Umutla Yaşamak

Türk milleti her zaman umut dolu, çabuk inanan ve tez vazgeçen bir kitledir. Bizdeki ekonomik krizlerde Yunanistan’da olduğu gibi büyük kargaşalar ve toplu yürüyüşler göremezsiniz. Nüfusun dörtte üçünü oluşturan muhafazakâr halkın kadere inancı ve lidere güveni, rahatsız edici davranışlar sergilemesini engeller. İsyan diye kabul edilebileceği gerekçesiyle yeterince itiraz edemez. Bunun yerine, oturur, bekler, işler düzelinceye kadar tevekkül eder ve elindeki ile kanaat eder.

“Kierkegaard’a göre, “Umutsuz insan kendi olamadığı gibi başkası da olamaz. İşin kötüsü, umutsuz olduğunu bir türlü kabul etmez. İşte umutsuzluğun ölümcüllüğü de buradan kaynaklanır.” Belki de dedikleri gibi; umut, hayatın en büyük hilesidir. Nietzche ise, “hakikatte bütün kötülüklerin içindeki en büyük kötüdür umut, çünkü insanın çektiği azabı uzatır”. Woody Allen ise bir filminde “Hayatın korkunç ve sefil olarak ikiye ayrıldığını düşünüyorum” der. Korkunç kategorisindeki kişilere nispeten iyi durumda olmak adına, ‘sefil’ olmayı tercih eder.

Hazır ‘sefil’ demişken, Deniz Baykal’ın skandal ve utanç verici bir komplo sonucunda koltuğa veda etmesinden bu yana CHP’nin genel başkanlık koltuğunu işgal eden selefi Kemal Kılıçdaroğlu’nun “adalet yürüyüşü” ve “İyi Parti’ye 20 vekil transfer ederek önlerini açması” dışında herhangi bir siyasi başarısı bulunmuyor. Buna karşılık, kendisine rakip olarak görmesi gerektiği Ak Parti’ye ve genel başkanına karşı sayısız yenilgisi ve sayısız hatası mevcut. Bu hırs Türkiye’nin sol seçmeninde çok büyük bir umutsuzluğa neden oluyor. Yeni sisteme de geçtiğimize ve CHP’de herhangi bir umut ışığı görünmediğine göre, acaba önümüzdeki seçimlerde ve sonraki seçimlerde sol seçmeni sandığa kim ve nasıl götürebilecek?

ABD küstah yaptırım stratejisiyle ensemizde boza pişirmekte direterek tebelleş olmaya devam ediyor. Çavuşoğlu halen “Pompeo ile yaptığımız görüşme son derece yapıcı geçti” diyerek yurt genelinde ‘her şey yolunda’ havası yaratmaya çalışırken, ABD çoktan ekonomik yaptırımların fişeğini ateşledi. Fehmi Koru’ya göre, “dünyaya Haçlılar gibi ‘Hıristiyanlar ve ötekiler’ gözüyle bakan Trump ve Pence, ABD’yi teokratik bir yapıya dönüştürmeye kararlı görünüyor”. Bizim karşı yaptırımımızın ABD’ye eşdeğer ölçüde bir zarar veremeyeceği aşikâr. Dolayısıyla bu misilleme kararı, tümüyle iç siyasete yönelik bir hamle ve Erdoğan halen “Trump’un oyuna getirildiğini” düşünüyor ve bunu ifade ediyor. Ayrıca, “ekonomik savaşla karşı karşıyayız ama endişe etmeyin, galip çıkacağız” diyor. Öyle ya, iflas halindeki Yunanistan’ın bile CDS’i (risk primi) 317 iken, Türkiye’nin CDS’i 345 seviyesinde. Bununla beraber, Türkiye bir Rusya, İran veya Irak gibi petrol ve doğalgaz zengini bir ülke olmadığına göre, olası yaptırımlardan en çok etkilenen ülke olur ve zaten ABD’nin amacı da Türkiye’yi en zayıf anında yakalamak.

Başkan Erdoğan, Brunson/Hakan Atilla/Halk Bankası/Fetö denkleminde “kesinlikle bir pazarlık söz konusu değil” diyor. Ancak şu sözler de kendisine ait; “diyorlar ki, böyle böyle, işte filanca papazı size verin. Bir papaz da sizde var. Siz onu bize verin, biz de size onu, yapalım yargıda şeyini, size verelim. Diyorlar ki ‘ya o konu karıştırma’. Ne demek, sizde yargı var, bizde yargı yok mu?”

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Nauert’in "Brunson’un hemen eve gönderilmesini istiyoruz. Kesinlikle çok geç kalındı" demesiyle birlikte, Euro ilk defa 6’yı geçerek 6.24’ü gördü ve dolar ise 5.42 seviyesine ulaştı. Artık felaket senaryosu falan da değil, felaketin tam içinde yaşıyoruz. Yılbaşından bu yana Amerikan dolarına karşı (iflastaki) Arjantin pezosu %31, Türk Lirası %28 ve Rus rublesi ise sadece %9 değer kaybetti. Yani TL sadece dolara ve Euro’ya karşı değil, en gelişmemiş ülkelerin resmi paralarına kadar tüm ülkelerin para birimlerine karşı çok fazla değer kaybetti, kaybediyor ve eriyor. Bu da her geçen gün her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının küresel düzlemde yoksullaşması anlamına geliyor. Washington yönetimi geçtiğimiz gün gümrüksüz ithal edilen Türk menşeli malların durumunun incelenmekte olduğunu da duyurmuştu. ABD kartlarını tek tek açıyor... Konstanz Üniversitesi'nden ekonomist Erdal Yalçın “Türkiye finansal bir çöküşe doğru ilerliyor” yorumunu yapıyor…

Nauert’in hemen ardından, Trump sadece İran’ı değil, İran ile iş ve ticaret yapan veya petrol alan herkesi ve her ülkeyi cezalandıracakları açıklamasını yaptı. ABD alenen Türkiye’ye karşı çok kuvvetli bir psikolojik savaş uyguluyor ve geri adım atmamızı bekliyor. Türkiye’de ise Brunson konusunda geri adım atılmaması noktasında neredeyse bir konsensüs oluşmuş durumda. Bakalım bu el nasıl sonuçlanacak...

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >