Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP), Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve DİSK Basın-İş üyeleri, Diyarbakır’da 16 gazetecinin tutuklanmasının birinci ayına ilişkin Kadıköy Süreyya Operası önünde bir araya geldi. 

RTÜK’ten Halk TV, Habertürk, TELE 1 ve Netflix’e ceza RTÜK’ten Halk TV, Habertürk, TELE 1 ve Netflix’e ceza

İstanbul’da Kadıköy Süreyya Operası önünde yapılan basın açıklamasına CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP Milletvekili Musa Piroğlu ve çok sayıda gazeteci katıldı.

'SANSÜR YASASI YALAN HABERLERİN MUCİTLERİ TARAFINDAN GÜNDEME GETİRİLİYOR'

Düzenlemen basın açıklamasında DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren konuştu. Diyarbakır’da 16 Kürt gazetecinin, gerçekleri haberleştirdikleri için 1 aydır tutuklu olduklarını belirten Eren, şunları söyledi: “İktidara yetmemiş olacak ki sansür yasası yalan haberlerin mucitleri tarafından temcit pilavı gibi önümüze getiriliyor. Dünyaca tanınan iki medya kuruluşu Deutsche Welle ve Voice Of America’nın internet sitelerine erişim engellendi. Meslektaşlarımızla birlikte mesleğimiz de haber alma hakkı da tutsak. AKP ve MHP iktidarının sistematik baskı politikası seçim atmosferinde daha da katmerlenecek. 16 Haziran’da 16 gazeteci arkadaşımızın tutuklanması bunun işaretlerinden biriydi. Gazeteciliği suç olarak gören bu zihniyet gazetecileri hapsetmekten yılmadı, biz de asıl suçluların onları hapsedenler olduğunu söylemekten yılmadık, yılmayacağız. Gazetecilik suç değildir, suçlu arayanların adresi gazetecileri hapsedenlerdir. Adliyeler basın mensupları için bir öğütme makinası haline gelirken, polis de sokağı gazeteciler için gittikçe daraltıyor, adeta bir mafya üyesiymiş gibi tehditler savuruyor, darp ediyor, işkence ediyor. Gazeteci hapsetmekte mahir olan iktidarın herhangi bir üyesi, ağzını ne zaman açsa cezaevinde gazetecilerin bulunmadığını söylüyor.”

Eren sözlerine şöyle devam etti: “Gazetecilerin görevi haber olmak değil, yönetenlerin baskısına karşı yönetilenlerin yanında olmaktır. Gazetecilerin yeri hapishaneler değil sokaklardır. Meslektaşlarımızın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. Onlar suçlu değil, onları hapsedenler suçludur. Bizler gazeteciliği ve gazetecileri savunmaya devam edeceğiz.”

Basın açıklamasında tutuklu bulunan gazetecilerin cezaevinden gönderdiği mesajları DFG adına gazeteci Nişmiye Güler okudu.

Aziz Oruç'un gönderdiği mesaj şöyle: “Biz gazeteciler, hukuksuz bir şekilde tutuklandık. Bir ay içinde iki cezaevi değiştirdik. En son, yüksek güvenlikli cezaevinde olmamıza karar verildi. Biz gazeteciyiz. Bunu onlar da biliyor. Nerede olursak olalım, gazeteciliğe devam edeceğiz. Bunu da biliyorlar. Dışarıdaki dayanışma bize güç veriyor. Bu dayanışmayı dışarıdan içeriye; içeriden dışarıya büyütmeli, sürekli kılmalıyız. Özgür günlerde buluşmak dileğiyle.”

Mehmet Ali Ertaş, gönderdiği mesajda şunlara yer verdi: “Biz özgür gazeteciler işimizi yaptığımız için, doğru haberler naklettiğimiz için tutuklandık. Kamuoyu gazeteci olduğumuzu da tam da bu yüzden tutuklandığımızı da biliyor. İktidar sahipleri ise ‘Sadece bir mikrofon var; bunu sadece benden olanlar, sadece benden olanlara yöneltebilir’ diyor. Hayır, böyle olmayacak. O mikrofondan çıkan sesi duymak da o mikrofona konuşmak da bütün vatandaşların hakkı. Bizler bunun bilinciyle gazetecilik yapmaya, vatandaşların bilgiye ulaşmasını sağlamaya devam edeceğiz. Dayanışma gösteren herkese teşekkürler.”

Serdar Altan'ın gönderdiği mesaj: “Hukuki hiçbir açıklaması, gerekçesi olmayan bir operasyonla alıkonulduk. Özgürlüğümüzden, işimizden mahrum bırakıldık. Suçumuz ne? Elbette, sadece gazetecilik yapmak. Biz yazıp çizenler, çekip görüntüleyenler, anlatıp söyleyenler sadece kendi sesinin çıkmasını, sadece kendi sesinin duyulmasını isteyenleri rahatsız ettik. Bunun sonucunda da tutuklandık. Bunun bizi susturacağını düşünenler yanılıyor. Bizler gazetecilik yapmaya, sadece kendi sesini duymak isteyenleri rahatsız etmeye devam edeceğiz. Gazeteciliğe inanan, bizlerle dayanışma içinde olan başta meslektaşlarımız olmak üzere herkese teşekkür ederiz. Dayanışmayı büyütmek umuduyla.”