Ayşegül Selenga Taşkent & Delizia Flaccavento: Türkiye’nin kooperatifleşmeye ihtiyacı var

BIFED RÖPORTAJLARI-2

MUSTAFA DERMANLI / BOZCAADA

2014 yılında gerçekleşen Yerel Seçimler’de Tunceli’nin Ovacık ilçesinde Türkiye Komünist Partisi’nden belediye başkanı seçilen Fatih Mehmet Maçoğlu’nun bu küçük ilçede halkla beraber yaptıklarını, zorlu ama bir o kadar da renkli coğrafyadaki yaşamı “Ovacık” isimli belgesele taşıyan yönetmen Ayşegül Selenga Taşkent ve yapımcı Delizia Flaccavento ile BIFED için geldikleri Bozcaada’da konuştuk.

Bozcaada Uluslarası Ekolojik Belgesel Festivali’nde (BIFED/Bozcaada International Festival of Ecological Documentary) dünya prömiyerini yapan Ovacık; Komünist Başkan Maçoğlu’nun bu küçük ilçede başlattığı sürdürülebilir tarımı kendi kendine yeten bir ekonomiye çevirme ve bu modeli halkla konuşarak, zaman zaman çatışarak ve elbette üreterek toplumun tüm kesimlerine yayma çabasını beyaz perdeye taşıyor.

Uluslararası Yarışma kategorisi finalistlerinden olan Ovacık’ın ikincilik ödülü aldığı törende filmin yönetmeni Taşkent, “Dönüşüm nasıl gelecek, diye soruyorlar. Ovacık gibi, Bozcaada gibi küçücük yerlerde tarımsal, sanatsal, sinemasal devrimlerin yapıldığı yerlerden dönüşüm gelecek” sözleriyle izleyicilerden alkış aldı.

BIFED ruhuna da uygun olarak imece usulü yaptığımız röportajda soruları ben hazırlarken, röportajı sevgili dostum Güneş gerçekleştirdi. Adanın sonbahar yapraklarının düşmeye teşne vakitlerinde buluştuğumuz ikili hem filmlerini, hem de zorlu coğrafyada geçen üç yılda yaşadıklarını anlattılar.  

Ovacık belgeseli dünya prömiyerini Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’nde yaptı ve Uluslararası Yarışma kategorisinde 2’ncilik ödülü aldı. Bununla ilgili neler hissediyorsunuz?

Ayşegül Selenga Taşkent: Ovacık’ın ödül alması, üç yıllık emeğimizin bu şekilde ilgi görmesi bizi çok gururlandırdı. Gösterim günü ve ödül töreninden sonra telefonlarımız susmadı. Ovacık halkı, filmde yer alanlar beni ve Delizia’yı arayarak seslerinin duyulduğuna, dayanışmalarının denizleri aştığına, dünyanın dört bir yanından izleyicilerin Ovacık’ın ve Ovacıklıların emeğini, sevgisini, üretimini paylaştığına ve alkışladığına çok mutlu olduklarını söylediler. Komünist Başkan Fatih Mehmet Maçoğlu da Ovacık halkı da dayanışma, emek ve üretimle aynı düşünceleri, hisleri paylaşıyorlar. Bu kolektif bir çaba, hepimiz içindeyiz.

Delizia Flaccavento: BIFED çok iyi bir festival ve BIFED’ten ödül almak çok güzel oldu. Şu da çok güzel; Bozcaada halkı kendisini Ovacık filmine yakın hissetti ve festival boyunca onlar hakkında konuştu, yorumlar yaptı.

‘LİDER KÜLTÜ BİZİM TOPRAKLARDA ÇOK SEVİLİR’

Ovacık belgeselini çekmeye nasıl karar verdiniz?

Ayşegül Selenga Taşkent: Komünist bir başkan seçilmiş, gidelim mi Delizia, dedim. Gidelim, hazırım, dedi (Gülüşmeler). Türkiye’nin ücra bir köşesinde ilk kez komünist bir başkanın seçilmesi hem komik, hem de ilginç bir hikâye… Aslında Komünist Başkan üzerinden gitmeyi düşünerek çıktık yola ama bölgeyi, halkı, yaşayışı tanıdıkça filmi Ovacık’a çevirdik. Üç yıl sürdü filmi yapmamız. Hem maddi yetersizliklerden, hem de orayı tanımakla ilgili yaratıcı, uzun bir süreç… Lider kültü bizim topraklarda çok sevilir ama hem Komünist Başkan böyle bir figür değil, hem de ben bunun doğru olmadığına inanıyorum. Lideri o konuma getiren halk, yani biziz. Şu soruyu sordum kendime, Ovacık nasıl bir yer ki halk için çalışan birini başkan seçmişler. O zaman Ovacık halkının filmini yapmaya karar verdik, daha doğrusu içindeki mantalitenin. Bunun içinde inançlar var, kültür, futbol da var, mücadele de var.

Anlattığınız hikâyenin içinden dayanışma, emek ve üretim gülümsüyor izleyicilere. Ovacık’taki kooperatifleşme modeli örnek olur mu dersiniz, oradan başlayarak tüm ülkeye?

Ayşegül Selenga Taşkent: Bu kooperatifleşme bizim de çok ilgimizi çekti. Ovacık’a ilk gittiğimizde, 3 bin nüfuslu bir kasabada otobüsü halka bedava yapan, su, elektrik faturalarını düşüren bir başkanın yanı sıra çok büyük bir üretim olduğunu gördük. Bu kooperatifleşme göstermelik değil, tam da Türkiye’nin ihtiyacı olan şey!

Delizia Flaccavento: Kooperatifler çok önemli; üretmek, herkes için kazanç, doğayı korumak... Bir zamanlar Avrupa’nın en büyük kooperatifleşmesinin Giresun’daki Fiskobirlik olduğunu İtalyan gazetesinde okumuş, çok şaşırmıştım.

Ayşegül Selenga Taşkent: Daha önce tarımla ilgili belgesel çekerken de gördük ki; kooperatifleşme geleneği aslında var Türkiye’de. Gökten zembille inmiş, yeni bir şey değil, fakat ne zaman durdurulmuş, ne zaman tüketmiş kendini, neden tüketmiş, bütün bu soruları kendimize sormamız gerekiyor. Küçük yerlerden çıkan aktivizmle, ortak akılla, dayanışmayla, üretimle kooperatifleşmek tüm dünyada çok önemli. İnsanlar her ne kadar umutlarını kaybetseler de küçük yerlerden bu umutların yeniden gelmesi kesinlikle bir model olur; çünkü insanlar buna yatkın.

‘BOZCAADA DA BİR OVACIK, SEFERİHİSAR DA’

BIFED’deki gösterimin ardından gerçekleşen söyleşide filme dair çok güzel hisler, düşünceler, övgüler geldi. Sizce hangisi en çok sevilen bu hikâyede; belediyenin komünist olması mı, başkan mı, halk mı? Yüreklere dokunan ne?

İnanın biz de sorduk bunu kendimize. Ovacık, üçüncü filmimiz. İlgi, merak gerçekten çok büyük. Türkiye’nin geneli aktivist bir toplum. İnsanlar Ovacık, Kaz Dağları gibi yerlerden hikâyeler bekliyorlar. Komünist Başkan ve ardındaki hikâye izleyenleri çok mutlu etti. Biz de çok mutlu olduk, sevindik bu ilgiye. Evet, Komünist Başkan haberlerde popülist bir şekilde tanındı ama insanlar bunu hemen bir yana bırakıp ardını merak etmeye başladılar; bu adam ne yapıyor? Arkasında Ovacık gibi bir mantalite, kooperatif, emek, dayanışma, üretim var; kesinlikle hepsi beraber.  Komünist Başkan üretime hâlâ devam ediyor, biz de inancımızı devam ettiriyoruz. Bence Bozcaada da bir Ovacık, Seferihisar da öyle… İşte bu yüzden film herkese hitap ediyor, bir yerden yakalıyor.

Ovacık’ın çekim sürecinde yaşadığınız sizi en zorlayan ve en yüreğinize dokunan hikâye ne oldu?

Delizia Flaccavento: Sadece çekimler değil, kurgu yapmak da uzun sürdü. Gitmek kolay değil Ovacık’a; önce uçakla Elazığ, oradan Tunceli, sonra Ovacık. Çok zor bir yol, kar yağınca iki araba bir yoldan yan yana geçemiyor. Halk bizi çok açık bir şekilde kabul etti, orada çalışmak zor ama çok da güzel oldu.

Ayşegül Selenga Taşkent: İklimsel olarak da siyasi olarak da zor bir yer fakat bu zorluk negatif olarak anlaşılmamalı. Zorlukların ardında çok çalışarak bir şeye ulaşmak var. Sadece Dersim değil, Türkiye de zor bir coğrafya. 2015 - 2016 çok ağır yıllardı, o yüzden bu tür güvenlik bölgeleri daha da kapalı oldu. Ulaş Spor bunu çok güzel anlatıyor, saha yapıldı ama güvenlik nedeniyle saha kapalı; hep deplasmana gitmek zorunda kaldılar. Bir otobüs var, yedek götüremiyorlar. Bütün bu trajikomik, ironik hikâyeler, bizim de başımıza geldi. Çabuk tüketilen televizyon haberleri için komünist başkanı çekmeye gelen çok oldu o dönemde. Zannettiler ki bu iki kadın da başkanı çekip gidecekler. Bir yıl sonra Başkan dedi ki, patates yiyorum, ağzımın içini çekiyorlar, sanki doğduğumdan beri benimleler. Bu kızları başımdan alın, başımın belası oldular (Gülüşmeler). Şaka bir yana, çok dürüst, çalışkan insanlar. İster istemez oradaki üretimin, çalışmanın bir parçası olduk. Kamerayı bırakıp nohut biçmeye gittik. Hayatımızda ilk defa nohut biçtim. Ne zaman gördüler ki bu kadınlar kışın 3 metre kar yağdığında 3 saatlik yolu 9 saate katlanarak da geliyorlar, bunlar da çalışkan deyip bizi kabul ettiler. Yoldaş dediler.

Delizia Flaccavento: Önce dediler ki bu kızlar burjuvazi, biz emekçi. Üçüncü gidişimizde biz de yoldaş olduk.

Siz nasıl bir araya geldiniz?

Ayşegül Selenga Taşkent: Bizimkisi 20 yıllık bir arkadaşlık, çok eskiye dayanıyor. Değerlerimiz, çalışmak, anlatmak istediğimiz hikâyeler ortak. Ben biraz daha cadı olan tarafım, Delizia çok iyi olan taraf. Keyifli bir prodüksiyon arkadaşlığı kurduk.

Delizia Flaccavento: Ayşegül çok yaratıcı, ben çok çalışkanım. Güzel fikirler Ayşegül’den geliyor, ben hemen varım, ne yapabilirsem yaparım, beraberiz, diyorum.

Ayşegül Selenga Taşkent: BIFED o kadar bilgi üretici bir festival ki, öğrenciler, sinema yapmak isteyen gençler için bu çok önemli. Türkiye’de güzel filmler yapılıyor, güzel yürekler uğraş veriyor ancak ufak bir eleştiri; Türkiye’den çıkan çoğu film, uluslararası göze sahip değil. Delizia orada devreye gidiyor. Bu demek değil ki herkes Avrupalı biriyle çalışsın; fikir alabilirler. BIFED böyle bir festival, uluslararası göz, filmin global dünyaya hitap etmesi önemli. Bunu da bizde Delizia sağlıyor.

‘ADANIN İNSANLARI DA BİRER AKTİVİST’

Çok keyifli bir söyleşiydi. Çok teşekkürler. Son olarak Bozcaada ve BIFED’e dair neler söylemek istersiniz?  

Delizia Flaccavento: Böyle bir festivali Türkiye’de yapmak çok önemli. Farklı ülkelerden yönetmenlerin gelmesi de öyle…  Umarım bir gün kanun değiştiriciler de BIFED’e seyirci olarak gelir.

Ayşegül Selenga Taşkent: Hepimizin buluştuğu ortak nokta, aktivizm. Pasif bile olsak, sadece düşünerek olsa bile aktivistiz. Ethem Özgüven ve Petra Holzer’in Bozcaada Belediyesi ile yaptıkları bu dayanışma, bu üretim, tüm bunların bir adadan çıkması o kadar önemli ki... Adanın insanları da birer aktivist. Fikir ve düşünceler küçük yerlerde başlar. Küçük yerlerin üretimi çok olur. Ülkelerin, halkların kaderini bu tür küçük yerler tayin ediyor, sinemanın da öyle. Biz çok gurur duyduk böyle bir festivalde dünya prömiyerimizi yapmaktan. Seve seve geldik. BIFED yüreklere dokunan, çok kaliteli bir festival. Umuyorum daha da büyüyerek devam edecek. Eminim ki buradaki yüreği gördükçe daha fazla kişi gelecek. Yüreğinize, emeğinize, dayanışmanıza sağlık…