da gerek yok. Küçük esnaflarda işçinin emekçinin yanında yer alarak ilerleyecek.

Teoriler insanları kamplastırmış durumda. Özellikle büyük şehirlerde eylemlikler başladı devam ediyor burada kesin bir grub öncülüğünde olmadığı görünüyor. Lakin vegan bir aşçı olan Atilla Hildmann, lBerlin de parlamento önünde eylem düzenleyerek birçok grubu, Corona ya karşı yan yana getirdi. Yasakların kaldırılması ve bu salgında Bill Gates' in çıkarı var olduğunu ileri sürüyor. Ve şimdi bugünlerde Avrupa'da sınırlar gezmek için kapalı olurken, emek gücünün göçü hızla yayılmaya başladı. Tarlada çalışmak için Almanya, eski doğu blok ülkelerinden 10.000 yakın işçi getiriyor. Gıda da et firması olan westfleisch da çalışan işçiler, ikinci Corona dalgasını yayabildiklerini duyuran medya, Romanya'dan gelme ve 6-7er kişilik odalarda barınmakta. Firmanın üretimi bugün durduruldu. 180 Corona vakasından dolayı. Almanya aynı zamanda Avrupa'nın geçiş ülkesi doğudan batıya geçmenin tek yolu buradan geçiyor. Kuzeyden güneye coğrafya konumu olarak böyle. Bu yüzden insan trafiğinin azalması mümkün olmadığı bir yer.

Son olarak şunu demek isterim salgına karşı mücadelede, bu tür bilgileri sizlerle paylaşmak istedim.

Umarım insanlık ve dünya bu salgından kurtulur ve insanlar birlikte, yeni bir toplumsal değişim için olumlu adımlar atabilir.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >