Türkiye kocaman bir ikna odasıdır

Abone Ol

Neden böyle oluyor? Neden yeni bir hak ihlali yapmadan bir hakkın peşine düşülemiyor bu ülkede?
Seney-i devriyesine yakın, hem de memlekette böyle 28 Şubat retrospektifi havaları eserken, Nur Serter’in ismini başka türlü hatırlayabilirdik bugünlerde. Dönemin İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı Serter’in, artık ne yapsa isminden gayri düşünülemeyecek, neredeyse ‘markası’ haline gelmiş ikna odalarını konuşabilirdik. Üniversitelerine girebilmek için, içeride tek bir aynanın olduğu derme çatma odalardan, uyduruk kabinlerden her gün başka biri olarak çıkmak zorunda kalan, okul birincisi olup diploma törenlerine katılamayan o genç kadınları hatırlayabilirdik. ‘Bu yoldan’ vazgeçirilmek için yapılan toplantılarda kimin neye ikna olduğunu tartışabilirdik. Bir dizi vesilesiyle oldu.
Üzgünüm ama işi Türkiye’ye göçmen işçi olarak gelmiş yabancıları bir odada fahişelik yapmaya ikna etmek olan bir kadına verilen isim, çağrıştırdığı gerçeğinden iki harfle farklı diye bu işten sıyırmak o kadar kolay değil. Buna kafadan uydurulmuş bir ismin tesadüfen benzeşmesi diyemezsiniz, lapsus diyemezsiniz. Sonuçları öngörülmemiş bir küçük hesap var burada. Çok acıklı gerçekten bu şekilde siyasi mesaj vermeye yeltenmek… Kafanın tam da böyle çalıştığını bildiğimiz için bir hak ihlali var ortada. 

Patronsuz ve pezevenksiz
Daha da fenası ise sonradan yaşananlar... Bütün meselenin bir dizide Nur Serter’i fahişe olarak göstermek üzerine odaklanması… Yeryüzündeki bütün kötülüklerin anası, hayatta yapılabilecek en kötü iş, en büyük ahlaksızlık… Nur Serter’i daha çok korumak isteyenler, daha çok ezdiler seks işçilerini. Seks işçiliği ne kadar kötülenirse, yapılanın kötülüğü öyle ortaya çıkacaktı çünkü. Kimse bu ülkede zaten dışlanan, potansiyel suçlu görülen, ‘kabahat’ işlemesi neredeyse devlet eliyle teşvik edilip sonra Kabahatler Kanunu’ndan cezalandırılan seks işçilerinin bu esnada ne hissedeceğini düşünmedi.
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, seks işçilerinin hakları için de mücadele eden, ‘Patronsuz ve pezevenksiz bir dünya’ arzulayan bir örgütlenme. Başkan Buse Kılıçkaya bu hadiseden sonra aldığı tutum vesilesiyle, Nur Serter’i 3-4 Mart’taki ‘Seks işçilerinin hakları insan haklarıdır’ temalı konferanslarına davet ettiklerini anlatıyor. Seks işçilerinin dertlerini bir milletvekili olarak dinlesin, bir kadın olarak anlasın, bir siyasetçi olarak onlardan demokrasi öğrensin istiyorlar.
Kılıçkaya “Kişi ismiyle soyisminin bir dizide kullanılmasından rahatsız olabilir. Ama ismi bir eczacı, doktor, bir bilmem ne olsaydı, bu rahatsızlığı duyacak mıydı?” diye soruyor telefonda sinirle. İkinci sorusu daha var Serter’e: “En kötüsü bunları bir vekilin söylemesi. Milletin vekili… Kim bilir kaç tane fahişe o partiye oy vermiştir, biliyor mu?” 

Büyük gözaltı
Bu hadise 2008’de, ‘İkna Odası’ adlı romanı tekrar basıldığında, yazar, insan hakları aktivisti Yıldız Ramazanoğlu’yla yaptığımız söyleşiyi anımsattı. Bu kurgusal metinden yola çıkarak ikna odalarını konuşurken, Nur Serter’in ismini bir de çarşaflı yeni CHP’lilere rozet takışı nedeniyle anmıştık.
Yıldız Hanım o gün, “Genel anlamda ikna odası cumhuriyetin kurulmasıyla başlamış. Bu toplumun ikna edilmesi süreci, bu dar vizyonlu tahayyülün topluma giydirilmesi için yaratılan, Şerif Mardin’in deyimiyle ‘büyük gözaltı’ hâlâ sürüyor” demişti.
Orada vatandaşlarının hepsini Türk ve Sünni Müslüman olduğuna inandırmaya çalışan dev bir ikna odası olarak Türkiye’den, Kürtlerin sokulduğu ikna odalarından konuşmuştuk. Eksikmiş.
Türkiye kocaman bir ikna odası. Türk, Sünni, heteroseksüel, sınırını kendi neyle çizdiyse ahlaklı, tahayyülünde nasıl belirlediyse normal olmayanların mütemadiyen ikna edilmeye çalışıldığı devasa bir oda.
Bunun farkına varmayan tekil hak mücadeleleri de o yüzden eksik kalmaya mahkûm. O yüzden bu ülke daha da boğucu.

{ "vars": { "account": "UA-51532466-3" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }