Yan Yana Yürüdüklerin…

(Sobalı Evlerde Üşüye Üşüye Büyüyen İnsanlar -2)

***

“Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz,

 Öğrenemedik bir türlü yan yana yürümeyi.”

Ömer Hayyam

***

Moladan sonra tekrardan 4 saat sürecek bir yolculuğa hazırdı herkes. Omzunda kalın şalıyla, genç adamın yanındaki koltuğa çoktan oturmuştu yaşlı kadın. Hasan Ali Toptaş; “Kuşlar Yasına Gider” kitabında Beşparmak Dağları’nın Uşak asfaltının, Baklan Ovası’nın içinden geçip giden kalabalık içindeki yalnızlığı, eğilip bükülmeden anlatıyordu. Olduğu gibi. Yolda olma duygusu içinde. Roman kahramanının yanından hep bir at geçiyordu. İşte o at neyse Walter Benjamin’in Fransa, İspanya sınırında o ölüm gününde dâhi elinde taşıdığı siyah çantası neyse bu yaşlı kadın da genç adamın yanında öyle duruyordu.

Yüksekte kalan dağı aşıp aşağıya indikten hemen sonra tekrar yükselen tepelerin devam ettiği noktaya geldiler. Gözlüklerinin altından genç adama bir bakış daha fırlattı yaşlı bir kadın. (uyuyamıyor muydu acaba?) Gece ile gündüz, aydınlık ile karanlık arasındaki ayrımların altını oyuyordu baktığı yerden. Belki de yersiz yurtsuzluğunun alametlerinden biriydi bu bakış. İçinde yaşadığı fırtınayı bu bakışla genç adamın üstüne doğrulttu.  Sert bir ses tonuyla: ‘Birçok arkadaşın var, ailen, sıra sıra muhabbet erbabın. Seni seven de çok üstelik. Seçilmiş kalabalık ve zorlanmış kalabalıklar içinde sürükleniyorsun. Bir sürü insan görüp konuşuyorsun ama yan yana yürüdüğün biri var mı? Milyonlarca insanın yaşadığı bir şehirde kendinle, kalbinin niyeti, dilinin diyetiyle baş başa kaldın mı hiç?’

Genç adam, biraz bocalayıp şöyle yanıtlamıştı: Bi… bi… bilmem.’

Yaşlı kadın, sanki oynadıkları filmin zorlu bir sahnesini genç adama kabul ettirmek için uğraşıyordu. Ona verilen haritaya takılıp kalmamıştı. Kendi elinden bazen de genç adamın elinden tutarak içgüdünün fısıldadığı yere gidiyorlardı baş başa. Bazen sessizce bazen de durgunluğun son anında, hemen sonra başlayacak olan fırtına ya daha azgınlaşmak üzere hazırlığını sürdüren volkanı andırırcasına konuşuyordu:

“Walter Benjamin’i bilir misin? Paris’te kendisiyle röportaj yapmak için giden muhabir yeni alınmış kolilerce kitabı görüp alaycı bir tavırla sorar: Tüm bu kitapları okuyabilecek vaktinizin olduğunu düşünüyor musunuz? W. Benjamin ise ‘kitaplar yalnız okumak için değil, aynı zamanda onlarla yaşamak için varlar’ der. Peki senin birlikte yaşadığın, yan yana olduğun neyin var? Söylesene…”

Evet, evet öyle zamana yenilmiş öyle silik kalabalığa rağmen yalnızdı genç adam. Ya da değildi. İçinde surlar, burçlar yıkılmış, çimlere ayak basmış, kalabalığın toplandığı kapılara varmıştı. Hayatın da belli köşeleri vardı işte. Bir gün muhakkak böyle bir köşeye çarpacaktı.

Fark etmese de heyecan verici bir yolculuktu bu. Tolstoy gibi evi terk etmişti genç adam.  Tolstoy, hayatının ikinci yarısındaki arayışları sırasında, neden evini terk ettiğini şöyle yazmıştı güncesine: “Yakınlarımın duygularını paylaşamıyorum. Onları sevindiren her şeyi, okul sınavlarını, yüksek tabakadan kimseler arasında başarı kazanmayı, alışverişleri, bütün bunları ben onlar için bir kötülük ve felaket olarak görüyorum ama bunu onlara söylememeliyim. Aslında söyleyebilirim ve söyledim de, ama bu sözlerimden kimse bir şey anlamadı.”

Otobüs sola dönerken çareyi Tolstoy gibi bu kaçışta görüyordu genç adam. İlgilenmez gözüküp, peşi sıra kafasını çevirirken sürekli içindekilerle yüzleşiyordu. (Onca ısrarın yanında belirsizliği kuşanıp çekip gidenler de, sobalı evlerde üşüye üşüye büyüyenler de aynı şey miydi?)

Bütün renkler, kokular ve düşünceler yolda iç içe geçtikçe kadın halen anlatıyordu ve gölge, renk algoritması içinde kayboluyordu. Araba ikinci mola yerine de gelmişti. 4 saat nasıl geçti bilmiyordu genç adam.  Belki o da sobalı evde üşüye üşüye büyüyen biriydi. Kendi izini arayıp duruyordu. Ama bu yolculuk bu yaşlı kadınla daha ne kadar sürecekti kim bilir?

YORUM EKLE
YORUMLAR
kendal ARAS
kendal ARAS - 3 yıl Önce

yureği̇ne kalemi̇ne sağlik sevgi̇li̇ hocam

Elgin Koç
Elgin Koç - 3 yıl Önce

Ellerinize sağlık hocam , değerli yazılarınızın bizleri aydınlatıp güzel günlere götürmesi dileğiyle

Suat Mehrekule
Suat Mehrekule - 3 yıl Önce

Sevgili dostum yazını okudum benim kendi küçük dünyandan bakınca olağan üstü nefis Yüregine sağlık öperim gözlerinden

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >