Türkiye ve Ermenistan, 44 gün süren Karabağ savaşının ardından ilişkilerini normalleştirme ve sınırlarını açma sürecine girerek yeni bir sayfa açma yolunda.

İki ülke ilk kez Ermeni soykırımı ve Dağlık-Karabağ meselelerini ön şart olarak masaya getirmeden normalleşebilme adımları atmayı hedefliyor.

Bu sürecin ilk adımı da Rusya'nın başkenti Moskova'da 14 Ocak'ta bir araya gelen Türkiye'nin eski Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç ve Ermenistan Parlamentosu Başkan Yardımcısı Ruben Rubinyan tarafından atıldı.

Türkiye ve Ermenistan temsilcileri, ilişkilerin ön koşulsuz olarak normalleşmesine yönelik müzakerelerde anlaştıklarını açıkladı.

Ardından iki ülke arasında doğrudan uçuşlar yeniden başladı, ayrıca Ermenistan ve Türkiye özel temsilcileri 24 Şubat'ta Viyana'da yeniden bir araya gelmeyi kararlaştırdı.

Viyana'daki buluşmada tarafların yeni sürece ilişkin görüş alışverişinde bulunmaları bekleniyor.

Türkiye ve Ermenistan, ilişkilerini normalleştirmek için aslında daha önce de iki kez girişimde bulunmuştu.

İlk normalleşme ve diplomatik ilişkilerin tesisi girişimi, 1990'ların başında eski Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Ermenistan'ın bağımsızlığını kazanması sonrası gündeme geldi.

Fakat 1993'te Karabağ topraklarının Ermenistan tarafından işgal edilmesiyle süreç sekte uğradı. İki ülke arasındaki sınır kapatıldı; kara, demir ve hava yolu bağlantıları kesildi.

Daha sonra ikinci kez 2009 yılında İsviçre'nin Zürih kentinde bir araya gelen Türkiye ve Ermenistan temsilcileri "eşitlik, egemenlik, diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmeme, toprak bütünlüğü ve sınırların dokunulmazlığı" ilkelerini tanıyarak ilişkileri normalleştirme doğrultusunda ikili bir protokol imzaladı. Ancak bu protokoller iki ülkenin parlamentoları tarafından onaylanmadı. Süreç yine başarısızlıkla sonuçlandı.

"TEMEL AÇMAZ ORTADAN KALKTI"

Peki üçüncü kez ilişkileri normalleştirme girişiminde bulunan Ankara ve Erivan bu kez başarılı olabilecek mi?

DW Türkçe’den Lamiya Adilgizi’nin haberine göre, Düşünce kuruluşu Carnegie Europe'tan Kafkasya uzmanı Thomas de Waal, "rekabet, güvensizlik ve tarihi sorunlarla boğuşan bir bölgede bunun kolay olmayacağı" kanısında. Berghof Vakfı'nın Azerbaycan ve Kafkasya uzmanı Bahtiyar Aslanov ise biraz daha umutlu. Zürih'teki sürecin bölgesel ve uluslararası güçler tarafından olumlu karşılansa da Azerbaycan tarafındakabul görmediğini hatırlatan Aslanov, Azerbaycan'ın o dönemde Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Ankara'nın Erivan'la normalleşmesine sıcak bakmadığına dikkat çekti.

Ancak Azerbaycan'ın Eylül 2020'de 44 gün süren savaştan sonra Karabağ topraklarını geri almasıyla şimdi normalleşmeye engel şartlardan birinin resmen ortadan kalktığına işaret eden Aslanov, "Böylece şimdi hem Türk diplomasisi hem de Türk toplumu için temel açmaz ortadan kalktı" görüşünü dile getirdi.

Azerbaycan'ın Karabağ topraklarını Türkiye'nin askeri desteğiyle kazandığına işaret eden Aslanov, son savaştan da ciddi ekonomik ve demografik kayıplarla çıkan ve her anlamda Rusya'ya bağımlı olan Ermenistan'ın gerçek politik adımlar atmaktan başka seçeneğinin olmadığının altını çizdi. Ermeni hükümetinin hem Türkiye hem de Azerbaycan'dan gelen barış çağrılarını dikkate alması gerektiğini söyleyen Aslanov, bu adımın Ermenistan'ın bölgede bağımsız devlet olarak gelişmesi için önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, yeni sürecin Zürih'te yapılan, ancak daha sonra feshedilen protokollerin devamı niteliğinde olmadığını belirterek taraflar arasındaki toplantıların 13 yıl öncesine kıyasla çok daha ümit verici olduğunu kaydetmişti.

Azerbaycan da yıllar sonra ilk kez geçen yıl Aralık ayında Ermenistan ve Türkiye'nin ilişkileri normalleştirmeye yönelik girişimlerine "tam destek verdiğini" açıklamış ve böylece Bakü, Ankara-Erivan yakınlaşmasını artık engellemeyeceğinin sinyalini vermişti.

"TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ AYRI, DAĞLIK KARABAĞ AYRI"

Uluslararası Krizi Grubu'ndan (ICG) araştırmacı Olesya Vartanyan iseDağlık-Karabağ sorununun iki ülke arasındaki normalleşme sürecini şimdiye kadar hep yokuşa sürdüğünü, üçüncü kez de bunun tekrarlanabileceği görüşünde.

Ankara'nın dış politikada Azerbaycan ile işbirliği içinde olduğunu söyleyen Vartanyan, "Eğer Ermeni-Türk müzakerelerinde Dağlık Karabağ meselesi yeniden gündeme gelirse normalleşme süreci çok kısa sürer. Türk-Ermeni ilişkileri ayrı, Dağlık Karabağ meselesi ayrı. Bu iki konunun birbiriyle karıştırılmaması lazım" görüşünü dile getirdi.

Erivan'la sınırlarını düzenlemeye çalışan Bakü, Ermenistan üzerinden Nahçivan'a transit Zangezur koridoru  açmayı planlıyor. Ulaşım ve ticaret bağlantılarını bu yol üzerinden yapmayı düşünen Azerbaycan, Ermenistan ile yaptığı ateşkes anlaşmasını da nihaî bir barış anlaşmasına dönüştürmeyi hedefliyor. Thomas de Wall'a göre, Ermenilerin itirazlarına karşı Türkiye, Azerbaycan'la birleşip koridorun güvenliğini normalleşme için ön koşul yaparsa o zaman görüşmeler tekrar başarısız olabilir.

ERMENİLER TÜRKİYE'Yİ "GÜVENLİK TEHDİDİ" OLARAK GÖRÜYOR

Ermenistan'daki manzara ise biraz daha farklı. Merkezi ABD'nin başkenti Washington'daki Uluslararası Cumhuriyet Enstitüsü'nün (IRI) iki ay önce yaptığı bir anketin sonuçlarına göre, Ermeni halkının yüzde 90'ı Türkiye'yi "büyük bir siyasi ve güvenlik tehdidi" olarak görüyor. Araştırmaya katılan Ermenilerin sadece yüzde 6'sı sınırların açılmasını "olumlu" değerlendiriyor.

Dağlık Karabağ'daki son savaştan sonra Ermenistan halkının çoğunluğunun Türkiye'yi güvenlik tehdidi olarak görmesinin şaşırtıcı olmadığını söyleyen Olesya Vartanyan, "Burada gerçekten önemli olan ve dikkat edilmesi gereken nokta şu: Ermeni nüfusunun yüzde 70'i Türkiye ile güçlü bir ilişki kurulmasını istiyor. Yeter ki Karabağ ön şart olmasın" diye konuştu.

"SİVİL TOPLUM DA SÜRECİ DESTEKLEMELİ"

Öte yandan yeni normalleşme süreci öncekinden farklı olarak ilerlese de Osmanlı döneminde 1915 'te yüz binlerce Ermeni'nin katledilmesine ilişkin Türkiye'nin resmi tutumunu değiştirmesi de önemli bir beklenti. Ermenilerin önemli bir kısmı Ankara'dan 1915'te yaşananlar için özür dilemesini ve yaşananların soykırım olarak tanımlanmasını istiyor.

"Şu anda iki halk arasında birbirlerini tanımamaktan kaynaklı bir yabancılık olduğu muhakkak" diyen İstanbul merkezli Demokrasi Araştırmaları Merkezi uzmanlarından Aybars Görgülü'ye göre toplumsal algılar zamanla değişebilir. Görgülü, iki ülke arasındaki sınırlar açılmadan karşılıklı önyargıların kırılmasının imkansız olduğunu, ancak sınırların açılmasıyla birlikte karşılıklı algıların olumluya dönüşebileceğini ifade etti.

Resmi düzeydeki yakınlaşmanın zamanla toplumsal bir uzlaşma sürecini de tetikleyeceğini söyleyen Görgülü, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşebilmesi için sivil toplum örgütlerinin daha etkili olması gerektiğini de söyledi.

Görgülü'ye göre sürecin en büyük eksiği destekleyici bir sivil toplum ayağından ayağından yoksun olması. Geçmiş deneyimlerde resmi süreci dinamik sivil toplumun desteklendiğini, ancak karşılığında siyasi iradenin yetersiz olduğunu hatırlatan Görgülü, "Şu anda güçlü bir siyasi irade var ancak sivil toplum etkileşimi yok" dedi. Soykırım meselesi gibi zor ve travmatik konuların da ancak böyle toplumsal etkileşimle çözülebileceğini vurgulayan Görgülü'ye göre, sınırların açılması diplomatik ilişkilerin tesis edilmesinde sadece bir başlangıç.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe