Urfa Uludere’ye uzak değil

Abone Ol

Sabahın erken saatlerinde gazetelere bakmadan önce kim bilir yine nerede kaç kişiyi gözaltına aldılar, ya da Ağlayan Hoca’nın süper yetkili savcı ve hâkimleri yine kaç kişiye komik nedenlerle ceza verdiler diye düşünürken Urfa’daki 13 yanmış bedenin kokusunu gördüm gazetelerde. "Daha da beteri var" diye buna denir herhalde.

 

Türkiye’de resmi rakamlara göre cezaevleri tarihin en yüksek doluluk oranını yaşıyor. AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılında ceza evlerinde toplam 59,187 tutuklu ve hükümlü var iken, bu sayı 2008 yılında 103,235’e yükselmiş, 2012 yılının mart ayı sonu itibariyle Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün istatistiklerine göre bu sayı 132.369. Hükûmet bu hızla giderse yılsonuna kadar bu sayı 200.000 bulacak gibi. Yine Adalet Bakanlığının istatistiklerine göre cezaevindeki tutuklu ve hükümlü sayısı cezaevleri tutuklu kapasitesinin yüzde 110 üstünde. Cezaevlerindeki sağlıksız koşullar nedeniyle 2002 ile 2010 arasında toplam 226 tutuklu yaşamını yitirmiş. Ölümler son iki yılda da artarak devam etti. Urfa cezaevinde de durum oldukça vahim. 375 kişi kapasiteli cezaevinde kalan tutuklu ve hükümlü sayısı 1200. Bu yoğunluğun üzerine yaz mevsiminin bunaltıcı sıcakları ve soğutma pervanelerinin sökülmesi de eklenince mahkûmlar haklı olarak isyan etmiş. Sonuç 13 ölü 5 yaralı.

 

Konuyla ilgili ilk trajikomik açıklama Sayın Başbakan’dan geldi. Sayın Başbakan Meksika’ya hareket etmeden önce yaptığı açıklamada Vali’den aldığı bilgi doğrultusunda olayın tutukluların kavga etmesinden kaynaklandığını söylüyor. Ve devam ediyor olayla ilgili asıl bilgiler yapılacak teftişten sonra çıkacak. Ardından Sayın Adalet Bakanı Sadullah Ergin cezaevinde incelemelerde bulunduktan sonra POLİS EVİ’nde konuyla ilgili basına açıklama yaptı. Adalet Bakanı’nın açıklamalarından bazı satırbaşları şöyle:

 

“Cezaevi kapasitesi konusunda Türkiye’de genel bir problem var. Bu sorun alınan tedbirlerle makul bir düzeye geldi aslında ama bölgeler arasında farklar var.

 

Şu an Batı’da bu daha rahat iken Doğu illerinde doluluk oranı daha fazla. Bu problemi aşmak üzere bir eylem planımızı yürütmeye devam ediyoruz. Toplam 196 yeni infaz kurumunun yapımı planlanmış durumda."

 

"Son tahliyelerle Türkiye genelinde kapasiteyle mevcut eşitlendi ama örneğin İzmir’deki cezaevinde açık var buna karşın Urfa’da fazla var."

 

Urfa E tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda özel bir durum da şudur. Bu cezaevinin artırılmış kapasitesi 600 kişidir. Ama bu ceza infaz kurumunda geçtiğimiz aylarda bir bölümünde başlatılan tadilat vardır. Bu tadilat yapılan bölümdeki tutuklu ve hükümlüler de diğer bölümlere alınmıştır. Temmuz 10’dan itibaren müteahhidin sözleşmeye göre taahhüt edilen yeri teslim etmesi gerekiyor. Dolayısıyla 10 Temmuza kadar böyle bir sıkışıklık var."

 

‘’OLAYLARDAN ÖNCE KOĞUŞLARDAN BİR GÜRÜLTÜ BİR TALEP GELMEDİ’’

Başbakan ve Adalet Bakanının açıklamaları ciddiyetten uzak, günü kurtarmaya dönük olan açıklamalar. Sayın Bakan cezaevindeki sıkışıklığın geçtiğimiz aylarda başlayan bir tadilattan kaynaklandığını iddia ediyor. Oysa konuyla ilgili Urfa İnsan Hakları Derneği’nin cezaevine ilişkin raporu daha farklı şeyler söylüyor. Rapora göre 6 kişi için tasarlanmış koğuşlarda toplam 20 kişi kalıyor. Özellikle yaz aylarında sorunlar had safhaya çıkıyor. Yine ayni cezaevinde tutuklu bulunan Ercan Gümüştaş isimli tutuklu cezaevi koşullarını protesto etmek için 26 Eylül 2010 tarihinde kendisini yakmış. Cezaevindeki sorunlarla ilgili gerek Urfa barosu, gerekse de insan hakları kuruluşları defalarca Adalet Bakanlığına dilekçeler yazmışlar raporlar göndermişler. Bunların hepsi Adalet Bakanlığının arşivinde bulunmakta. Yani Urfa cezaevinde son 5 yıldır manzara aynı manzara. Sayın Bakanın iddia ettiği gibi öyle birkaç aylık bir sorun değil. Yine Sayın Bakan son tahliyelerle beraber durumun eşitlendiğini söylüyor. Oysa hemen hemen tüm cezaevlerinde aynı sorunlar yaşanıyor. İnsan hakları raporlarına göre özellikle Kürt coğrafyasındaki cezaevlerinde mahkûmlar bir ranzada üç kişi yatmak zorunda kalıyorlar. Bu da yetmeyince tuvalet önlerinde ve koridorlarda bile yatmak zorunda kalınıyor. Sayın Bakan olaydan önce koğuşlardan bir talep veya gürültü gelmediğini iddia ediyor. Bu cümle açıklamayı yapan kişinin ne kadar ciddiyetten, sorumluluktan uzak olduğunu gösteriyor. İnsanlar cezaevinde isyana kalkışıyorlar. Bu konu 2005 yılına dayanıyor. Önünüzde onlarca rapor binlerce dilekçe var. Yine koğuştaki pervaneler sökülüyor. Tutuklular 50 derece sıcaklıkta kapasitesinin çok üstündeki daracık koğuşta kalmaya zorlanıyor. Ama buna rağmen hiçbir ses çıkarmıyorlar hiçbir talepte bulunmuyorlar. Ve toplu intihara yöneliyorlar. Cezaevinde görevli memurlarınızın işitme sorunları olsa bile isyandan önceki ağır havayı görmemek için insanın akli dengesini yitirmesi gerek.

 

Bakan gazetecilerin daha fazla soru sormalarının önüne geçmek için detaylı bilgilerin tahkikat yapıldıktan sonra kamuoyuna sunulacağını söyleyip açıklamalarına son veriyor.

 

Sayın Bakan’ın açıklamalarını dinlediğimde aklıma iki ihtimal geldi. Bakan ya akli dengesini yitirmiş ya da olaydaki sorumluluğundan sıyırmak için yalan söylüyor.

 

Başbakan ve Bakan yine kendisinden umut edileni yapmadı. Bu katliamda da bilindik üsluplarını koruyup konunun yargıya intikal ettiğini söylediler. Tıpkı Uludere'de olduğu gibi...

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }